Giriş
Yazar: Çiğdem Kılınç

"Ağa Beg, bu işi en kolay yoldan çözmekte fayda var." diyen Şerbekoların lideri Bekir, son üç toplantıdır aynı meseleyi konuşmaktan ve sonuca ulaşamamaktan bıkmıştı. Yine toplantının konusu aynıydı; yeni bir birleşme. Sınır ötesi aşiretlerle bir suyolu mevzusu için çekilen silahların ardından kendi ailesinden dört kişi yaralanmıştı, biri hâlâ yoğun bakımdaydı. Bunun çözümü ise Alaaddin Ağa'dan yardım almaktı ama bilirdi ki Alaaddin de tek başına yetmezdi. Diğer ailelerin de yardımına ihtiyacı vardı. Birleşmeli, güçlenmeliydiler. Ama aileler arasındaki kan davasını kurutmak imkânsız görünüyordu. Özellikle de Şeranların kini bitmez tükenmezken. Ağa Beg elindeki tespihi bir tur daha çekti. "En kolay yol herkesin birbirini öldürmesidir." "O zaman zor olan uygundur." "Zor olan nedir?" "Herkes bilir, evlilik." Bu cümle iki reisin kaşlarını çatmasına neden oldu. Birbirinin tarafına geçen diğer liderler için sıkıntı yoktu ama arada kan varken Şeranlar da Şerolar da bunu kabul etmezdi. Bunu anlayan Bekir, ortamı yumuşatmak adına konuştu: "En iyi ve güçlü yol budur. Biz size kız vermedik mi? Akraba değil miyiz? Sırtımızı size dayamıyor muyuz? Ha, Ağa Beg de kızını zamanında Şeradinlere verdi. Bak, adamlar ta Rusya'ya mal götürüp getiriyor. Bugün benim suyumu kesenler yarın da senin suyunu keserler, Celo Ağa, iyi düşün. Birleşmek en iyi yoldur." Celo'nun bu kırmızı çizgisiydi ve kararı netti. "Benim verecek kızım yok." Bu defa Abdullah'a dönen bakışlardan, kadınları ile bilinen Şeroların kız vermesi gerektiği iması yapılınca Abdullah da Celo'nun yaptığı gibi olmayandan konuştu: "Bizim de alacak oğlumuz yok." Celo Ağa ayağa kalktı. Ağa Beg onun bu asi tavrına karşılık vermedi, evvela bakışlarını Abdullah'a dikti. Şerolardan gelen elçi damat Abdullah'a sinirlenmişti zaten çünkü onu değil, asıl reisi görmek istemişti karşısında Ağa Beg. Gelmeyeceğini biliyordu ama yine de beklemişti. Bakışlarını çekti, elindeki tespihi son bir kez çevirdi. Sonra Celo Ağa'nın sağında bulunan yeğeni Agit'e baktı. Kibirlerinin neye mal olduğunu onlara göstermeliydi. Bu bakışı anında yakaladı herkes ve ondan gelecek cümlenin soğukluğu hemen etraflarını sardı. Ayağa kalktı yavaşça, sonra belinden silahını çıkardı. Diğer aşiret reisleri yerlerinden kımıldandı. Herkes bilirdi ki Alaaddin Beg silahını çıkarırsa mutlaka o silah patlardı. Bakışlar kendisindeyken Ağa Beg, Şeroların damadına döndü, elindeki silahı uzattı. "Kalk, al silahı Abdullah, kan sırası sizdedir. Al bu silahı reisinize götür. De ki Şeranların kanı size helaldir." Uzatılan silaha baktı Abdullah. Eğer söylendiyse yapmalıydı. İçinden bir kez daha elçi olarak geldiğine küfretti. Nereden bulaşmıştı bu delilerin işine, hayıflandı. Silahı almalıydı. Bu kurtlar sofrasına erkeksiz diye anılan bir aşiretin elçisi olarak gelmişti; eğer o silahı almazsa korkak sayılır, alay konusu olurdu. Lakin alırsa evde onu başka bir gazap da bekliyordu. İki tarafta da kaçarı yoktu. Bu yüzden ayağa kalkıp silahı aldı eline. Ağa Beg bu defa Celo'ya döndü. "Eğer sizden biri ölürse bunun kanı bana geçecek, bilesin. Ona silahı ben verdim. Sonra kan hakkı size geçecek ama onların da sizin öldüreceğiniz kimse yoktur. Said'in oğlu Diyar artık benim himayemdedir." "Sen ne dersin Ağa Beg? Canını, aileni siper ediyorsun. Onlar canınızı alacak ama siz bunu seyredeceksiniz, dersin?" "Sana sordum Celo. Sen kolay yol budur dedin." "Eğer benim ailemden birinin kılına zarar gelirse andım olsun kanını yerde komam." "Bu yemini baban da burada etti. Sonra iki kardeşin öldü. Bunun sonu yok, bilirsin. Şimdi burada herkes bilsin ki ben Alaaddin Beg Şervan, Aşireti Şerbegan olarak sizi yeniden birleşmeye davet ediyorum. Katılmazsanız sizinle ilişiğimizi keseriz. Katılırsanız bu herkesin çıkarına olur. Oylayın ağalar, var mısınız?" Reisler birbirine baktılar. Ilk el kaldıran, küçük aile aşireti olan Şeradin'in reisi oldu. Bölge lojistiği ellerindeydi, özellikle de kaçakçılık. Şervanların kızı gelinleriydi; bu desteği ölene dek de göreceklerdi.…