1. Bölüm: Yeni Tim
Yazar: Sena Sayılkan

1.BÖLÜM: YENİ TİM Şubat, 2023 On ikinci günün sonuna geliyorduk. On iki gündür buraya ulaşmaya çalışıyorduk. Buradaki adama… Günlerdir süren yolculuğun sonuna varmıştık. Bugün paketi alıp yuvaya dönecektik. Herkes çok yorgundu, gözlerinden belli oluyordu. Onlarla ilk görevim değildi, sonda olmayacaktı. Hepsi kardeşim gibi olmuştu. Burada herkes herkesin kardeşi, abisi, ablası olurdu zaten. Kolumdan aldığım hafif sıyrık arada kendini hatırlatsa da dayanmaya çalışıyordum. “Komutanım dikkat edin!” dedim. Komutanıma baktım, kayalıkların arkasına saklanıp gözlerini kapattı, derin bir nefes alıp verdi, gözlerini açtı ve bana baktı. “Teşekkürler Yüzbaşım.” dedi. Başımı salladım hafifçe. İki aydır burada sahadayız ve sonunda istediğimizi bulmuştuk, almadan da dönmeyecektik. Karşımızdaki adamlar tek tek ölürken sonunda evin boşaldığını fark ettik. Ev. Ev demeye kaç şahit isterdi bilmiyorum. Mehmet kontrol için önden giderken onu izliyordum. Her yerin güvenli olduğunu söylediğinde bütün arkadaşlarımla beraber evin etrafını sardık. Başta ben olmak üzere üç kişi eve girdik, içerideki odalara bakarak işimize yarar bir şeyler arıyorduk. Bir tıkırtı duydum. Etrafıma baktım, kimse yoktu. Yavaşça ilerlerken ayağım bir şeye çarptı. Tabancamı alıp tüfeğimi yavaşça sırtıma bıraktım. Tabancamı kurdum. Yavaşça yerdeki halıyı kaldırdım, bir kapı vardı... Belki mahzen belki bir geçit belki de bir tuzak. Silahımı yerdeki kapıya doğrulttum. Belki de hayatımın en büyük hatasını yapıyordum böylesine tehlikeli bir yeri tek başıma açarak. Yere eğilip yavaş ve dikkatli bir şekilde kapıyı açtım. “Sakın hareket etme! Dışarı çık!” Kontrollü bir şekilde bir adım geri gittim o sırada karşımdaki adam yalnızca bana bakıyordu. “Dışarıya çık, dedim! Ellerini yukarı kaldır sırtını dön!” Yavaş hareketlerle dışarıya çıkıp dediklerimi yaparken onu izliyordum. Arkasını döndüğü sırada tabancamı bacağımdaki kılıfına koydum ve kelepçeyi alıp ellerini arkasında kelepçeledim. Tabancamı tekrar alıp sırtına bastırdım, diğer elimle kolunu tuttum. Hiç konuşmuyordu. Ama beni anladığına göre Türkçe biliyordu. “Yürü! Dışarı!” Kapıya ilerledik. “Mehmet, bu odayı arayın iyice!” O’nu burada sorgulamak isterdim… Şehit arkadaşlarımın kanı vardı çünkü elinde. Ama yapamazdım, biliyorum. O’nu dışarı çıkarttım “Komutanım.” adamı yere attım... Aslında öne ittirmiştim ama önündeki taşa takılıp yere düşmüştü. Benim yüzümden. Komutanımın bana bakışlarından bana kızdığını anlayabiliyordum. “İçeride yer altında saklanma alanı vardı, oradan çıktı. Mehmet Teğmen orayı inceliyor şu anda.” Başını salladı bana. Adamın karşısına geçtim, silahım hala ona dönüktü. Bana çok garip bakıyordu şu anda. Gözleri… Gözleri bir başkaydı. “Konuş! Anlat her şeyi. Nerde lideriniz?!” “Lider benim” dedi. Arapça konuşmuştu. “Türkçe konuş!” Tekrar etti, bu sefer Türkçe söylemişti. “Lider benim.” Mehmet dışarı geldi. İçeride bulunan şeyleri komutana rapor ediyordu. Bu adamı burada sorgulayamayacağımı biliyordum ancak karargâhta izin verirler mi bilmiyorum. Normalde benden önce komutanım sorgulardı. Bu sefer neden hiçbir şey söylemiyor. Sanki bu görevde, bize eksik söylenen şeyler var gibiydi. Seslice nefes verecektim ki komutanımla göz göze geldim. Yine kızan bakışlarla bana bakıyordu, sabırsız olmamı sevmiyordu. Sakince kendime çekidüzen verdim. Resmiyeti bozmamalıydım. Göğsündeki kılıfta duran hançeri çıkartıp bağladığım plastik kelepçeyi çözerek adamın ellerini açtı. Karşısındaki adam ona uzatılan eli tutup ayağa kalktı ve üzerini çırpıp düzeltti. “Yaran var mı kardeşim?” “Birkaç ufak sıyırık. Önemli bir şey değil komutanım.” Ayağındaki tabancayı çıkartıp adama verdi. “Yanımızda fazla teçhizat yok. Helikopter gelmek üzere, bizi alacağı noktaya gitmeliyiz kısa zaman içinde.” “Emredersiniz komutanım.” Neler oluyordu? Bir ben mi anlamamıştım. Hayır. Time baktığımda birçoğunun yüzünde şaşkınlık ifadesini görebiliyordum. Ama hiç kimse ne olduğunu soramıyordu. Karşımda duran kişi bir asker miydi şimdi? Kimse aklındaki bu sor…