4. Bölüm: İtiraf
Yazar: Sena Sayılkan

Herkes bir anda yere eğildi. Silahımı boynuma bırakıp ellerimi kulaklarıma bastırdım. Yere eğildim çünkü dengemi sağlayamıyordum. Ne olduğunu anlamak için etrafa bakıyordum ancak bu yalnızca ses bombasıydı. Ya nerden geliyordu? Etrafta hiçbir şey yoktu çünkü. Bir anda Mete ve Ulaç’ın taşıdığı asker ayağa kalktı. Elimi tabancama götürdüm. Gerçekten asker miydi? Neden dikkatli incelememiştim. O ayağa kalktıktan sonra sandalyeye tutundum ve bende ayağa kalktım birkaç adım kapıya doğru ilerledi ve sonra içeriye döndü. Bir anda içerideki ışıklar yandı ve her taraf aydınlandı. Bu Hakan Binbaşıydı. Bize gösterilen kişi bu değildi. Ömrüm! Ne kadar dikkatsizsin! Yüzünü bile incelemedin sandalyede otururken! Hakan Binbaşı hepimize bakıyordu. Herkes ses bombasının etkisi geçtikçe ayağa kalkıyordu. “Geçmiş olsun arkadaşlar.” dedi. Hala anlayamıyordum. “Dışarıdaki arkadaşlarınızı da toplayın herkes 3 dakika içinde araçların yanında olacak hemen!” Sözleri bittikten sonra dışarıya çıktım. Ardından içeride olan herkes dışarıya çıktı ve dışarıdakilere seslendim. Hepimiz araçların önünde tek sıra halinde dizilmiş Hakan Binbaşıya bakıyorduk. Tam o sırada anladım ki bu bir görev değil sınavdı. Ve bu sınavda çok büyük hatalarım olmuştu. En başta da sandalyedeki kişinin doğru kişi olup olmadığını kontrol etmemekti! Hakan Binbaşı kulağından küçük kulaklıkları çıkarttı ve cebine koydu. Demek bu yüzden sesten etkilenmemişti. “Hepinizi tebrik ederim arkadaşlar. Helikopter değil araçlarla gelmenize rağmen hızlı geldiniz. Ancak bir sorun var ki çoğunuz dikkatsiz davrandı bu görevde!” Bana baktı birkaç saniye sonra önüne döndü ve hepimize baktı. “Benim söyleyecek bir şeyim yok, komutanlarınız kameralardan her şeyi izlediler. Ben sadece raporumu yazacağım gerisi onlarda. Araçlara binebilirsiniz!” Hep bir ağızdan “Emredersiniz komutanım.” demiştik. Biz araçlara binerken o da kendi aracına biniyordu. Ve ben o aracın burada olduğunu bile fark etmemiştim. Başımı koltuğa vurdum. Gerçek bir görev olsa çok kaybımız olabilirdi! Ne kadar dikkatsiz davrandığımın farkında bile değilim! ∞ ∞ ∞ Karargâha vardığımızda herkes hangara giderken beni Teoman abim karşılamıştı. Ben bana kızacağını düşünürken o yanıma geldi bana sarıldı ve saçlarımdan öptü. Gülümsedim abime baktım sıkıca sarıldım. Başıyla hangarı işaret etti. “Tamam” dedim ve başımı salladım. Toplantı yapacaktı. Hangara gittim. Daha sonra o da arkamdan geldi. Kendine verilen kayıtları tabletten açıp bize hatalarımızı izletiyor ve anlatıyordu. Toplantı bittikten sonra herkes dağılırken ben giyinme odasına gittim ve üstümü değiştirdim. Biraz antrenman yapacaktım. Sporda kullandığımız kıyafetleri giyindikten sonra eğitim sahasına gittim. Önce koşuyla başlayarak daha sonra tırmanma ve barfixle devam ederek iki saat antrenman yaptım. Çok fazla terlemiştim fakat ceketim odadaydı yanıma almamıştım. Son antrenmanlarımı yaptıktan sonra eğitim sahasının başına gittim ve oradaki su mataramı alıp su içtim. Ben su içerken arkamdan biri geliyordu ancak kimdi bilmiyorum postalların seslerini duyuyordum sadece. Mataramı indirdikten sonra omuzlarına bir mont bırakıldı. Arkamı döndüğümde O vardı. Alp… Kaşlarımı çattım. “Antrenman yapıyorsun saatlerdir. Terlemişsindir hava soğuk.” Dedi. Pardon da ona ne? Gitsin sevgilisiyle ilgilensin! Beni neden izliyordu. Montu omuzlarımdan çıkardım O’nun eline tutuşturdum. “Gerek yok gidiyorum zaten. Ayrıca beni izlemeyi kes artık! Git sevgilinle ilgilen! Benimle değil!” Mataramı kapatıp hızlıca binaya doğru ilerledim ve içeriye girdim giyinme odasına girdiğimde kimse yoktu kapıyı kapattım ve kapıya yaslandım seslice nefes verdim. Uzak dursun benden yakınımda istemiyordum! Üstümü değiştirdikten sonra abimle beraber çıktık ve eve gittik. ~ ~ ~ Ömrüm gittikten sonra elimi yumruk yapmıştım! Ah Mihra ah. Yaktım seni, bak neler olacak Mihra! Hava çoktan kararmıştı. Karargâhtan çıktım ve evime gittim. Mihra bende kalıyordu birkaç gündür çünkü ev sahibi onu kovmuştu. Eve girdim ve salona doğru ilerl…