5.BÖLÜM
Yazar: Seyvora Kajen

Akşama kadar yatağımdan hiç çıkmamıştım. Ece, Bengi ve hatta Mete defalarca aramıştı. Hiçbirinin telefonunu açmamıştım. Büyük ihtimalle biri bana ulaşamayınca diğerlerine haber vermiş, onlar da sırayla beni aramıştı. Bütün gün yatağımda yatmaktan başka hiçbir şey yapamamıştım. Sanki bütün gücüm bedenimden çekilmişti. Ellerim ve kollarım bağlıydı. Ne düşünebiliyor ne de bir karar verebiliyordum. Ailem sürekli benim adıma karar veriyordu. Ve ben… Yıllardır onların verdiği kararlara göre yaşamıştım. Babamın fotoğrafını gösterdiği adamla evlenmem konusunda kararlıydı. Beni kontrol altında tutmaya çalışıyor, bunu yaparken kendi çıkarlarını da gözetiyordu. Belki de en acı olanı, bunu yaparken benim ne hissettiğimi hiç düşünmemesiydi. Ya da düşünüyordu. Sadece umursamıyordu. Derin bir nefes alarak yatağımda sırtüstü döndüm. Tavana bakarken, üzerime çöken ağırlığın beni yavaş yavaş içine çektiğini hissediyordum. Evran duysa tepkisi ne olurdu mesela? Bu düşünce aklımdan geçtiği anda kendi kendime gülümsedim. Daha yeni tanıştığım bu adam nasıl bir tepki verebilirdi ki? Zaten ben daha ne olduğunu bile anlayamadan, bütün tuhaflığıyla hayatımın içine girmişti. Üstelik üç yıldır beni takip ediyor, inceleme altına almak istiyordu. Hayatım gerçekten bir şakadan ibaret olmalıydı. Gerçekten. Bir tarafta kendi çıkarları doğrultusunda beni evlendirmek isteyen babam vardı. Diğer tarafta sesini asla duyuramayan annem… Ve yıllardır beni izleyen, beni anlamaya çalıştığını söylese de aslında bir denek gibi incelemek isteyen adam. Üstelik ben o adamı… Daha dün tanımışken, yarınlar yokmuş gibi öpmüştüm. Sonra da ona sahip olmasını istemediğimi söylemiştim. İnleyerek yüzümü yastığa gömdüm. Hayatım gerçekten bir şaka gibiydi. Ama hiç komik bir şaka değildi. Tam o sırada kapım tıklatıldı. Gel dememi beklemeden odamın kapısı açıldı ve içeri doğru büyük bir gürültü koptu. Ece telaşla odaya girmiş, girerken ayağı halıya takılmıştı. Arkasından gelen Bengi de ona çarpmış ve ikisi bir anda kendilerini yerde bulmuştu. Yatağımda doğrularak oturur pozisyona geçtim. Kaşlarımı kaldırmış, ne olduğunu anlamaya çalışarak onları izliyordum. “Selam kızlar?” dedim, sesimde hem şaşkınlık hem de merak vardı. Telaşla yerden kalkmayı başaran Ece, üzerini başını düzelterek bana döndü. “Memelerim sızlar!” Yaptığı espriye gözlerimi devirdim. Bengi ise söylene söylene ayağa kalkıyordu. “Gerçekten o kafanda neler yaşıyorsun, Ece?” Ece hiç düşünmeden cevap verdi. “Fazla düşünme, manyarsın.” İstemsizce gülmeye başladım. Önce Ece, sonra Bengi bana eşlik etti. Kısa bir süreliğine odanın içindeki ağırlık kaybolmuştu. Ama yüzümdeki gülümseme birkaç saniye sonra yeniden silindiğinde, ikisi de bunu fark etti. Sessizce yanıma geldiler ve yatağın ayak ucuna oturdular. Ece’nin sesi bu kez şakacı değildi. “Şehbal, iyi misin? Bengi sana ulaşamamış, merak ettik. Benim aramalarımı da açmadın.” Bengi de ona hak verircesine başını salladı. “Defalarca aradım kızım seni. Ulaşamayınca Ece’ye ve Mete’ye sordum. Hepimizi merakta bıraktın. Burada neler dönüyor?” Derin bir nefes aldım. “Sormayın…” diye mırıldandım. Gözlerime dolan yaşları tutmaya çalışırken ikisinin de bakışlarındaki merak daha da arttı. “Babam birini bulmuş bana. Kimdir, necidir hiçbir fikrim yok. Sadece bir fotoğraf tutuşturdu elime ve bu adamla evleneceksin dedi.” Ece ve Bengi aynı anda: “Yuh!” Diye bağırınca hemen susmaları için işaret ettim. Bu konuyu dillendirdiğimi babamın bilmesini istemiyordum. Zaten beni bir an önce evlendirip göndermek için fırsat kolluyordu. Bir de bunu öğrense, üzerimdeki baskıyı daha da artıracağından emindim. “Bu kadarı da fazla ama artık! Hangi devirdeyiz canım? ‘Bunu uygun gördük, evleneceksin’ devri mi kaldı?” Ece sinirle nefesini veriyordu. Onun tepkileri her zaman biraz aşırı olurdu. Duygularını çok rahat ifade eder, saatlerce bunun üzerine konuşabilirdi. Ona imreniyordum. Çünkü ben hiçbir zaman onun kadar kolay konuşamazdım. İçimde kopan fırtınaları dışarıya yansıtmak yerine, onları sessizce taşımaya…