ŞEHRİYAR

12.Bölüm

Yazar:

ŞEHRİYAR - Çiğdem Kılınç kitap kapağı
ŞEHRİYAR kitap kapağı

Arada garip bir sessizlik daha geçti. Rohat yaslandığı yerden masaya doğru eğildi. "Az önce verdiğim namus üzerine olan öğüt her şeyin üzerine geçerliydi. Bilirsin ki namus her şeydir. Sen mesela burada can düşmanınızın bekâr oğluyla yemek yiyorsun. Yakışık kaldı mı?" "Bu masada sen olduğunu bilsem buraya adım atmazdım ben. Karşında ben olduğum için bunu lütuf say." Ceylan kıpkırmızı kesilerek söylediği son cümleden sonra daha söyleyecek bir şey bulamadı. İçinden sürekli kalk git diye tekrarlıyordu ama kalkmıyordu. Karşıdaki adama cevabını vermeden, onu susturmadan kalkmayacaktı. "Lütuf sayacağım şeye bak. Fırsat kollayan düşmanımın kızının namlusunun ucundayım." "Diğer türlü bu kadar uzun konuşturmazlardı." "Sahi, senin ağan nerede? Deminden beri etrafa bakıp duruyorsun. Ona mı bakınıyordun, korktu da mı gelmedi?" "Bir kadınla baş edemiyorsun diye karşında bir erkek mi istiyorsun?" "Keşke sen ağa olsaymışsın Ceylan Şero. En azından mert bir hasmımız olurdu. Olümden korktuğu için köşe bucak saklanan bir erkekten daha cesursun." "Diyar asla korkak değil. Senin gibi sıradan bir aşiret ağasına göre çok daha akıllı, mert, delikanlı biridir. En azından bizde bir erkek var, o da adam gibi adam. Sizde yüzlerce var ama belli ki adam yok." Rohat yeniden güldü. "Boşuna beni kışkırtmaya çalışma. Dediğin gibi ilk kurşunu biz atmayacağız. Ha ama kurşun sırası bizde, biliyorsun. Buna rağmen nasıl bir oyun çevirip karşıma geldiniz, anlamadım. Ne istiyorsunuz benden?" "Gelip benim masama oturan sensin, benim senin gibi bir adamla hiçbir işim olmaz." "Şerolardan bir kadının benimle işi olmamasına ben sevinirim." "Doğru, söz dinleyen, sesi çıkmayan, erim ne derse o diyen kadınların işine yaraman seni sevindirir." "Aynen, biz yavru ceylan severiz." Adının anılması ile yüzü kıpkırmızı olan Ceylan'ı görünce Rohat ne dediğini fark etti ve anında pişman oldu. Yeniden kendine hatırlattı; o düşmanımın kızı. "Aşiretin o kızlarla doludur. Tam sizlik." "Sizin aşirette olduğu gibi karısının eteklerini öpen adamlar yok bizde." "Bizim erkeklerimiz Allah'ın emanetine sahip çıkıyor ve siz bunu küçümsüyor musunuz? Hah ama doğru, siz namus adına kadınları öldüren erkeklersiniz. Ne delikanhılık ama?" Rohat'in öfke ile yeniden çenesi gerildi. Sözleri doğruydu ama haklı değildi. Bu yüzden sert bir sesle konuştu. "Öldürmeyi ben bulmadım, kimseyi de öldürmedim ama babamın katilinin kızlarından biri karşımda dururken ben kendimi tutuyorsam pek de sandığın gibi biri değilim. Siz benim babamı öldürdünüz, yetmedi halamı da bize öldürttünüz. Iki gün önce amcamı vurdunuz." "Diyelim ki vurduk. Neden öldürmedik?" "Beceremediniz de ondan." "Koskoca aşiretinizin içine girip amcanı vuracağız ve ölmeyecek, öyle mi?" Rohat Ceylan'ın eğlenen yüzüne bakkaldı. Haklıydı. Bunun muhasebesini elbette yapmıştı. Bu cümlelerdeki ikazı da almıştı. Kaşları öfke ile çatıldı. "Bunun elbette bedeli olacak. Ağanız olacak adama söyle, kadınları karşıma getirerek bu işten kaçamaz. O kan sizden akacak, öyle ya da böyle." Rohat'ın ayağa kalkması ile beli ikiye bükülmüş bir garsonun yanına gelmesi bir oldu. "Ağam bağışla, masanız karışmış. Vallahi burada olsaydım ben yanlış yapmazdım. Af buyur." Rohat sinirle adama bir bakış attı ama bir şey demeden çıkışa yöneldi. Gözleri öfkeyle, intikamla parlıyordu. Ceylan'ın sözleri zihninde çoğalıp duruyor, yankılanıyordu. Sırada yeni bir ikaz mı vardı yoksa amcasının vurulması fragman mıydı, kestiremedi. Oyle ya da böyle kararı netti. Araba koltuğuna oturur oturmaz telefonunu çıkardı ve ilk kişiyi aradı. Diğer yandan kontağı çeviriyordu. "Diyar Şero evden çıkar çıkmaz onu bana getirin." "Tamam ağam." Sonra kardeşini aradı. Daha konuşmadan ahizenin diğer ucundaki Agit cevap verdi: "Çiya' yı aldık" Rohat sıradaki kanın Şeranlardan akmayacağına kesin karar vermişti.

Bölümün tamamını WritePad'de oku