Savaşın Külleri

2. Bölüm: Marco

Yazar:

Savaşın Külleri – Sena Sayılkan kitap kapağı
Savaşın Külleri – Sena Sayılkan kitap kapağı

2. BÖLÜM: MARCO Bu kalabalıkta nasıl bulabilirdim ki onları? Bir de asker olacak. Kendin gelsene yanıma be adam! Herkesin dikkatsizce yürüyüp çarparak geçmesinden bıkmıştım. Hayatımın en güzel günü olması gerekirken ben küçük bir sinir topuna dönüşmüştüm. Koşar adımlarla ilerlemeye devam ederken bu sefer ben birisine çarpmıştım. “Pardon. Kusura bakmayın lütfen.” Cevap bile vermemişti. Zaten ben yüzüne bile bakmamıştım. Belki de o da insanların kendine çarpmasından bıkmıştır ve cevap bile vermek istemiyordur artık. “Ömrüm.” Sesin geldiği yöne baktım. Timur abimdi. Hafifçe gülümsedim. Ne de uzun zaman olmuştu onu görmeyeli. Çok değişmişti, sakal bırakmıştı. Yanına ilerlediğime karşısında dimdik durup el selamı verdim. “Ömrüm Kırlangıç, İzmir.” “Gel kız.” Güldüğünde gülümsedim. Bana sıkıca sarıldığında aynı şekilde karşılık vermiştim. “Kocaman olmuşsun. Ne ara büyüdün sen?” “Yanınıza gelmek için ne kadar süredir çabalıyorum haberin var mı? O kadar kalabalık ki pes edip devremin yanına dönecektim. Nerede o! Görevli de değilmiş zaten burada! Gelemiyor mu yanıma!” Arkamdan gelen öksürük sesiyle yüzümü buruşturdum. “Anlamadım tekrar et.” Arkamı dönüp Teoman’a baktım. Gülümsüyordu. Sivilde olsa şimdi onunla uğraşırdım. Karşısında durup askeri selam verdim. “Emredin komutanım.” Bir adım bana yaklaştığında elimi indirip kılıcımı tuttum. Bana sarıldığında boşta olan elimle sıkıca sarıldım. “Saçımı bozma ama dikkat et.” “Hiç değişmemişsin.” Gülümsedim. Sarılmayı bıraktığında geri çekilip üzerimi düzelttim. “Yengem gelmedi mi?” “Hastaneden izin alamamış ama telafi edeceğim dedi.” Gülümsedim. “Önemli değil. Biliyorum zaten ben onu.” “Ee ben de sarılabilir miyim acaba artık kardeşime.” Tunç’a baktım. Sesindeki sitem yüzüne yansımıştı. Yanına ilerleyip sıkıca sarıldım. “Hayırlı olsun. Umarım abin gibi despot bir insan olmazsın.” Bana bakıp göz kırptığında gülmüştüm. “Eee, akademi dönem birincisi olduğuna göre bir şey ısmarlarsın her halde artık.” “Onu da üsteğmenimize sormak gerekiyor artık.” Teoman’a bakmamıştım ama güldüğünü duymuştum. ∞ ∞ ∞ Ne hissedeceğimi ne düşüneceğimi bilmiyordum. Kulaklarım çınlıyordu. Ya bizden birine bir şey olduysa? Düşünmek bile beni korkutuyordu. Ayağa kalkmaya çalıştım anca üstümde bir ağırlık vardı. Bir dakika bile geçmemişti ki birisi komutanım diye bağırdı. Sanırım dışarıdaki askerler de içeriye gelmişti. “ALP!” dedim yüksek sesle “ALP!” dedim bir kez daha. N’olur bir şey olmamış olsun n’olur. Suçluluk duygusuyla yaşayamam ben n’olur. Birkaç saniye geçmişti ki üstümdeki ağırlık kalktı başımı çevirdim arkama baktım derin bir nefes alıp verdim. Elini uzattı, hafifçe elini tutarak ayağa kalktım kulağımda birisi ‘Ömrüm iyi misiniz?’ diye bağırıp duruyordu. Kulaklığa dokundum aktive ettim. “İyiyiz sorun yok.” Etrafı inceledi gözüm. Bizden kimseye bir şey olmamış gibi duruyordu. Birisi hariç, biri hafif yaralanmıştı. Marco’nun olduğu yere doğru gittim O’da arkamdan geliyordu. Omuzundan vurulmuştu. Yaşıyordu. Ölmemeliydi! O benim elimde ölecekti! Bana her şeyin hesabını verdikten sonra ölecekti! Marco’nun yanına ilerledim, bana bakıyordu. Ayağa kaldırdılar, elleri kelepçeliydi. Elimi yaralı olan omuzuna koyup olabildiğince bastırdım. Karşımda büklüm büklüm olmuştu. “Balo sonunda, çıkıştı bir şeyler yaparız diyordun. Düşündüm de sanırım kabul ediyorum.” Kulağına yaklaştım “Celladın ben olacağım. Bundan sonra senin bu hayatta nefes alman bile sana zehir olacak!” Omuzunu bıraktım, bana baktı. İçinden küfrediyordu büyük ihtimalle. Yüzünde öyle bir hal vardı çünkü. Diğer askerler onu dışarıya götürürken O bana bakıyordu. O’na baktım ‘ne oldu’ der gibi başımı salladım. Cevap vermedi kulaklığıma dokundum. “Teoman Yarbay’ım sorgu önce benim.” Cevap vermedi. Bunu kabul etti olarak sayıyordum çünkü öyle olmak zorundaydı! Dışarı çıktımda arkamdan geliyordu. Ben arabaya doğru giderken kolumu tuttu, ilk defa göreve çıkıyormuş gibi bir hali vardı. O’na baktım “Efendim?” “İyi misin? Bir şeyin yok değil mi?” Hâlâ ona bakıyordum.…

Bölümün tamamını WritePad'de oku