4: Kolye
Yazar: Eflal

Belim resmen kopuyordu. Gözüme doğru vuran güneş ışığına küfrederek açtım gözümü. Koltukta uyuya kalmıştım ve belim fena ağrıyordu. Doğrulup gözlerimi ovuşturdum, etrafa bön bön bakarkan karşı koltukta horlayan Bartu’yu farkettim. Vucudunun yarısı koltukta diğer yarısı dışarı sarkmıştı. Nasıl uyuyor böyle?? Riva da Bartu gibi dağınık uyuyordu. Biraz daha oturup düşünsem Bartu ve Riva’yı shipleyebilirdim o yüzden kalkıp elimi yüzümü yıkamak için üst kata çıktım. Ne kadar saçma bir ev, alt katta banyo yoktu resmen, yüzümü yıkamak için bu merdiveni çıkmak zorunda mıyım? Üst kata çıktığımda banyonun kapısı aralık ışığı da açıktı. Herkes uyuyordu, sanırım açık kalmıştı ışık. Kapıyı ittirdiğimde Ali ile yüz yüze geldim. Bu sefer üzeri giyinik fakat saçları ıslaktı, banyo da sıcaktı sanki, duş almış gibi. Gülümseyip günaydın diyecektim fakat dünki sözleri geldi aklıma. Birden abi edasıyla tavır koyması falan. Akşam da hiç konuşmamıştı benimle. Saçma bir haraket yaparak banyonun içine adım attım, bu haraketim ile geriye çekti kendini. “Dün dediklerin neydi?” Dedim pat diye konuya girerek. “Abi tavırları falan, birden çektin kendini, ne ayak? Hayır belki ben arkadaş olmak istiyorum. Öküz gibi ‘abiyim abi!’ Demene ne gerek vardı? Bide-“ Elini omzuma koyup susturdu beni. “Selen nefes al.” Dedi. “Sana da günaydın bu arada.” Kaşlarımı çattım fakat yeni uyanmış ve şişmiş yüzümle ne kadar ciddi durdu bilmiyorum. “Ne demem lazım, günaydın abicim mi? Yok arkadaşımın abisisin dimi? abicim diye sahiplenmek olmaz.” Bir kaç saniye yüzümü inceledi, sonra baştan aşağı süzdü beni. Hafif bir kıkırtı kaçtı dudaklarından. “Selen şu an sincapa benziyorsun.” Ben ne diyorum adam ne diyor. “Ya ben burda hesap soruyorum!” Sarı kafasına vurdum. “Ciddi ol.” “Ciddiyim.” Hala gülüyordu ama. Fazla abartıyordum belki ama dün dedikleri kafama takılmıştı. Abiyim diye diretiyordu sürekli, hayır kan bağımız mı var anlamıyorum da. Gülüp eğlenirken birden ciddileşip uzaklaşıyordu, bunu sevmiyorum. Onunla çocuklaşmış hissediyorum bazen, ciddileşip uzak durunca yıkılmıştı o çocuk. Riva’nın odasının kapısı açılınca Ali birden beni içeri çekip banyonun kapısını kapattı. Zaten banyonun içindeydim ama çıkabilirdim neden böyle bir şey yaptığını anlayamadım. Sırtım banyo kapısına dayandı, elini ağzıma kapatıp ses çıkarmamı engelledi. Riva’nın sesi geldi. “Abi sen misin içerdeki?” Ali’nin bir eli ağzımda diğer eli ise kapıya değmek üzere olan başımın arkasındaydı. Yakındı, fazla yakın. Yeşil gözleri yakından daha güzeldi. Göz gözeydik, ilk defa bu kadar yakından bu kadar uzun göz teması kurmuştuk sanırım. “Evet benim Riva. İn aşağı çıkıyorum şimdi.” “Hızlı ol altıma işiyeceğim.” İşiyecek başka zaman bulamadın mı Riva… Kızın ne suçu var? Abisiyle banyoda dip dibe olduğunuzu nerden bilsin? Ay aman bende bilerek mi geldim sanki, tuttu çekti içeri öküz! Göz kırpıştırdım. Riva kapının önündeyken burdan çıkmamız imkansızdı, nasıl açıklayabilirdim ki? “Aşağı inip Bartu’yu kaldır sen.” Dedi Ali. “Çıkıcam.” Bir kaç dakikalık sessizlikten sonra merdivenden inme seslerini duyduk. Şimdi çekilmesi lazımdı ama hala dibimdeydi. Kafamın arkasındak eli yavaşça çekildi fakat ağzımın üzerindeki hala duruyordu. Yoğun bakıyordu gözlerime. Neydi bu duygu? Bilmiyorum, adını bilmiyorum ama çok güzeldi. “Selen..” dedi fısıldar şekilde. “Kalbin niye bu kadar hızlı?” “Ne?” Kalbim hızlı mıydı? “Kalbin çok hızlı atıyor.” Gözlerimi kaçırıp ittirdim onu hızla. “Geri zekalı! Ne diye çektin beni içeri?” Banyo kapısını açıp dışarı attım kendimi. Arkam ona dönük olduğu için görmeyeceğinin rahatlığıyla elimi kalbime attım, cidden hızlıydı. Tıpkı olayların hızla ilerlemiş olduğu gibi. Daha yeni tanıdığı birine neden böyle atardı bi insanın kalbi, aşk mıydı bu? Ya da sadece hoşlanma? Saçmalamayı kes artık. abi olarak kalsın bırak, hayatımız aşka yer veremeyecek kadar dağınık. Tekrar ona dönmek yerine hızla indim merdivenlerden. Aşağı indiğimde Riva Bartu’yu uyandırmaya çalışıyordu. Elindeki yastığı çocuğun kafasına…