4.BÖLÜM
Yazar: Seyvora Kajen

Merhabalar ✨ Umarım severek okuyacağınız bir bölüm olmuştur. Okuyan arkadaşlarım lütfen yorumlarınızı, fikirlerinizi eksik etmeyin. 🙏🏼 Keyifli okumalar ✨🖤 *** Gözlerimi açtığımda kitapçı yeniden vardı. Ama ben ayakta değildim. Dünya dönüyordu. Midem altüst olmuştu. Nefes alamıyordum. Personel odasındaki küçük koltuğa yatırılmıştım. Yattığım yerden kalkıp da bir adım atmaya çalıştım. Atamadım. Dizlerim boşaldı. Tam yere düşeceğimi sandığım anda iki güçlü kol beni yakaladı. Evran. Göğsüne çarptığımı hissettim. Kalbi çok hızlı atıyordu. “Bana bak.” Sesini uzaktan duyuyordum. “Şehbal.” Başımı kaldıramıyordum. Parmaklarım istemsizce titriyordu. “Nefes al.” Alamıyordum. Çünkü o gözler hala zihnimdeydi. “Sonunda seni bulduk.” Bu cümle beynimin içinde yankılanıyordu. Evran omuzlarımdan tuttu. “Şehbal!” Sesindeki korku ilk kez saklanamayacak kadar büyüktü. Midemin bulantısıyla aniden elimle ağzımı kapadım. Evran sanki olacakları biliyordu ve buna hazırlıklıydı. Personel odasının içindeki kapıyı açtı ve açar açmaz tuvalete eğilip kusmaya başladım. Saçlarım kısa olmasına rağmen Evran narin dokunuşlarla saçlarımı yüzümden çekti. Midem o kadar bulanıyordu ve o kadar halsiz düşmüştüm ki şiddetli kusmalarımın arasında ona gitmesini söyleyecek gücü bulmaya çalıştım ama yapamadım. Kusmam bittiğinde elimi yüzümü ve ağzımı yıkadım. Kendime gelmeye çalıştığım sırada kapının yanında duran kadının nefesi kesildi. “…İmkansız.” Bu sesi ilk kez duyuyordum. Ama Evran duyduğu anda yüzü bembeyaz oldu. Başını kaldırdı ve kadına baktı. Ve gözlerinden tek bir şey geçti. Şaşkınlık. Hayır şaşkınlıktan daha fazlasıydı. “Ekin…” Kadın yerinden kıpırdamadı. Biraz önce kitap alışverişini yapan bej trençkotlu kadındı bu. Yüzü bembeyazdı. Bakışları benim üzerimdeydi. Sanki gördüğü şey bütün bildiklerini yerle bir etmişti. Ekin… Evran’ın ağzından çıkan tek kelimeydi. Ama o kelimenin içinde, daha önce hiç duymadığım bir şey vardı. Panik. Evran Yarel’in sesinde panik vardı. Başımı kaldırmaya çalıştım. Gözlerim hala net görmüyordu. Kitapçının rafları birbirine karışıyor, ışıklar bulanık lekeler gibi hareket ediyordu. Ama Evran’ın yüzünü görebiliyordum. Ve ilk defa onun da benim kadar korktuğunu fark ettim. Bu düşünce garip bir şekilde beni daha da huzursuz etti. Çünkü ben korktuğumda kaçardım. Ya da susardım. Ama Evran korktuğunda bile beni tutuyordu. Sanki bırakırsa bir şey olacakmış gibi. “Şehbal.” Sesini duydum. Yakındı. Çok yakındı. “Benim sesime odaklan.” Nefes almaya çalıştım. Ama ciğerlerim hala o yabancı görüntülerin içinde kalmış gibiydi. Sanki bedenim buradaydı ama zihnim hala o karanlık odanın içinde sıkışıp kalmıştı. “Ben…” Sesim çıkmadı. Boğazım düğümlenmişti. Evran’ın kollarındaydım. Normalde birinin bana dokunması bile beni rahatsız ederdi. Çünkü dokunan herkes bir şey bırakırdı. Bir duygu. Bir anı. Bir korku. Ama Evran’ın dokunuşunda hiçbir şey yoktu. Sadece kendisi vardı. Ve bu, beni daha çok şaşırtıyordu. İsminin Ekin olduğunu öğrendiğim kadın hala birkaç metre önümde duruyordu. Bakışları bana değil Evran’a çevrilmişti. Sanki gördüğü şey benim yaşadığım olaydan daha şaşırtıcıydı. “Sen…” dedi sonunda. Sesi çok düşüktü. “Sen bunu biliyor muydun?” Evran cevap vermedi. Bu sessizlik cevaptan daha ağırdı. Ekin bir adım yaklaştı. “Evran.” Bu kez sesi sertleşmişti. “Sen bunu biliyor muydun?” Evran’ın çenesi gerildi. “Şimdi sırası değil.” “Hayır.” Ekin başını salladı. “Tam sırası.” İkisine ne olduğunu anlamadan bakıyordum. Ama bir şey kesindi. Bu kadın Evran’ı tanıyordu. Hem de sadece tanıyan biri gibi değil onun sakladığı şeyleri bilen biri gibiydi. “Kim o?” diye fısıldadım. İkisi de bana baktı.“Kim?” dedim. “Neden herkes benimle ilgili bir şeyler biliyor?” Bu soru çıktığı anda içimde bir şey kırıldı. Çünkü gerçekten bilmiyordum. Herkes benim hakkımda bir şeyler biliyordu. Evran. Ekin. Belki başkaları da. Ama ben kendi hayatımın en büyük sırrının içinde bile dışarıda bırakılmış gibiydim. Evran’ın bakışları yumuşadı. “Şehbal, hastaneye gidiyoruz.” “Hayır.”…