1.BÖLÜM
Yazar: S.D

SAUDADE "Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey, dik başlı şey." -Nazım Hikmet 1.BÖLÜM ── ⋆⋅𖤓⋅⋆ ── Dün gece o eşsiz sese sahip olan adamı dinledikten sonra eve geldim. Keşke daha uzun kalıp dinleme şansım olsaydı. Böyle bir şey tabii ki mümkün değildi ama benimki de bir istekti. Belki de bir dilek. Türkü'nüm son sözlerini gözlerime bakarak söylemişti. Ben baktığım için mi bakmıştı yoksa gecenin bir yarısı sahil kenarında üstüne sadece bir şal atıp gelen bir manyak olduğumu mu düşünüyordu bilmiyorum. Ek olarak evden çalı süpürgesine benzeyen saçlarımı toplama gereği duymadan çıkmıştım. Adam rahat rahat türküsünü söylerken o rezil halimle dikkatini çekmiş olabilirdim. Ben olsam ben de bakardım bana öyle bir tiple karşımda dursam... Şimdi düşününce adamın gerçekten ayrı bir havası vardı. Esmer teni, özenle taranmış saçları, sakalsız yüzü, keskin çene hatları... Ne ara bu kadar detaya dikkat etmiştim bilmiyorum. Bir insanı ilk kez gördüğüm hâlde zihnimde bu kadar yer etmesi de ayrı bir tuhaftı. Gözlerimi, mart ayının soğuk bir sabahına açtım. Gökyüzünü kaplayan gri bulutlar, yağmurun eli kulağında olduğunu fısıldıyordu. Yine ve yeniden düşüncelere daldığımda odak noktamı bozan kapının tıklatılması oldu. "Gelebilirsin." Diye seslendim. Kapı yavaşça açıldı ve içeriye evin çalışanı olan ama benim için bir abla olan Meryem girdi. Yüzünde gülümsemeyle yatağıma doğru ilerledi. "Güzel kızım, günaydın." Dedi. Yüzümde oluşan içten gülümsemeyle cevap verdim. "Günaydın, Meryem ablam. Nasılsın?" "İyiyim güzel kızım, hadi kalk bakalım." Demesiyle soran gözlerle ona baktım. "Baban aşağı gelmeni söyledi, onlarla birlikte kahvaltı edecekmişsin." Dedi durgun bir sesle. Şaşkınlığım orataya çıktı bu sefer de. Ben doğru mu duymuştum yoksa babam beni ailesinin olduğu kahvaltı masasına mı çağırdı? Dudaklarım alayla kıvrıldı. "Emin misin abla? Bir yanlışlık olmasın, babam beni karısının sözünü çiğneyerek masaya davet etmez. Yoksa ilk defa huzurla uyandığımı hissedip de Dilan cadısı mı çağırdı huzurumu kaçırmak için?" Son cümlemde söylediğim 'cadı' kelimesine gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı. Uyaran gözlerle baktı gözlerime. "Kız sus, yerin kulağı var derler. Vallahi şam şeytanı duyar da gelir." Dedi son cümlesini kısık sesle söyleyerek. Gülerek başımı iki yana salladım. "İstediğini yapsın umrumda değil." Yataktan kalkarak giyinme odasına geçtim. Arkamdan da Meryem ablanın gülen sesini duydum. Keyfim daha çok yerine geldi. "Hadi kızım hadi," dedi yüksek sesle. "Ben gidiyorum sende hazırlan gel yavrum." Giyeceklerimi seçerken ona cevap verdim. "Emredersin sultanım." Gülerek çıktıktan sonra bende sessizlikle baş başa kaldım. Dolabın kapağını açıp fazla düşünmeden siyah bir bluz, koyu renk kot pantolon ve siyah topuklularımı seçtim. Siyah bana her zaman kendimi daha güçlü hissettirirdi. Aldıklarımı yatağımın üstüne bıraktım ve banyoya girerek rutin işlerimi hallettim. Sarı saçlarıma fön çektikten sonra üzerimi giyindim. Son olarak makyajımı yaptıktan sonra aynadan kendime son kez baktım. Gayet güzel olmuştum bence. Benim gibi doğal sarışınlara en çok siyah rengini yakıştırıyorum. Farklı bir aura katıyordu bence. Esmerle de en çok bordo ve kırmızı yakışıyordu. Tüm renkler de olabilir. Odadan çıkarak merdivenleri indim tek tek. Birinci kata ulaşmıştım ve maalesef ki Dilan yılanının yeğeni Didem'le bakışlarımız kesişti. Göz devirme isteğime engel olarak yoluma devam ettim. Ama henüz bir adım bile atmadan onun sesiyle durmak zorunda kaldım. "Hayırdır, sabah sabah ne bu hazırlık? Bir yere mi gidiyorsun?" Diye sordu iğneleyici sesiyle. Sakince arkama döndüm. "Kimse için, en azından ben," baştan aşağı onu süzdüm. Yine giymişti en dikkat çeken kırmızı elbisesini ve siyah topuklu ayakkabılarını. Siyah saçlarını da sıkı at kuyruğu yapmıştı. "Senin de düğüne gider gibi süslenmeni anlayamadım açıkçası, Didem. Hayırdır nereye?" Göz devirerek, cevapladı. "Seninle uğraşamam, çekil yolumdan." Omzuma çarparak yanımdan geçip gitti. Arkasından gözlerimi devirip alç…