PERVÂNE SERİSİ | ŞEHBÂL (+18)

7.BÖLÜM

Yazar:

PERVÂNE SERİSİ | ŞEHBÂL (+18) – Seyvora Kajen kitap kapağı
PERVÂNE SERİSİ | ŞEHBÂL (+18) – Seyvora Kajen kitap kapağı

Bölüm görselleri

PERVÂNE SERİSİ | ŞEHBÂL (+18) - 7.BÖLÜM bölüm görseli 1
PERVÂNE SERİSİ | ŞEHBÂL (+18) - 7.BÖLÜM bölüm görseli 1

25 Ekim - 2017 Dersin bitmesine daha yirmi dakika vardı. Öğretmenin tahtaya yazdığı formüllere bakıyordum ama hiçbirini gerçekten görmüyordum. Kalemin ucunu defterimin kenarında gezdiriyor, bir yandan da saate bakmamak için kendimi zor tutuyordum. Sınıfın içi dışarıya göre sıcaktı. Öğleden sonra güneşi pencerelerden içeri vuruyor, sıraların üzerine uzun dikdörtgenler halinde düşüyordu. Yanımda oturan Alâ ise sabahtan beri tuhaf bir şekilde sessizdi. Normalde de çok konuşkan değildi zaten. Ama bugün farklıydı. Bir ara ona baktığımda yüzünün renginin solduğunu fark ettim. “Alâ?” Başını hafifçe bana çevirdi. “İyiyim.” Sesi o kadar kısık çıkmıştı ki neredeyse duymamıştım. Kaşlarımı çattım. “İyi görünmüyorsun.” Dudaklarının kenarı belli belirsiz kıvrıldı. “Biraz başım dönüyor.” “Revire gidelim mi?” “Yok.” Daha fazla ısrar edecektim ama Alâ bir anda gözlerini kapattı. Elindeki kalem parmaklarının arasından kayıp masanın üzerine düştü. “Alâ?” Bu kez sesimdeki endişeyi gizleyemedim. Alâ gözlerini açmaya çalıştı. Fakat bakışları bir noktaya tutunamıyordu. Sanki bulunduğu sınıf yavaş yavaş onun etrafından çekiliyordu. “Alâ!” Sıramdan kalktım. Tam o sırada bedeni öne doğru yığıldı. Hiç düşünmeden ona uzandım. Kollarımın arasına düştü. Ağırlığıyla birlikte ben de dengemi kaybettim ve ikimiz birden yere savrulduk. Dizim sertçe zemine çarptı. Ama acıyı fark etmedim bile. Çünkü Alâ’nın bedeni kollarımın arasında titriyordu. “Alâ, beni duyuyor musun?” Cevap vermedi. Onu biraz daha sıkı tuttum. Ve o anda oldu. Dünyanın sesi kesildi. Sınıftaki öğrencilerin bağırışları, sıraların gıcırtısı, öğretmenin telaşlı sesi… Hepsi bir anda çok uzaklardan geliyormuş gibi boğuklaştı. Alâ’nın duyguları üzerime çöktü. Korku. Öyle sıradan bir korku değildi. Göğsümün içine buz gibi bir şey saplanmıştı sanki. Nefes alamıyordum. Panik, çaresizlik… Ve çok daha derinlerde, alışılmış bir acı vardı. Bu acının yeni olmadığını hissedebiliyordum. Sanki Alâ bunu daha önce defalarca yaşamıştı. Sanki kendi bedenine güvenememek onun için günlük hayatın bir parçasıydı. Kalbim hızlandı. “Alâ…” Sesim titredi. Bir elim istemsizce onun sırtına gitti. “Tamam. Buradayım.” Neden böyle söylediğimi bilmiyordum. Belki onu sakinleştirmek için. Belki kendimi. Ama birkaç saniye sonra Alâ’nın titremesinin azaldığını fark ettim. Önce çok hafif. Sonra biraz daha. Nefesi düzensiz olmaktan çıkıp yavaşlamaya başladı. Yüzündeki kasılma gevşedi. Ben hala onun hislerinin içindeydim. Korku hala göğsümdeydi ama şiddeti azalıyordu. Alâ’nın da atağı hafifliyordu. Bunu anlayınca şaşkınlıkla ona baktım. “Geçiyor…” Kendi kendime fısıldadım. Alâ’nın göz kapakları titredi. Sonra gözlerini araladı. Bana baktı. Bakışlarında yorgunluk vardı. “Şehbal…” “Buradayım.” “Gitme.” Boğazım düğümlendi. “Gitmem.” Bizi revire götürdüklerinde Alâ hala halsizdi. Hemşire onu yatağa yatırdı. Bir süre gözlem altında tutulması gerektiğini söyledi. Öğretmen ailesine haber vermişti. Az önce yaşadığım şeyi anlamlandırmaya çalışarak Alâ’nın yanında oturmuş, parmaklarımı dizlerimin üzerinde birbirine geçirerek bekliyordum. Bir süre sonra Alâ gözlerini açtı. “Sen hala burada mısın?” “Sen bu haldeyken gideceğimi mi düşündün?” “Okul bitmiş olmalı.” “Önemli değil.” Bana baktı. Hafifçe gülümsemişti. “Benimle ilgilenmek zorunda değilsin.” Omuz silktim. “Zorunda değilim zaten.” Bir insanın korkusunu, çaresizliğini ve acısını kendi içinde hissetmek… Bunu kimseye anlatamazdım. Benim için yeni değildi. Ama Alâ’nın hisleri farklıydı. Çok yoğundu. Ve daha da garibi, ona dokunduğumda atağı hafiflemişti. Belki tesadüftü. Belki de değildi. Bilmiyordum. Kapının açılmasıyla ikimiz de başımızı çevirdik. İçeri bir adam girdi. İlk dikkatimi çeken şey yüzündeki ifadeydi. Panik içindeydi. Bakışları doğrudan yatağa uzanmış Alâ’ya gitti. “Alâ.” Dedi hızla Alâ’nın yanına gidip ellerini tuttu. “Güzelim benim.” Alâ’nın yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.“Abi.” “Ne oldu? Bayıldın mı?” Abisi telaşla konuşurken bir yandan Alâ’yı kontrol ediyordu. “Başını çar…

Bölümün tamamını WritePad'de oku