3✈️
Yazar: Rabia Kaya

"Günaydın hanımefendi, kahvaltı masamıza buyur eder misiniz?" Arkamdaki sesin olduğu yöne doğru döndüm. Yarı uykulu halimde çapaklı gözlerimi ovuşturarak aralıklı kapıdan bana bakan Gamze'ye bakışlarımı çevirdim. "Günaydın canım, hazırlanıp geliyorum." Gülümsedi ve sessizce odamın kapısından ayrılıp, içeriye geçti. Üzerimdeki örtüyü itip, yataktan kalktım. Dolabımı karıştırıp gözüme çarpan üst kısmı dantel detaylı yakası olan beyaz bluzum ve acı kahve tonlarındaki eteğimi aldım. Altıma da ince bir külotlu çorap aldım. Parçaları tek tek üzerime geçirip, aynadaki yansımamdan kombinimin bitmiş haline göz gezdirdim. Her şey harikaydı! Küpelerimi de kulağıma taktığımda saçlarımı geriye savurup onların daha fazla görünmesine izin verdim. Mutfağa girdiğimde masa tamamen hazır, Gamze bizim haylaz çocuğun mama kabını temizlemekle meşgüldü. Arkasından geçip masadaki boş köşeme geçtim. "Kahvaltıdan sonra temizlerdik ya, niye acele ettin?" Omuz silkti ve gülümseyerek omzunun gerisinden bana en sıcak bakışını attı. "Olsun iki dakikalık bir şey zaten, hallettim bak!" diyerek elindeki su içme kabını ve mama kabını gösterdi. "sağol, iyi yaptın." Çatalımı ilk olarak en sevdiğim köyden teyzemin yolladığı peynire batırdım. Birkaç bir şey atıştırıp, karnımızı doyurunca masayı eski temiz haline getirip evden ayrıldık. Dün geldiğimizde arabayı, evin biraz aşağısında bulduğumuz boş alana park etmişti. Omzuma hafifçe dokunup ona bakmamı sağladı. "Sen bekle ben bi koşu onu alıp geleyim." Başımı iki yana sallayıp gülümseyerek "yok be ne olacak, yürümüş oluruz. Birlikte gidelim." Omuz silkti ve bakışlarını tekrar önüne çevirdi. "Tamam" demenin sessiz hali gibiydi. Birlikte çalıştığımız parça için yapacağımız düzenlemeleri ve sürekli dağılır gibi olan grubumuz hakkında konuştuk. "İşte burda!" diyerek işaret ettiği yöne doğru adımlarımı çevirip ilerledim. Yol boyunca yine sohbetimizi sürdürürken, kaşınan burnum yüzünden hapşırdım. "İyi yaşa." "Yaşayalım." Direksiyonu sağa doğru kıvırdı ve okulun önünde müsait bir alana park edip arabadan indik. Bahçeye girdiğimiz an, herkes yine kendi halinde takılıyordu. Omzunda gitarıyla önümüzde ilerleyen Harun'un ensesine hafifçe şaplak yapıştırdım. "Günaydınn!" Harun'la birbirimize bakıp kahkaha tufanı koparken Gamze'de arabasının anahtarını çantasına koyup koluma girdi. "Noldu kanka ne kaçırdım?" Bir şey olmadı dercesine omuz silktim. Üçümüzde sınıftaki yerlerimize dağılınca gülüşlerimiz askıda kaldı. "Saye!" Arkamdaki ismimi seslenen kişiye döndüm. Filiz'di. Aramızda piyano ve saz çalma konusunda en iyimiz oydu. "Efendim?" "Gel benimle, sana çalıştığım parçayı çalacağım. Dinlemeni istiyorum. Yan yana ilerleyerek Filiz'le, piyanonun olduğu köşeye ilerledim. Çalıştığı parçayı çalarken parmak uçları çok narin bir şekilde tuşlara basıyordu. "Sende denemek ister misin?" "Ah ben hiç beceremem, belki daha sonra... Olur mu?" O ardımda hâlâ tekrar tekrar çalışmalara devam ederken bende köşeme geçtim. Bir şey olmamış gibi davranmak en kolay savunmaydı; ben de öyle yaptım. Ama o günün geri kalanı, içimde sessizce büyüyen bir şeyin habercisi gibiydi. Konservatuvarda geçen saatler her zamanki gibi yoğun ve yorucuydu. Filiz ile aynı sınıfta değildik ama teneffüslerde ve ortak çalışmalarda yollarımız kesişirdi. O, sahnede her zaman kendinden emin duruşuyla dikkat çekerdi; ben ise daha çok arka planda kalmayı tercih ederdim. Yine de birlikte çalıştığımız anlarda aramızda görünmez bir uyum oluşurdu. O gün de sınıf arkadaşlarımızla prova yaparken, müziğin içine karışan seslerimiz bir süreliğine her şeyi unutturmuştu. Gamze'den... Okul çıkışında hep birlikte yakınlardaki küçük kafeye gitmeye karar verdik. Burası bizim için sıradan bir mekândı; derslerin ağırlığını atmak için sık sık uğradığımız, kahve kokusuna alıştığımız bir yerdi. İçeri girdiğimizde her şey her zamanki gibiydi: hafif bir uğultu, fincanların birbirine çarpan sesi ve arka planda çalan müzik. Ama sonra gözüm ona takıldı. İlk başta yanlış gördüğümü sandım. Kalbim bir…