BÖLÜM 2: YENİ BAŞLANGIÇ
Yazar: Ilgın

Oda kapısının önünde bulduğumuz o mektup, aramızdaki buzları eritmekten çok, ikimizi de aynı ölümcül satranç tahtasının üzerinde körü körüne itilen birer piyon yapmıştı. Otel odasının ağır, loş koridorundan içeri sızan soğuk rüzgar, elimdeki ARP’ın bize verdiği ilk bölümün sayfalarını hareket ettiriyordu. Kapıyı güçlükle kapatıp içeriye yöneldiğimizde Chris benim elimdeki zarfla mektubu alıp okumaya başladı. Okuduktan sonra ikisini de masaya doğru bırakırken yüzündeki o alaycı, meydan okuyan maske yerle bir olmuştu; gözleri bu mektuptan dolayı şaşkınlıkla bakıyordu etrafa, en sonunda şaşkın bakışları hırsa bürünmüştü diğer elimde duran dosyaya bakınca. Oysa bu bilgiler kapımıza gelmeden öncesine kadar birbirimizin boğazına sarılmaya yemin etmiş iki rakip olarak, şimdi ise ARP’ın asistanının yazdığı cümlelerin altındaki imza ve bize verdiği zamanla birbirimize bağlanmıştık: İki gün. Sadece kırk sekiz saat. Ve ortada ne bir yol haritası ne de hataya yer vardı. "Bunu yapamayız," diye mırıldandı Chris, sesi kırılan bir camın çıkardığı ses gibiydi bu sessiz odada. "Ya da... asıl sorun şu, bunu birbirimizle zıtlaşmadan nasıl yapacağız?" Bu soruyu bana sormuş gibiydi çünkü ikimizdeki hırs yüzünden ne zaman bir araya gelsek birbirimizi öldürecekmiş gibi bakışlar atıyorduk, şimdi ise hayatımızı belirleyecek bir işin ortasında kalmıştık. İçimizdeki hırs ile bu işi almayı o kadar istiyorduk ki, eğer birbirimizle uğraşarak bu işi halledersek ne bizim yayınevimiz bu işi alabilirdi ne de onun yayınevi… Bu sorudan sonra zarftaki o parlayan eski amblemler, sanki geçmişin acımasız bir hayaleti gibi odadaki lambanın sarı ışığında titriyordu. Dosyayı tutan parmaklarım hâlâ hafifçe titrerken, odanın içindeki gerilim neredeyse elle tutulur bir yoğunluğa ulaşmıştı. Ben bunları düşünürken odamızın balkonuna doğru ilerliyordum ki arkamdan gelen hızlı adımlarla irkildim. Clara, elinde iki adet kahveyle hayaletmiş gibi balkona gelmişti benden hemen sonra. Kapımız çalınmadan önce uyuyordu, ne ara uykusu açılmıştı da bize kahve alıp yanıma gelmişti. Clara deli dolu ve eğlenceli biridir ama konu iş olduğunda çok azimli, işkolik birine dönüyordu. Bu özelliği benim gözümde onu çok havalı biri yapıyordu yapmasına ama yeni uyandığı zamanlarda ise bazen gerici oluyordu. Şimdi ise uykusundan yeni uyanmış olmasına rağmen o her zamanki gerginliği yoktu, aksine meraklı bir hali vardı. Minibardan aldığı belli olan kutu kahvelerden birini bana uzattı. Kahvenin kapağını açıp içerken, “Kapının önünde ne fısıldaşıyordunuz? Yangın çıkmış gibi bir haliniz vardı, yüzünüzün beti beniz atmış," dedi Clara, uyku sersemliğini henüz atamamışa benziyordu boğuk bir tonda çıkan sesinden anlaşıldığı üzere. Sakinliğimi koruyarak ona her şeyi anlatmaya başladım, “ARP’ın asistanı bize not bırakmış, yeni kitabınının ilk bölüm dosyasını da tabii ki! Eğer hangimiz en iyi şekilde onu düzenlerse diğer birkaç bölümü de onlarla paylaşacak. Aynı şekilde onları da düzenledikten sonra beğenirse o yayıneviyle anlaşacakmış.” Clara’nın o koyu, kehribar rengi gözlerinde tarif edilemez bir ışıltı belirmişti; yüzünün her santimetrekaresi, sanki karanlık bir odanın içinde ansızın açılan bir pencereden süzülen güneş ışığıyla aydınlanmış gibiydi. Dudakları hafifçe aralanmış, nefesi kesilmişçesine bana bakıyordu. Başını hafifçe yana eğerek, sanki duyduklarını sindirmeye çalışıyor ama aynı zamanda bu muhteşem haberin gerçekliğini bir türlü kavrayamıyordu. Dünyanın en iyi haberini almış gibi bana bakıyordu. “ARP... ARP’ın asistanı mı? Bu bir şaka olmalı. Birinci bölümü bizim düzenlememizi mi istiyor? Ve kabul ederse Quill’le mi anlaşacak?" "Ya da Vance’le," diye araya girdi Leo, elleriyle gözlerini ovuşturuyordu. Tıpkı Clara gibi o da uykusundan uyanmıştı, şimdi ise ayılmaya çalışırken bir yandan kulağı bizdeydi. Leo’nun bazen ajan olduğundan şüphelenmiyor değildim. “Tanrım, eğer bu mektup sızarsa bittik demektir! Vance, bu kolay şeye rağmen işi alamayıp Quill’e kaptırdığımızı öğrenirse hem beni hem seni…