10.Bölüm
Yazar: Çiğdem Kılınç

Rohat terastan aşağı inerken dalgın bir şekilde, merdivenlerde Zülüf ile karşılaştı. Onu görür görmez başındaki kara bulutlar dağıldı. Yüzündeki o gülümseme hemen yerini buldu. “Zülüf, nasıl oldun?” diye sordu merakla. Zülüf soruyu anlamadan birkaç dakika yüzüne baktı. Bu bakışın ardından açıklama gereği hissetti Rohat: “Annen hasta demişti.” “Ha evet, iyiyim teşekkür ederim. Sen babamın yanından mı geliyorsun?” “Biraz bitkin duruyor. İlaçlarını aldı mı bugün?” “Sen de fark ettin değil mi? Bir derdi var ama bana söylemiyor. Sana anlatmıştır dedim.” “Toplantıya onun yerine benim gitmemi istedi.” Bu isteğe Rohat kadar Zülüf de şaşırmıştı. Hatta bu toplantıyla Rohat’ın aşiret reisi olacağını anladı. Evin önüne konulacak gelinlik hemen gözlerinin önüne geldi. Yutkundu. İçinden yeniden duaya durdu: Allah’ım, bana bir çıkış yolu göster, diyerek... Ardından hemen sildi bu görüntüyü gözlerinin önünden. Bu iş korktuğu ciddi olan o yere doğru gidiyordu demek ki. “Vardır bir bildiği babamın.” “Müsait olduğun bir gün yemeğe çıkalım mı? Biraz vakit geçiririz.” Zülüf bu tekliften rahatsız oldu çünkü herkesin aklında bulunan, onlara göre o hayırlı düşüncenin Rohat’ın zihninde de olduğunun farkındaydı. Bunu istemiyordu. Babasına söylemişti, annesine söylemişti ama belli ki onlar bunu ne Rohat’a ne de ailenin geri kalanına söylememişti. Bu yüzden Rohat’ın her fırsatta kendisi ile konuşmak için an kollamasını savuşturmak zorunda kalıyordu. Ama buna bir son vermeye karar vermişti. Böyle gidemezdi. Rohat’ı karşısına alıp onunla ciddi bir şekilde kendisi konuşmalıydı. Bu da bir fırsattı. “Aslında benim de seninle konuşmam gereken bir durum var, bu akşam çıkalım mı?” Rohat’ın yüzünde çiçekler açtı. Eğer Zülüf onu bir abi olarak görmeseydi bu gülüşüne âşık olabilirdi ama olmadı. Ve o gülüş anında söndü. Rohat hayal kırıklığına uğradı. Çok uzun zamandır beklediği fırsat ayağına gelmişti. Zülüf’ün kendisini ektiğini biliyordu ama pes etmiyordu ve ilk defa istediği teklif Zülüf’ten gelmişti. Bu yüzden kabul etmemek gibi bir lüksü olamazdı. Lakin edemezdi çünkü aylardır beklediği büyük projenin şartlarını konuşmak için avukatla akşam yemeği yiyecekti ve bunu ertelerse yeniden üç ay peşlerinde koşması gerekecekti. “Aslında akşam iptal edemeyeceğim bir toplantım var ama yarın olsa olur mu?” “Olur, tamam.” Zülüf onu bırakıp arkasını dönüp giderken Rohat hayatında hiç olmadığı kadar mutlu bir yüzle onun ardından baktı. Sonunda, dedi içinden, o an geldi. Beklediğine değecekti. . . . Akşamüstü gün batmadan şirketten çıktığında eve uğramadan direkt restorana geçti Rohat. Eski şehirde bulunan en işlek mekânlarından biriydi ve gelen her turisti büyüleyecek etkide efsunluydu. Rohat arabasını park edip restoranın basamaklarını ikişer çıktı. Keyfi o kadar yerindeydi ki onun moralini bozacak hiçbir şey olamazdı bugün. Neşeyle içeri girdiğinde onu kapıda karşılayan garson, her zaman suratsız ve ciddi gördüğü Rohat'ı ilk kez gülümserken görünce şaşırdı. "Rohat Ağam, size eşlik edeyim, masanız hazır." "Gerek yok kardeşim, ben giderim." Mutlu ahvali herkese iki kat iyi davranmaya meylettiriyordu onu ki garsonun kendisine eşlik etmesine dahi izin vermedi. Her zamanki masası zaten hazırdı. Bugün bu kadar ciddi bir saygıya gerek yoktu. Bütün şehri manzarasının ayaklarının altına serildiği masaya vardığında bir an durdu. Arkası dönük tesettürlü bir kadın masada oturuyordu. Yanlış masa mı diye etrafa bakındı lakin hayır kendi masasıydı, Yavaşça gelip tam karşısında durduğunda kadın manzaradaki bakışlarını gelen kişiye çevirdi. Derler ki doğru kişi gördüğünüz an ruh onu hatırlar. O an ikisinin arasında öyle bir his dolaştı. Ve birkaç saniye sessizce birbirlerini tanıyan kalpleri atışlarını paylaştı. Rohat avukatın kadın olduğunu bilmiyordu. Bu yüzden şaşırmıştı. Ama belli ki karşıdaki kadın bu şaşırmalara alışıktı. "Hoş geldiniz." dedi ayağa kalkarak. Kendisine dikilen bakışlara takıldı bu defa Rohat. Batan güneşin en son ışığı bir iki saniye kadının gözlerine dokundu. Gördü…