SAYFALAR ARASINDA

BÖLÜM 1 :03.08

Yazar:

SAYFALAR ARASINDA – ruzgargulu kitap kapağı
SAYFALAR ARASINDA – ruzgargulu kitap kapağı

YAYINLANMA TARİHİ: 28.08.2026 03:08- Akrep ile Yelkovanın Arasında (15 Ekim 2013, Salı - Gece Yarısı) İstanbul’un o meşhur, iliklere işleyen puslu gecelerinden biriydi. Takvim yaprakları sonbaharın soğuk yüzünü gösteren 15 Ekim 2013’ün kasvetli bir gecesini işaret ediyordu. Şehrin gürültüsü, tarihî yarımadanın dar, dolambaçlı sokaklarında yankılarını kaybedip yerini tekinsiz bir sessizliğe bırakmıştı. Haliç’ten tırmanan o yoğun, gri sis; cibinlik gibi semti sarmış, eski ahşap binaların cumbalarını yutmuştu. Sokak lambalarının sarımtırak ışıkları sise teslim olmuş, etrafa hayaletimsi, dans eden gölgeler saçıyordu. Bu havada yürümek, sanki canlı bir organizmanın içinde, bir rüya ile gerçeklik arasında gidip gelmek gibiydi. Arnavut kaldırımlı dar sokakta yankı yapan tek ses, Komiser Serkan’ın sert tabanlı deri botlarının tok sesiydi. Ceplerine ellerini sokmuş, paltosunun yakasını havaya dikmişti. O dönemin vazgeçilmezi olan, kapağı kapandığında tok bir ses çıkaran küçük tuşlu cep telefonu, cebinde sessizce titreşip duruyordu ama Serkan'ın dikkati tamamen sokağın ilerisindeki o harap binadaydı. Arkasında, her saniye cızırtıyla parlayıp sönen mavi polis lambaları, taş duvarlarda nöbetleşe bir alev dansı sergiliyordu. Burnuna hafif bir toz, rutubet, eski kitap kokusu ve tarif edemediği, acımtırak bir koku çalınmıştı. Bu, tabelası bile düşmek üzere olan, ahşap, üç katlı harap bir binanın zemin katındaki " Eski Alkan Antika" dükkânıydı. Kapıdaki sarı olay yeri şeridini eğilerek geçip içeri girdiğinde, o ağır, yoğun hava yüzüne bir tokat gibi çarptı. Burası sadece bir dükkân değil, zamanın elli yıl önce durup donduğu bir mekândı. Serkan, cebinden çıkardığı siyah metal gövdeli küçük el fenerini yaktı. Işık demeti, tozlu havada bir dans pistindeymişçesine dönüp duruyordu. Duvarlarda saniyeleri farklı ritimlerde atan, kimi tik-tak, kimi bam-bam, kimi ise çoktan susmuş yüzlerce antika saat asılıydı. Bu karmaşık senfoni, sanki odadaki sessizliği daha da sağır edici kılıyor, insanın kulaklarında uğultu yaratıyordu. 2013’ün teknolojik dünyasından tamamen koparılmış, aynı döngülerin hüküm sürdüğü bu oda, dış dünyanın gürültüsünden fersah fersah uzaktı. Fenerini odaya tuttuğunda gördüğü ilk şey, odanın ortasındaki ceviz kaplama masanın başında, sandalyesine yığılmış halde duran Hakkı Efendi’ydi. Yetmişli yaşlarındaki dükkân sahibi, başını hafifçe sağa eğmiş; gözleri açık, sanki duvardaki o sayısız saatten birine, hiç gelmeyecek olan birini bekliyormuş gibi bakıyordu. Cam gibi parlayan gözlerinde hayatın kıvılcımı sönmüştü. Serkan, parmaklarına geçirdiği ince lateks eldivenleri düzelterek masaya yaklaştı. Adli ekipteki Ayaz, cesedin başından kalkıp yüzünde yorgun bir ifadeyle ona döndü. "Durum ne, Ayaz?" diye sordu Serkan, sesi o her zamanki keskin ama yorgun tınısıyla. Ayaz iç çekti. "Zehirlenme veya şiddetli kalp krizi gibi duruyor Komiserim ama net sebebi otopsi söyleyecek. Ama asıl ilginç olan bu değil. Buradaki her şey, imkânsız bir kurgunun parçası gibi." "Nedir peki, imkânsız olan?" Ayaz, masanın tam ortasını işaret etti. "Dışarıdan ne bir zorlama var ne de bir giriş izi. Pencereler içeriden kilitli, demirli ve sürgülü. Ön kapı... Kapıya bir baksana." Serkan, masanın arkasından dolaşıp kapıya yöneldi. Kapı, ahşabın yıllarla aşındığı kalın bir meşe ağacından yapılmıştı ve içeriden sağlam, eski tip bir sürgülü kilit ile kilitlenmişti. Anahtar... Anahtar da içeride, kilit deliğinin üzerinde asılı duruyordu. "Klasik kilitli oda vakası," dedi Serkan, gözlerini kısarak. "Ama katil içeride değil. Nasıl çıkmış olabilir?" Ayaz omuz silkti. "Bunu bulmak sana kalmış Serkan. Ama cesedin başındaki o detay..." Serkan, cesede geri döndü. Hakkı Efendi’nin cansız elinin hemen yanında, parmak uçlarının milim uzağında gümüş rengi, antika bir cep saati duruyordu. Serkan eldivenli parmaklarıyla saati dikkatlice kaldırdı. Kapağında zarif Osmanlı motifleri olan, oldukça değerli, ancak bir o kadar da eski bir parçaydı. Saati çevirip kadranına baktı. Akrep ve ye…

Bölümün tamamını WritePad'de oku