BÖLÜM 3: TESLİM OLMAK
Yazar: Ilgın

Melissa’nın uzaklaşan adımları Ocean Crest’in gürültüsünde kaybolurken, masada bıraktığı o ağır sessizlik üzerimize adeta bir karabasan gibi çöktü. Gözlerimi denizdeki ay ışığından çekip, masanın ortasında adeta saatli bir bomba gibi duran çoktan açılmış o zarfa diktim. Chris’in yüzündeki o tehlikeli sırıtış, zihnimde yankılanmaya devam ediyordu; ARP hakkındaki her şeyi bildiğini iddia ediyor ve bizi köşeye sıkıştırdığına adından emin bir şekilde inanıyordu. Leo, sabrı taşmış bir halde öne doğru atılıp titreyen parmaklarıyla zarfı kaptı. "Bunu gerçekten düşmanlarımıza verecek miyiz?" diye tısladı dişlerinin arasından, ama sesindeki o hafif titreme içten içe ne kadar büyük bir tehlikenin içine çekildiğimizi açıkça ele veriyordu. Chris, Leo’ya resmen gözleriyle emir vermişti ve yırtılmış zarfın içindeki notu çıkardığı an, masadaki tüm oksijen adeta bir anda çekildi. Kağıdı bana doğru uzattığında şöyle bir göz attım, gördüğüm satırlar kanımı dondurmaya yetmişti; bu sıradan bir oyun ya da basit bir not değildi, doğrudan hayatımıza doğrultulmuş bir silahtı. Başımızı kaldırıp etrafa baktığımızda, restoranın kalabalığı bize sanki yabancı bir gezegenin sakinleri gibi geliyordu. Kimse, masamızda kopmak üzere olan kıyametin farkında değildi. Leo ile göz göze geldiğimizde, ikimizin de aklından aynı şeyin geçtiğini anladım: Artık geri dönüşü olmayan bir yoldaydık ve ya bu oyunu kurallarına göre bitirecektik ya da bu karanlık fırtınanın altında beraber boğulacaktık. Derin bir nefes alarak notta yazılanları tekrar okumak istedim sakin bir şekilde. “Yarın asistanım sizinle Ocean Crest’te buluşacak, dediğim saatte ona size verdiğim dosyayla beraber kendi dosyanızı da vereceksiniz. Kapı önünden alma fikrinden vazgeçtim. ARP” Bu bizzat ARP’ın kendisi tarafından bize yazılan bir nottu ve ona biraz daha yaklaştığımı hissediyordum. Clara’ya dönüp, “Hazırlan, artık hedefimize bir adım daha yaklaştık.” dedim. Elimdeki kağıtta ne yazdığını bilmiyordu ama yüzünde oluşan tebessüm yanımızdakilerden dolayı oluşan gerginlikten çıkıp mutluluğa ve sevince dönüşmüştü. Ondan bana da bir gülümseme geçmişti. Bakışlarımı artık Clara’dan çekip Chris’e döndüğümde yüzümdeki gülümseme devam ediyordu, aldığım zevkten dolayı sinirlerini bozmak istercesine. “Bu notu nerden buldunuz?” diye sordum. Baş düşmanım kahkaha attığında, bu yola ben onun sinirlerini bozmaya çıkmışken beklemediğim bir şekilde bu kahkahası ile zahmet etmeden benim sinirlerimi bozmuştu. Tek bir kelime etmeden yapmıştı bunu hemde. Tek kaşımı kaldırıp ne yapmaya çalıştığını sorgular gibi ona bakmaya devam ediyordum. “Ah Elena’cım…” ağzından ismimi duyduğum an tiksinmiştim, resmen ismim kirlenmiş gibi hissediyordum. “Siz odadan çıktıktan sonra ARP yanımıza geldi, biliyorsun çok sıkı dostuz biz. Bilmiyor muydun yoksa?” Dediğinde resmen benimle dalga geçmişti. Masanın üstünde, notu tutan elimi yumruk yapmıştım bizzat ne kadar sinirli olduğumu görmesi için. Yumruğumla beraber not iyice buruşup küçülüyordu. Chris, ben bir şey demeyeceğimi anladığında cümlesine devam etti. “Nereden bulacağım, odadan çıktığımızda yerde bulduk sonra da buraya getirdik.” dedi. Bu cümleyle beraber Leo, elini bir anda masaya vurduğunda hepimiz yerimizden sıçramıştık. Beklemediğimiz bir şekilde fazla ses çıkmıştı ve herkes bize dönüp bakmıştı. Bu hareketten dolayı gözlerim etrafta Melissa’yı aradığında kasada duruyordu. Göz göze geldiğimizde dudaklarını hareket ettirerek “Yardıma gelmeli miyim?” diye sormuştu. Bu zamana kadar dudak okumakta çok iyi olduğum için Tanrı’ya şükretmeliydim. Ben de aynı şekilde karşılık verdiğimde, “Sonra,” diyebildim. Anlayışla karşıladıktan sonra kasaya birkaç müşteri geldiğinde onlarla ilgilenmeye başladı. Leo, yaptığı bu şov yüzünden eli acımışa benziyordu çünkü elini acısı geçsin diye havada sallıyordu. Yüzü, masaya indirdiği o öfkeli yumruğun yarattığı şok dalgasını takip eden ani ve utangaç bir hisle şekil değiştirmişti. Gözlerinin etrafındaki ince çizgiler ve hafifçe kalkmış kaşları, "Ne yapt…