9. Bölüm: Sonsuzluk
Yazar: Sena Sayılkan

Gözlerimi açtığımda yine bir hastane odasındaydım. Etrafa baktığımda Teoman abim yanımdaydı. Kaşlarımı çattım, neler olduğunu hatırladığımda gözlerim dolmuştu yeniden. Kenara tutunarak doğrulmaya çalıştım. “Hayır rahat dur Ömrüm.” Abim beni tutup geri uzandırmıştı. “Gitmek istiyorum. Lütfen.” “Gideceğiz. Ama sen gitmek istiyorsan önce kolundaki o serum bitecek. Serum bitmeden kapıdan çıkmayı bırak şurada iki adım atamazsın.” Başımı kaldırıp seruma baktım, daha yarısı bile bitmemişti. Zaman nasıl geçecekti. Yeniden abime baktım. “Abi, buldular mı?” Bana bakmadı seslice nefes vermişti. Yere bakıyordu. “Daha bulamadık, yarım saat önce yeniden iletişim kurulmuş ama yer tespiti yapamıyoruz. Sadece tehdit etmek için arıyor sonra da kapanıyor. Her seferinde farklı numaralar.” “Abi... Karargâha gidelim... Söz kalsın serum ama karargâha gidelim lütfen.” “Ömrüm-” “Abi lütfen.” “Şu anda olmaz. Serum bittikten sonra gideceğiz. Tekrarlama.” Gözlerimi kapatıp yeniden önüme dönmüştüm. Serumun bitmesine çok vardı. Ya geç kalırsak. Ya ben birini daha kaybedersem. Tamam demişken, annem ve babam gibi onu da kaybedersem... Ne yapacaktım ben? Kapının açılmasıyla beraber gözlerimi açtığımda Timur abim gelmişti. Hiçbir şey söylemeden kapıyı kapatıp yanıma geldi. Elinde iki tane meyve suyu kek ve küçük bir sandviç vardı. Hepsini yanımda duran masaya bıraktı sonra yatağı biraz yükseltip beni doğrulttu, ardından yanıma oturdu. Saçlarımı okşadı. Sanırım nöbetteydi ama şu anda moladaydı. Önlük hala üzerindeydi. “Sana yiyecek bir şeyler getirdim onları yiyeceksin şimdi.” “Aç değilim, canım istemiyor.” “Onları yemeden bu odadan çıkamazsın Ömrüm, şu anda bütün değerlerin o kadar düşük ki bir serum seni nasıl kendine getirecek onu düşünüyorum. İkinciye abim izin vermiyor. O yüzden yiyorsun bunları.” Seslice nefes verdim. Hepsi şu anda beni zorluyordu! Abim bir meyve suyunu açtı ve bana uzattı. Meyve suyunu serum takılmamış olan elimle alıp Timur’a bakmaya devam ettim. “Ömrüm içmeyi düşünüyor musun onu?” Evet ona bakıyordum. Ama şu anda gözümün önünde o yoktu. Bir yerlerden sesi geliyordu sadece. Başımı hayır anlamında sallarken gözlerimi kapattım ve önüme döndüm. Bir tarafımdan gelen oflama sesi ve öbür tarafından gelen hışırtılar vardı. Birisi saçımı okşuyordu. “Ömrüm, güzelim. Bak ne olursun. Sırf şuradan erken çıkalım diye ikinci serumu takmasına izin vermiyorum. İç şu meyve sularını güzelim hadi. En azından serum bitene kadar biraz toparlanmış olursun.” Gözlerimi açtım, Teoman abimdi yanımdaki. Boş boş yüzüne bakıyordum sadece bunun farkındaydım ama şu anda başka nasıl tepki verebileceğimi bilmiyorum. Elimden meyve suyunu aldı ve kutuyu bana yaklaştırdı. Pipeti dudaklarımın arasına koydu. Pes edip biraz meyve suyundan içtim. Daha sonrasındaysa keklerden birini aldı paketini açtı ve küçük bir parça ağzıma kattı. ∞ ∞ ∞ Hastaneden çıkmıştık sonunda. Onun deyişine göre yüzüme renk gelmişti. Ama ben hala bir farklılık hissetmiyordum. Kolum sızlıyordu çünkü damar yolunu açan hemşire belli ki çok zorlamıştı damarımı bulmak için kolum mosmor olmuştu. Yolda giderken bana yine meyve suyu almış zorla onu içirtmişti. Karargâha vardığımızda giriş kapısına gittik ve bi an durdum. O ne olduğunu anlamış gibi elimden tuttu ve yürümeye devam etti. Cebinden iki tane kart çıkarttı ve kapıda bekleyen askere gösterdi. Asker selam verdikten sonra kenara çekilmişti. İçeri geçtikten sonra abim bana baktı elini bırakmıştı çoktan. Kartlardan birini yakama astı. Sonra kendi kartını cebine kattı. O takmazdı kartını, zaten çoğu kişi de onu tanıyordu. Beni giyinme odasına kadar götürmüştü, büyük ihtimalle ben içeriye girdikten sonra da gitmişti. Oradaki oturağa oturdum ve birkaç saniyeliğine gözlerimi kapattım. Derin bir nefes alıp verdim ve yeniden gözlerini açtım. Burada olmamalıydık... Bana geliyordu... Sürpriz yapacaktı belki de... Benim evimde oturuyor olmalıydık şu anda, belki de dışarıya çıkmıştık. Gözlerimin yanmaya başladığını hissedince yeniden gözlerimi kapattım ve başımı…