Sarılırım Birine

8: Yokluğunda

Yazar:

Sarılırım Birine - Eflal kitap kapağı
Sarılırım Birine kitap kapağı

Bir ay olsam kesinlikle mayıs olurdum. Doğum günüm diye değil, mayıs huzur veriyor sadece. Ne çok sıcak ne çok soğuk. Tam benlik. Fakat bu sevdiğim aya veda etmek zorundayım çünkü haziran ayına geçmiştik. İzmir ise cehennem ön gösterimi yapıyordu resmen. Enseme yapışan saçlarımı toparlayıp kelebek tokam ile tutturdum. Sırt çantamın yanındaki şişemi alıp tepeme diktim suyu. Fakat bu da sıcaktan sidik halini almıştı. Şişeyi tekrar çantamın kenarına takmaya çalışıyordum ki çarptığım bedenle sendeledim. Belimi bulan kollar hızla bedenimi tutup düşmemi engelledi. Başımı kaldırdığımda yine o yeşil gözlerle karşılaştım. Gülümsüyordu bana. Belimi sıkıca saran kolları bedenlerimizi bir hale getirmişti. Yüzünü tekrardan bu kadar yakından incelemek kalbimi hızlandırdı. Zorla kendime gelip omuzlarından ittim onu. “Birak be, sapık!” Gülerek bıraktı beni. Resmen piç sırıtışı vardı yüzünde. Allah kahretsin gamzeleri neden bu kadar güzel? “Nasılsın Selen?” Dedi. Sanki son yaşananlar hiç yaşanmamış gibi. “Bilmem.” Güneş yüzünden kıstığım gözlerimle imalı imalı baktım yüzüne. “Nasıl olmam lazım?” “İyi olman lazım.” “Pek mümkün değil sayende.” Yanından geçip gitmek için yeltendiğimde kolumdan tutup beni tekrar karşısına getirdi. “Gitme,” yüzündeki gülümseme soldu yavaşça. Acılı bir ifade vardı suratında. “Gitme Selen.” “Kalmak istemiyorum ama.” Bu dediğime ben bile inanmadım. Gözlerimi ondan kaçırdım. Canım yanıyordu, ona sımsıkı sarılmak isterken şu durumda olmak canımı yakıyordu. “Selen ben hiç bir şeyi isteyerek yapmadım. Fazla saçmaladım, kırdım, özür dilerim.” Ondan çektiğim gözlerime bakmak için eğdi başını. Pişmanlığını gözlerinden okuyabiliyordum. Fakat o pişmanlığın yanında gözleri önünde ağlayan kızdan kolyesini saklayan adamı da görüyordum. Kolumdaki elini tutup peşimde sürüklemeye başladım onu. Sorgulamadı, nereye demedi, çektiğim yere gitti. Hatta omzumdaki çantayı bile taktı sırtına. Sessizce geldi peşimden. Mezarlığa yaklaştıkça adımlarım yavaşladı. Durmadım ama, nefesimi düzenleyip tekrar hızlandım. Ya şimdi konuşurduk ya da hiç. Mezarlığın demir kapısını açtıktan sonra elini bırakıp içeri geçmesini bekledim. Durup gözlerimin içine baktı. Başını hafifçe omzuğa doğru eğdiğinde yeşillerinin ıslandığını gördüm, gerçekten gözleri mi dolmuştu? Ya da sadece yanılıyordum. İçeri geçtikten sonra bu sefer o benim elimi tuttu. Yanyana biraz ilerledikten sonra yıllarımı geçirdiğim o mezarın önüne geldik. Ezberlediğim ismi bir kez daha okuyup yutkunmaya çalıştım. “Anne.” Dedim boğazımdaki yumruyla. Birleştirdiğimiz ellerimizi kaldırıp gösterdim. “Onu sana getirdim.” Tuttuğum eli bırakıp mermerin yanına çöktüm. Mezarın üzerindeki yabancı otları koparıp attım kenara. Toprağı okşadım yavaşça. Derin nefes verdikten sonra Ali’ye doğru kaldırdım başımı. “Doğumumda vefat etmiş. Daha kokusunu alamadan kaybettim onu. Anne ne demek bilmiyorum.” Başımı önüme eğdim. “Ablam baktı, büyüttü. Beş yaşlarına geldiğimde babam evlendi. Olmuyor, yapamıyorum falan dedi. Kızmadım aslında ona, ne demek istediğini bilmiyordum zaten.” Yanağımdan süzülen yaş toprağa düştü. Ağlamaya başladığımı bile farketmemiştim. “Bu yüzden demedim ona annem. Anne ne demek bilmiyorum ama kesinlikle o kadın anne değil.” Elim boynuma gitti fakat kolyem yoktu. Doğru ya, söküp atmıştım. “Ablam o kolyeyi verdi bana sonra. Annemin kolyesiymiş, sürekli takarmış. Bende öyle yaptım sürekli taktım, çıkarmadım boynumdan.” Dolu gözlerimi tekrardan ona çevirdim. Ağlamam şiddetlenip omuzlarım sallanmaya başladığında yanıma çöküp kendine çekti beni. Kolları sıkıca sararken ağlamaya devam ettim orda. Başımı yasladığım bu bedende rahatladığımı hissettim. Saçlarımı okşayıp küçük buseler bıraktı. “Anne ne demek bilmiyorum Ali.” Bu sefer bende kollarımı doladım ona. Gözyaşlarım omzunu ıslattı. “Bazen ağlayamıyorum bile, bilmiyorum çünkü annesi ölen biri nasıl acı çeker? Nasıl acı çekmem lazım? Özleyemiyorum bile onu. Hiç kokusunu almadığı bir bedeni nasıl özler insan? “Özür dilerim.” O da ağlıyordu. Ali…

Bölümün tamamını WritePad'de oku