Savaşın Külleri

11. Bölüm : Geçmiş ve Özlem

Yazar:

Savaşın Külleri – Sena Sayılkan kitap kapağı
Savaşın Külleri – Sena Sayılkan kitap kapağı

★★★ Umay okuldan geldikten sonra üzerini değiştirmiştim. Dört yaşına geliyordu ve bu yıl kreşe yazdırmıştık. Evde kalmak onun için de çok sıkıcı oluyordu. Zorlu geçen bir hafta olmuştu onun için de, alışmaya çalışıyordu ama alıştıkça da eğleniyor gibiydi. “Annecim, Ömrüm hala yavruya yemek vermemi istedi benimle gelmek ister misin?” “Eveeet, eveet anne eveet.” Güldüm, Umay’ı kucağıma alıp yanağından öptüm. Ömrüm’ün bıraktığı anahtarları alıp evden çıktık ve aşağı inip Ömrüm’ün dairesine gittik. Kapıyı açtım ve Umay’ı yere indirdim kapıyı kapatıp salona gittiğimde yavru odada dolanıyordu bizi gördüğü sırada havlamaya başladı. Umay korkmuş olmalı ki arkamda duruyordu. Yavrunun yanına gidip yere eğildim ilk başta havlasa da başını okşadığım birkaç saniyede sakinleşmişti. Başını okşamayı bıraktığımda yeniden havlamaya başlamıştı. Belki de Ömrüm’ü özlemişti. Yavrunun yemek kabını alıp ayağa kalktığımda Umay da peşimden geliyordu mutfağa gittim ve kabına Ömrüm’ün söylediği kadar mama kattım. Tekrardan salona gidip kabı yerine bıraktım. Yavru yemek yiyene kadar beklemiştik. Ancak hala havlıyordu. O yemeğini yedikten sonra aynı şekilde salon kapısını kapatarak evden çıktık ve tekrar kendi evimize geçtik. ∞ ∞ ∞ Öksürük krizi tuttuğunda daha yeni kendime geliyordum. Birisi yanıma gelip beni yan döndürdüğünde boğazım rahatlamıştı. Öksürüğüm geçtikten sonra gözlerimi açtığımda bir hastane odasında abimle beraberdik. Beni yeniden uzandırdı ve kenardaki su şişesini alıp beni doğrultarak biraz içirdi. Başımın altına bir yastık daha koyduktan sonra beni uzandırıp yatağın kenarına oturdu. Elindeki su şişesini yatağın yanındaki masaya bırakıp elimi tuttu. “Güzelim, iyi misin?” “Ne oldu? Başım dönüyordu.” “Zehirlenmişsin, miden yıkandı.” Kaşlarımı çattım. Zehirlenmek mi, ama nasıl? “Ne yedin bugün ya da nereden yedin?” “Börek yedim sabah sadece, ama her zaman yediğim yerdendi. Tadı farklı değildi böreğin farklı olsa anlardım.” “Ömrüm, gıda zehirlenmesi değil. Direkt zehirlenmişsin.” Konuşacağım sırada kapı çaldı ve içeriye Timur abim girdi. “Nöbetim yeni bitti abi, gelemedim.” Kapıyı kapatıp yanıma geldi saçlarımı okşadı yavaşça. “Güzellik hayırdır, askeriyeye dönüşün ilk gününden hastaneye gelmeler.” Tekrar kapı çaldığında yavaşça açılmıştı kapı bu sefer Mert gelmişti. Uyanık olduğumu gördüğünde rahat bir şekilde içeriye girdi ve kapıyı kapattı. “Geçmiş olsun.” Yatağın ucuna kadar gelip önce elindeki dosyalara sonra bana baktı. “Ağrın var mı?” “Biraz.” “Zehirlenmişsin. Ama gıda zehirlenmesi değil. Kanında da farklı bir madde çıktı. Miden yıkandı. Şimdi yeniden kan alınıp kontrol edilecek. Gerekirse kan verebiliriz vücudundaki kanın yenilenmesi için.” Teoman ve Timur abime bakmıştı. “Bu işlemi yaparsak eğer kan bulunması gerekli.” “O sorun değil onu hallederiz.” Teoman abime baktığımda benden daha stresli duruyordu. Mert elindeki dosyayı Timur abime verdi. Abim dosyaları alıp incelediğinde ifadesiz görünüyordu. Belki de doktorluğun verdiği bir şeydi bu. İkisi de aynı branştandı ikisi de genel cerrahtı. Bu yüzden Mert’in söylediği şeyleri daha kolay anlıyordu. “Hemşireyi çağıracağım şimdi kan alması için.” Hafifçe başımı salladım, soru sormamıştı ancak benden onay beklediği için söylemişti. Odadan çıktı ve birkaç dakika sonra geri döndü hemşireyle beraber. Hemşire birkaç tüp kan aldıktan sonra odadan çıkmıştı. “Hocam dosyalar sizde kalsın, bende var zaten bilgiler. Bir durum olursa eğer çağırırsınız beni.” “Tamam.” Sesim çok kısık çıkmıştı, neden bilmiyordum. “Mert, işin var mı?” “Şu anda yok.” Abilerime bakmıştım. “Biraz dışarı çıkar mısınız?” Teoman söylediğim şeyden her ne kadar hoşnut olmasa da dışarı çıkmıştı. Timur da elindeki dosyayı masaya bırakıp çıkmıştı. Kapı kapandığında Mert’e bakmıştım. “Gel otur, ayakta kalma.” Yatağın ucuna oturduğunda bana bakıyordu. “Mihra nasıl? Sen?...” “Önce kendini düşünmelisin.” “Mert… Alp senin döndüğünü bilmiyordu. Mihra’yı tek başına bıraktığını düşünerek gitti…” “Mihra iyi. Senin gibi o da. Toparlanmay…

Bölümün tamamını WritePad'de oku