3.BÖLÜM
Yazar: Seyvora Kajen

Bölüm görselleri

Merhabalar ✨ Yeni bölüm ile geldim. Umarım beğeneceğiniz bir bölüm olur. Okuyan arkadaşlarım yorumlarınız benim için gerçekten çok önemli. Lütfen fikirlerinizi, tahminlerinizi benimle paylaşın. Desteğiniz her şeyden önemli. Keyifli okumalar 🖤✨ ~ EVRAN YAREL ~ Bazı şeyler bir anda bulunmazdı. Sadece üst üste birikirdi. Ve sen fark ettiğinde artık bakmıyorsundur, izliyorsundur. Üç yıl önceydi. Bunu bugün gibi hatırlamıyordum. Bugün gibi hatırlamam da gerekmiyordu zaten. Çünkü o gün benim için bir başlangıç değildi. Sadece sistemde açılmamış bir dosyanın, yanlışlıkla görünür hale gelmesiydi. İlk dosya bir kayıp vakasıydı. Sekiz yaşında bir çocuk. Kayıp saatleri, son görüldüğü yer, kamera kayıtları… Hepsi standarttı. Ta ki tanık ifadelerine kadar. Bir satır. Sıradan görünüyordu. Ama ben o satırda durdum. “Kitapçıdaki kız bana dokundu. Sonra ağlamam geçti.” Kalemim havada kaldı. Bu tür cümleler dosyaya girmezdi aslında. Çünkü bu bir veri değildi. Bu bir yorumdu. Ama yine de işaretledim. Yanına küçük bir not düştüm “tesadüf olabilir.” Aylar geçti. Dosya kapandı. Unutulmadı. Sadece arka plana itildi. Benim işim buydu zaten. Her şeyi arka plana itmek. Sonra ikinci dosya geldi. Bir trafik kazası. Aynı şehir. Farklı insanlar. Farklı hayatlar. Ama aynı tür bir boşluk. Tanık ifadelerinde bu kez kelimeler daha netti. Daha rahatsız edici. “Yanımda biri vardı. Sakinleştiğimi hatırlıyorum. Panik bir anda azaldı.” Kalemim bu kez daha yavaş hareket etti. İlk defa “tesadüf” kelimesi zihnimde tam oturmadı. Çünkü bu artık bir hikaye değildi. Bir tekrar vardı. Ve tekrarlar sistemde her zaman bir anlam taşırdı. Üçüncü dosya geldiğinde artık aramıyordum. Bu en kötü kısmıydı. Çünkü bazı şeyler seni çağırmaz. Sen onları fark edersin. Ve fark etmek geri dönüşsüzdür. Bu kez bir hastane raporuydu. Bir hemşire notu. Kısa ve netti. Rahatsız edici derecede sakindi. “Hasta kriz anındaydı. Yanına gelen genç kadınla temasından sonra kalp ritmi normale döndü.” Kalemi bıraktım. İlk kez. Gerçekten bıraktım. Çünkü artık bu bir rastlantı olamazdı. Üç farklı olay. Üç farklı insan. Üç farklı zaman. Ama aynı iz. Raporda bir isim yazmıyordu. Bazen yazılmazdı. Dosyaları birleştirmeye başladım. Klasör açmadım. Sistem kurdum. Çünkü bu artık bir dosya değildi. Bu bir örüntüydü. Ve örüntülerin bir merkezi olurdu. İlk kez o ismi gördüğümde hiçbir şey hissetmedim. Bu önemliydi. Çünkü ben genelde hiçbir şey hissetmezdim zaten. Ama bu farklıydı. His değil, tanıma gibiydi. Sanki bir şey zihnimin kenarına daha önce dokunmuştu da şimdi tekrar aynı yere gelmişti. ŞEHBAL ARIN. İki kelime. Ama sistemde açılan bir kapı gibiydi. O an kendime şunu söyledim: “Bu bir veri sapması.” Ama sonra başka bir şey oldu. Bunu kimse rapora yazmazdı. Ben de yazmadım. Çünkü bazı şeyler raporlanmaz. Sadece izlenirdi. Ve ben izlemeye başladım. İlk yıl: Mesafeden, dosyadan, ekrandan. İkinci yıl: Yaklaşmadan, görünmeden, daha dikkatli, daha sabit. Üçüncü yıl: Artık bir soru yoktu. Sadece bir gerçek vardı: Şehbal Arın, insanların yanında bir şey değiştiriyordu. Ama bu “iyileşme” değildi. İyileşme ölçülebilirdi. Bu ölçülemiyordu. Bu yüzden sistem kuruldu. YAREL Systems bunun için vardı. Dışarıdan bir şirket gibi görünen şey, aslında tek bir soruya cevap arıyordu: “Bir insan, başka bir insanın gerçekliğini değiştirebilir mi?” Ve ben ilk kez bir dosyaya bakarken değil, bir ihtimale bakarken yakalandım. Çünkü artık mesele Şehbal değildi. Mesele şuydu: Onun yanına kim yaklaşırsa, sistem değişiyordu. Ve sistem değişiyorsa bu artık bir vaka değildi. Hiçbir şey yapmadan sadece bekledim. Ta ki o sahile kadar. Ta ki ilk kez “gerçekten görmeye” başlayana kadar. Ve o gün anladım: Ben Şehbal’i bulmamıştım. O, çoktan beni bulmuştu. Benim hayatım ikiye bölünmüştü. İnsanlar bunu metafor olarak söyler. Benim için değildi. Gerçekti. YAREL Systems’ın otuz ikinci katındaki ofisimde gün doğumu, camlara vuran ilk ışıklarla başlardı. Bilgisayar ekranları hala açıktı. Birinin unuttuğu kahve kupası gibi masamın üzerinde duran dos…