7. Bölüm: Nöbet
Yazar: Sena Sayılkan

Karargâha abimle gelmiştim. Henüz kahvaltı yapmamıştım çünkü uyandığım anda hazırlanmaya başlamıştım. Hatta uyanmamıştım. Uyandırılmıştım. Giyinme odasına gidip üstümü değiştirdim. Bugün timle eğitim günüydü. Geleli ne kadar olmuştu bilmiyorum ancak henüz Alp’i görmemiştim. Eğitime de yarım saat vardı. Önce çay ocağından kendime sıcacık bir çay aldım. Ardından bahçeye çıkıp yavaş adımlarla eğitim alanına yürüdüm. Tim saati biliyordu, dün haber vermiştim eğitim olacağını. O yüzden şu anda eğitime kadar rahattım. Eğitim sahasının yakınlarında duran banklardan birine oturdum ve arkama yaslandım. Elimdeki karton bardaktaki çaydan bir yudum aldım ve sonrasında dizimin üzerine koydum bardağını. Çayı izliyordum. Birkaç dakika geçmişti ki bardağa bir gölge düşmüştü. Kaşlarımı çatarak başımı kaldırdığımda karşımda Alp vardı. Önce selam verdi ardından bende başımı salladım daha sonrasındaysa aramızda mesafe kalacak şekilde yanıma oturdu başımı hafif çevirdim ona baktım. Yavaşça gülümsedim. “Komutanım kızdı mı çok fazla?” Normal sesinden daha kısık konuşuyordu çünkü etrafta da askerler vardı. Yakınımızda olmasa da duyabilirlerdi. “Hıg hıg, kızmadı.” O da gülümser gibi oldu. Yeniden önüme döndüm ve bardağı izledim. “Çok mu kızmadı, hiç mi kızmadı?” Hafif güldüm. “Hiç kızmadı.” Gözlerinin üzerimde olduğunu hissettiğimde derince bir nefes alıp verdim. Daha sonrasındaysa başımı kaldırdım. O sırada timin gülüşerek geldiğini gördüm. Gülümseyecektim, hepsi canımdı benim, silah arkadaşlarımdı ama şimdi gülümsersem ciddiyetim gidecekti. O yüzden aynı yüz ifadesiyle bakmaya devam ettim. Beni fark ettiklerinde hemen kendilerine çeki düzen verip toparlandılar. Alp’e baktım kalkması için bakışlarımı fark ettiğinde ayağa kalktı ve timin yanına gitti. Hepsi rütbe sırasına girdikten sonra ayağa kalktım çayımı hızlıca bitirip bardağı çöp kutusuna attım. Time doğru giderken içlerinden biri ‘dikkat’ diye bağırdığında hepsi hazır ola geçmiş beni bekliyordu. Karşılarında durduğumda hepsi aynı anda selam vermişti. Bende onlara selam verdikten sonra yanıma bir subay geldi. Karşımda durarak bana selam verdi ardından bende ona selam verdim. “Komutanım izninizle.” “Söyle.” Bana yaklaştı ve hafif başını yere eğdi. “Komutanım Levent Albay ve Teoman Yarbay sizi Levent Albay’ın odasında bekliyorlar. Konunun önemli olduğunu söylediler.” Büyük ihtimalle söylediği şeyleri sadece ben duymuştum çünkü çok kısık sesle konuşmuştu. “Tamam, geliyorum. Gidebilirsin.” Subay yeniden selam vererek uzaklaştıktan sonra time baktım, Alp ne olduğunu merak ediyordu farkındaydım. Bakışlarında anlayabiliyordum. “Alp Yüzbaşım, yanıma gelir misiniz?” Hızlı adımlarla yanıma gelerek aramızdaki mesafeyi neredeyse kapatmıştı. Hala ne olduğunu sorar gibi bakıyordu ancak burada bu şekilde bana soramayacağını biliyordu. “Tim ile ben gelene kadar eğitime başlayın. Yaptığımız eğitimi biliyorsunuz zaten. On iki tur hafif tempolu koşu ile başlayın. Ben geldiğim zaman aranıza katılacağı.” Timde söylediklerimi duyduğu için tekrarlamamıştım. Hızlı adımlarla karargâha girdikten sonra Levent Albay’ın odasına gittim, derince bir nefes alıp verdim. Ardından kapıyı çaldım. İçeriden ‘gir’ emri aldıktan sonra içeriye girip kapıyı kapattım, Teoman’a ve Levent Albay’a bakarak hızlıca bir selam verdim. Levent Albay kendi yerinde oturuyordu, abimse masanın karşısındaki iki boş koltuktan birinde. “Oturun Yüzbaşım.” dedi Levent Albay eliyle abimin karşısındaki boş koltuğu göstererek. Abime baktım daha sonrasında Levent Albay’a baktım. İkisinin yüzünden de hiçbir ifade okuyamamıştım. Eğitimi hiçbir zaman bölmezlerdi. Bu kadar acil olan neydi? “Biliyorsun ki çok kısa bir zaman önce birini yakaladık. Yıllardır aranan azılı bir suçluyu.” Çok yavaş konuşuyordu. Böyle konuşmazdı benimle. Sorun ne? Hafifçe başımı salladım. “Marco.” Dedim kısık sesle. Başını salladı. Önünde duran dosyayı aldı ve yavaşça benim önüme bıraktı. “Bunu bilmeye hakkın var diye düşünüyorum Ömrüm. İlk başta bir süre söylemek istemedim ancak belki d…