11.Bölüm
Yazar: Çiğdem Kılınç

Rohat'ın yüzü öfke ile çevrelendi ama renk vermedi. Omuzlarını oynattı gerginliğini atmak için. İçten içe etkilendi kadının korkusuz duruşundan. Ama bunu elbette ne belli ederdi ne de savunurdu o an. "Kendinizi böyle mi teselli ediyorsunuz? Belli ki küçük aynanda kendini yavru ceylan değil de aslan olarak görüvorsun." "Şeroların aslan olduğunu herkes bilir. Gövdemizden kestiler diye asıl kökün biz olduğumuzu unutmuşsunuz." Rohat küçümseyici bir gülüşle karşılık verdi. "Hangi kök? Soyunuz kuruyor Şerbeganlardan. Erkekleriniz ya öldürülüyor ya hapiste ya da sürgünde. Başınızda bir kadın var. Erkeklerinizi değil, önümüze kadınlarınızı koyuyorsunuz." "İşte bu cehaletiniz ve cahilliğiniz yüzünden Şerbegan'ı yönetemediniz. Hep geri kaldınız. Hâlâ o küçücük köhne çölde yaşıyorsunuz. Sayınız bizden çok olsa ne olur, erkekleriniz bizden fazla olsa ne olur? Sizin zihniniz cinsiyetçi oldukça siz hiçbir yere varamazsınız. Tonla erkek dolu aşiretiniz Şervanlardan korkuyor." Rohat tokat yemiş gibi oldu. Asla erkekleri olan aşireti ile övünecek değildi ama şu an karşısındaki kadını küçümseyebileceği tek silah buydu ve anında da pişman oldu. "Istersen karşında dört diplomalı bir profesörle konuş, bu topraklarda idare için bir erkek şart. Buna cehalet diyorsan evet, cehalettir. Ama biz buyuz, bizim coğrafyamız bu. Siz geçici süre kadınları ağa yaptınız diye bu asla değişmeyecek ve siz çok medeni olmayacaksınız. Yoksa Hatun Ağa yeğenini yirmi yıl bizden saklamak yerine, ne de olsa bir tane kızımız var, deyip seni geçirirdi başa. Ceylan'ın yüzü kıpkırmızı kesildi. Eşarbı boynunu sıkıca kavradı. Boğuluyormuş gibiydi, sıcakladı biraz. Rohat haklıydı. Diyecek başka bir şey bulamadı. "Bu cehaletini alıp kalk masamdan. Buraya ne amaçla geldin bilmiyorum ama bir kadın tarafından vurulmak istemiyorsan bir daha karşıma çıkma." "Ben hiçbir yere gitmiyorum, sen kalkıp gideceksin. O yeni yetme ağana söyle, bir daha karşıma kadınları göndermesin. Erkek gibi kendi gelip otursun masama. Bak bakalım o zaman bu masadaki silahı burada bırakıyor muyum?" Ceylan geriye yaslanarak Rohat'a meydan okudu. Karşısındaki adamın tavırları kendisini çileden çıkarmıştı. Bu yüzden ani bir hareketle masadaki silahı alıp birden Rohat'a doğrulttu. Etraftaki birkaç şaşkın bakışla birlikte Rohat hiçbir tepki vermeden sadece onu izledi. "Sen galiba sandın ki ben korktuğum için silahı masaya koydum. Bu silahı çıkardım çünkü seninle hasımlığımızın nişanesi. Karşılıklı otursak dahi arada kan olur. Gerektiğinde korkmadan çekerim tetiği. Ben bu silah masada olmadan değil seninle konuşmak, karşında bile durmam." Rohat bir elini masaya, diğer elini dizine koydu. Geriye yaslandı. Bir yanı hoşuna gitti bu buluşmanın. Tanıdığı hiçbir kadına benzemeyen bu gözü pek ama kendisine göre pek akıllı olmayan kadına eğlenerek cevap verdi. "Bu cahil adam sana bir öğüt versin; bana öğrettiler ki eğer silahı kınından çıkarırsan, ateş etmezsen namussuzsun." Ceylan Rohat'ın karşısında bir kez daha kıpkırmızı kesildi. Sıcakladı, nefesi kesildi sandı heyecanla. Korkuyor muydu kestiremedi. Şeref ve namusuna laf söylenmesi ar damarına dokundu. Rohat onun tetiği çekmeyeceğine emindi, ta ki dudağının kenarında şeytani bir gülümseme belirene kadar. Bir an, kısacık bir an, Ceylan tereddüt bile etmeden parmağını yerinden oynattı. Rohat onun ateş edeceğini sandı. Lakin Ceylan silahı tekrar indirdi. "İlk kurşun bizden çıkmayacak, Rohat." Rohat ateş etmemesine bir an içerledi. Ne olurdu oyununa gelseydi de ateş etseydi. Böylece bu döngüye bir son verebilirlerdi ya da iki aşiretten bir tanesi yok olabilirdi tertemiz bir son ile. "O ilk kurşun sizden çıktı zaten Ceylan. Ağanızın döndüğü gün amcam vuruldu." "Göğünüzde kuş uçsa bizden mi bileceksiniz? Bilmeyin, korku alametidir bu." "Korku hasmını sırtından vuranlardadır." Rohat'ın babasını kastettiğini biliyordu Ceylan. Onun bu kaskatı ve soğuk hâli tüyler ürperticiydi. Aynı şekilde cevapladı onu. "Asıl korku şu çok övündüğün erkekler yerine kundakta bebeği olan bir ka…