SATRANÇ OYUNU 1 - YALANLAR

1.DAVA DOSYASI: KANLI GECE

Yazar:

SATRANÇ  OYUNU 1 - YALANLAR – Sayfalardakihayat24 kitap kapağı
SATRANÇ OYUNU 1 - YALANLAR – Sayfalardakihayat24 kitap kapağı

DAVA DOSYASI KANLI GECE “Her bir sayıda ayrı hikâye her bir sayıda ayrı zorluk.” ATEŞ ALACA 18 yıl. 6574 gün. 157.776 saat. 9.466.560 dakika. 567.993.600 saniye. İnsanlar ya sevdiği biri ölünce ya da sevdiği birini bırakıp gitmek zorunda kaldığında günlerini, saatlerini saymaya başlar. Ben ikisini de yaptım. Sevdiğim bir insanı kaybettiğimde uzaklaşmak zorunda kaldım. Arkamda kocaman bir enkaz bıraktım; o enkazın altında da sevdiklerimi... Doğru olanı yaptığımı sanıyordum; ta ki sevdiklerim beni birer birer terk edene dek... İşte o zaman yanlış bir seçim yaptığımı anladım fakat iş işten çoktan geçmişti. Geride ne bir ailem, ne bir dostum, ne de bir sevdiğim kaldı. Hepsi bırakıp gittiğim o enkazın altında can verdi. Geriye bir tek ben kaldım; yanlış seçimlerimin suçunun cezasını çekmek için. Ayakkabılarımı giyip çantamı omzuma taktım. Kapıyı kapatıp merdivenlerden yavaşça indim; binadan çıkıp yürümeye başladım. Beş yılı aşkın bir süredir Tayland’da yaşıyorum. Annemin ölümünden birkaç gün sonra babam beni Tayland’a gönderdi. Tayland’a geldiğimde Melek diye bir abla karşıladı beni. Melek abla geldiğim ilk gün evini açtı bana; anne sevgisini hiç esirgemedi, her şeyimle ilgilendi. Hasta olduğumda çorba yapıp yedirirdi. Canım bir şey istese diyemezdim; o anlar ve hemen yerine getirirdi istediğim şeyi. Liseye geçtiğimde ona çok fazla yük olmak istemediğimden eğitim hayatıma kaldığım yerden tek başıma devam ettim. Birkaç ay sonra da üniversite sınavım var. Umarım sınavı kazanırım da Melek ablamı ve annemi gururlandırırım. İkisinin bende olan emeğini ancak böyle karşılayabilirim. Melek abla ile gerçekten gurur duyuyorum. Evliliğinden iki sene sonra eşini kalp krizinden kaybedip daha iki aylık oğlu ile birlikte Amerika’dan kalkıp Tayland’a gelmiş. Mesleğine, beyin cerrahisi bölümüne Tayland’da devam etmiş. İnsanların dedikleri negatif şeyler bir kulağından girip öbür kulağından çıkmış. Şu anda dünyanın en iyi doktorlarından birisi. Örnek alınacak güzel bir kadın gerçekten. Yaya geçidine geldiğimde ışıkların yanmasını bekledim. Yeşil ışık yandığında acele etmeden yolun karşısındaki kafeye doğru yürüdüm. Kafe, Melek ablanın oğlu Alex’e aitti. Benim gibi üniversite hayalleri olmadığından annesini ikna edip bu kafeyi açtı. Anne azarı da işitti tabii ki... Okul haricindeki boş zamanlarımda yardım amaçlı kafede çalışıyorum. Aslında bayağı hoşuma gidiyor denilebilir bu iş. Kahvenin üzerine desenler çizip çizdiklerimi de biriyle paylaşmak hobim haline geldi. Kafenin önüne geldiğimde asılı olan tabelasına baktım: Düşler Kafesi . İsmini Alex seçti. Anlamını da hiçbir zaman bana söylemezdi. Tek dediği şey, “Düşün dostum. Düşün ve ne demek istediğimi anla,” olurdu. Kafenin kapısını açıp içeriye adım attığım anda kafamdan aşağıya, daha ne olduğunu anlamadığım şeyler dökülüverdi. Sırt çantamı ayağımın dibine bıraktım. Üzerime dökülenlere baktığımda... Bir saniye, gerçekten mi? Konfeti mi? Ne olur birisi şaka yaptığını söylesin! İnsanlar güne güzel sözlerle başlarken, benim de konfetilerle güne başlamam gerçekten çok güzel bir seçenek denilebilir. “Bak bu hiç olmadı.” Bir saniye, bu ses... Alex. Kafamı kaldırıp gözlerimi Alex’e diktim. O da “Ne var?” der gibi bir bakış attı bana. “Dostum, müşterileri karşılamak için yeni yöntemler geliştiriyorsan bence hiç geliştirme. Bu yöntem sınıfta kalır.” Alex de söylediklerime aldırmayıp kısaca güldü. Kısaca güldü çünkü uzun gülseydi elimden kurtulamayacağını iyi biliyordu beyefendi. “Dost acı söyler diye bir söz var Ateş, bilir misin bilmem; ama tarihi geçmiş esprilerinle bu tarz şakalar yapmaya devam edersen çok kız kaçırırsın, haberin olsun.” Buna gülmüştüm işte. Ama benim de elimde büyük bir koz vardı: “Bunu, iki kızla aynı anda çıkıp onların ikiz olduğunu bilmeden buluşan kişi mi söylüyor?” Kahkaha atan taraf bu sefer bendim. Alex kahkaha atmama aldırmadan konuşmaya devam etti: “Esprilerimden gayet de memnunum dostum.” Yere bıraktığım sırt çantamı alıp omzuma tekrardan taktım. “Hadi çok konuşma Alex. Geldi…

Bölümün tamamını WritePad'de oku