2. DAVA DOSYASI: SİYAH ZARF
Yazar: Sayfalardakihayat24

2. DAVA DOSYASI SİYAH ZARF “Yeni başlangıçlar her zaman güzeldir.” ATEŞ ALACA (1 hafta sonra.) Elimde hastane çalışanlarının verdiği plastik poşet vardı; içinde Alex’in ve Melek ablanın özel eşyaları bulunuyordu. İki hayat küçük bir plastik poşete sığmıştı, ne garip. Yavaş adımlarla hastane çıkışına doğru yürümeye devam ettim. Gökyüzü gecenin karanlığına karışmış, havanın soğukluğu al al kızarmış yanaklarımdan bile belli oluyordu. O an içimin ateşi bedenimi yakarken ben üşüdüğümü bile hissetmiyordum. Hislerim elimdeki plastik poşetteki eşyaların sahipleriyle gömülmüş gibiydi. Başımı yerden kaldırıp bakışlarımı çevrede gezdirdim. Mekânlar tıklım tıklımdı; kilitlenen trafiğin ortasında sabırsızca kornaya basıp bekleyen arabaların gürültüsü sokağa yayılıyordu. Derken, bakışlarım tek bir kareye takılı kaldı. Bir tarafta kahkahalarla eğlenen arkadaş grupları, diğer tarafta el ele gezen çiftler ve kendi hâlinde vakit geçiren aileler... Herkes kendi hikâyesinin telaşındaydı. Adımlarımı bir süre sonra durdurdum. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım; nefesimi dışarı verdiğimde gözlerimi tekrardan açtım. Düşler Kafesinin tam kapısının önündeyim şu an. Bir zamanlar içi tıklım tıklım dolan kafenin eski hâlinden eser yoktu artık. Kapıyı zorlayarak açmaya çalıştım. Birkaç denemeden sonra kapı açıldığında içeriye girdim. Yürürken kırık cam parçalarının sesini işittim. Masalar dağılmış, yaptığımız süslemeler yerle bir olmuştu. Onca emeğimizin tek bir kurşunla yok olacağını bilseydim kesinlikle Alex’i durdurmanın yolunu bulurdum. Ama artık çok geçti. Paramparça olmuş bir gerçeği ne kadar denesem de eski hâline geri getiremezdim. Ortada duran masanın önüne bir adım daha attım. Gözümün önünde her şey flashback sahnesi gibi canlandı: Fotoğraflar, hediyeler, Melek Ablanın nasihatleri, Alex’in yaptığı muzlu pasta... Gözümden bir damla yaş aktı yanağıma. Elimin tersiyle sildim o yaşı. Ağlamamam gerekiyordu; ağlayamazdım da. Bundan sonra ağlasam bile sarılabileceğim kimse yoktu artık. Yalnızdım. Hem de çok yalnız. Geriye dönüp kafeden çıkacağım sırada masanın yanında zarf gibi bir şey gördüm. Elimdeki poşeti yere bıraktım. Eğilip yerde duran şeyi aldım. Tahminlerimde yanılmamıştım, bu bir zarftı. Siyah renkte bir zarftı ve dokusuna bakıldığında pek de eski durmuyordu. Kim koydu acaba bu zarfı buraya? Zarfın arka yüzünü çevirdiğimde büyük harflerle yazılmış kırmızı renkte bir yazı gördüm: ATEŞ ALACA’YA Geciktirmeden zarfı açıp içindekileri okumaya başladım. Sayın Ateş ALACA, Öncelikle şunu bilmeni istiyorum: Konuşacağımız konu, ikimizi de derinden etkileyecek bir niteliğe sahip. Buraya yazmayı o kadar çok isterdim ki... Fakat konumuzun yüz yüze konuşulması gerektiğinden yanıma gelmeni istiyorum. Umarım gelirsin Ateş. Adres mektubun sonunda yazıyor. Görüşmek üzere. D. ♟ Taksinin ücretini şoföre ödeyip kapısını açarak taksiden indim. Bir tarafım tam şu anda çekip gitmemi, bir diğer tarafım da kalmam gerektiği ve zarfı gönderen kişinin yanına giderek amacının ne olduğunu öğrenmem gerektiğini söylüyordu. Hem onca yolu boşuna gelmiş olamazdım. Gelmemin mantıklı bir nedeni vardır diyerek zarfı gönderen kişinin yanına gitmeyi seçtim. Önünde durduğum otele baktım. Dışarısı gerçekten güzel ve ihtişamlıydı. Otelin dönen kapısından içeriye girerek resepsiyonun olduğu kısma gittim. Resepsiyonda çalışan kadın gülümseyerek ismimi sordu. İsmimi söylediğimde oturduğu yerden kalkarak onu takip etmem gerektiğini söyledi. Asansöre bindiğimizde tuşların en üstündeki tuşa bastı ve asansörün kapısı kapandı. Birkaç dakika sonra da asansörün kapısı tekrardan açıldığında otelin çatı katına gelmiştik. Yanımdaki kadın masaların birinde oturan adamın yanına gitti. Kadın adamın yanından uzaklaşıp benim yanıma geri geldi. “Ateş Bey, efendim sizi yanına çağırıyor,” deyip gitti. Tedirgin adımlarımla masada oturan adamın yanına gidiyordum. Tedirgindim çünkü korkuyordum. Hata yapmaktan, yaptığım hatadan bir daha geri dönemeyecekmiş gibi hissediyordum. Geri mi dönseydim acaba ya? H…