10.Bölüm
Yazar: Çiğdem Kılınç

Akşamüstü gün batmadan şirketten çıktığında eve uğramadan direkt restorana geçti. Eski şehrin en işlek mekânlarından biriydi ve gelen her turisti büyüleyecek etkide efsunluydu. Rohat arabasını park edip restoranın basamaklarını ikişer çıktı. Bugün o kadar mutluydu ki onun moralini bozacak hiçbir şey olamazdı. Neşeyle içeri girdiğinde onu kapıda karşılayan garson, her zaman suratsız ve ciddi gördüğü Rohat'ı ilk kez bu kadar mutlu gördüğüne şaşırdı. "Rohat Bey, size eşlik edeyim, masanız hazır." "Gerek yok aslan, ben giderim." Sevinçli hâli herkese iki kat iyi davranmaya meylettiriyordu onu ki garsonun kendisine eşlik etmesine izin vermedi. Her zamanki masası zaten hazırdı. Bugün bu kadar ciddi bir saygıya gerek yoktu. Bütün şehri ayaklarının altına aldığı masaya vardığında bir an durdu. Arkası dönük tesettürlü bir kadın masada oturuyordu. Yavaşça gelip tam karşısında durduğunda kadın manzaradaki bakışlarını gelen kişiye yöneltti. Hani derler ya, doğru kişiyi gördüğümüzde bakışlarımız onu ruhumuza yansıtarak hatırlatır. O an ikisinin arasında öyle bir his dolaştı. Ve birkaç saniye sessizce birbirlerini tanıyan kalpleri atışlarını paylaştılar. Rohat avukatın kadın olduğunu bilmiyordu. Bu yüzden şaşırmıştı. Ama belli ki karşıdaki kadın bu şaşırmalara alışıktı. "Hoş geldiniz." dedi ayağa kalkarak. Kendisine dikilen bakışlara takıldı bu defa Rohat. Batan güneşin en son ışığı bir iki saniye kadının gözlerine dokundu. Gördüğü en koyu renk yeşil gözler ve irisi çevrelenmiş kahverengi bir halka. Rohat bir ormana bakıyormuş gibi hissetti. Sanki o orman kendisinindi. Yutkunarak başını eğdi ve kaşlarını çattı. Asla bir kadına anlık bir hoşlanma yaşamazdı. Daha önce hiç kimseyi gözü görmemişti. Bu yüzden bu kadına ettiği dikkat kendisini rahatsız etti. Içten içe kızdı kendine. Kadın elini uzatmamıştı. Rohat'ın birkaç saniye durakladığını fark edince eliyle sandalyeyi gösterdi. "Buyurun, oturun lütfen, belli ki beni beklemiyordunuz." Rohat kendisine geldi. "Evet, kusura bakmayın, şaşırdım biraz. Lütfen siz de oturun." Karşılıklı oturmaları gerçekleşince Rohat masanın boş olduğunu fark etti. İlk olarak önünde duran dosyayı kenara bıraktı. Once yemek yemeli, sonra iş konuşmalıydılar. Garsona bir el işareti yaptı. "Beklettiysem özür dilerim. İşim biraz uzadı." "Estağfurullah, ben erken geldim." Garson gelip servisi açtı. Aralarında garip bir sessizlik oluşunca Rohat kadına yan bir bakış attı. Garipsemişti. Normalde kadınlarla iş yapmazdı, bu coğrafyada kadınlar iş insanı olmazdı çünkü. Ama karşısında başka kültürden biri vardı neticede. İlk kez böyle bir durumla karşılaşmıştı. Belli ki şirkette son anda bir değişiklik olmuştu çünkü avukatın erkek olduğuna emindi. Kadının kendinden emin duruşu ve çok genç olması Rohat'1 etkiledi. Tanıdığı hiçbir kadın böyle durmazdı karşısında. Ailesindeki tüm kadınlar narin yapılı, naif karakterliydi. Karşısındaki bu kadın ise güçlü, cesur ve zarafet sahibiydi. Farkında olmadan Zülüf ile kıyasladı. Onun narin yapısının yanında bu kadının güçlü bir aurası vardı. Sonra bunu fark etti ve savunmaya geçti. Kendisi de zaten narin kızlardan hoşlanırdı. Zülüf o hâliyle zaten çok güzeldi. Sanki bu kadın çirkindi? Hayır, güzeldi. "Ee, nasıl Mardin?" diye sordu aradaki sessizliği bozmak için. Kadın da daldığı yerden çıkarak garip bir şaşkınlıkla Rohat'a baktı. "Mardin hep güzel... Sizce nasıl?" "Gece gerdanlık, gündüz seyranlık derler. Öyledir memleketim, çok güzeldir." "Buralı olduğunuzu bilmiyordum." "Nasıl?" Kadın bir şey söyleyeceği sırada garson geldi ve servise başladı. Konu arada kaynadı. Yemekler hazır olunca Rohat eliyle başlamasını istedi kibar bir şekilde. Ikisi de açtı. Bu yüzden sessizce yemeklerini yemeye başladılar. Kadın başını kaldırıp etrafa bir göz gezdirdi, aradığını bulamayarak yeniden önüne döndü. Rohat bu arayışı fark etti ama sormadı. Bir an önce işini bitirip evine gitmek istiyordu. Kadın önündeki salata ile oynamaya başlayınca Rohat sevdigi yemek olan Firkiye' yi gösterdi. "Lütfen tadına bakın.…