1: Ev dört duvarlı bir beton mu?
Yazar: Eflal

Ev sadece dört duvarı ve bir çatısı olan beton yığını mı? Evin bir beton yığını değilde bir insan olduğuna inanıyorum, ve ben o evimi hâlâ bulamadım. Tabii böyle dediğinde insanin aklına aşk geliyor,değil mi? Aşık olduğun insanın sana ev olması falan fistan. Bence Ev aşk değil. Ev arkadaş demek ,kardeş demek, dost demek… ve dediğim gibi hala evimi bulamadım. Ocakta karıştırdığım çorbanın altını kapatıp masadaki tabaklara doldurmaya başladım, ablaya, babaya, anneye… ben? Hayır ben aç değilim. Aslında baya açtım ama evin içindeki gergin hava iştahımıkapatmıştı.Masa hazır olunca son kez bi’ bakıp onları çağırmaya gittim. Salonda oturuyorlardı. “Yemek hazır, ben odama geçeceğim siz yiyin.” “ Ne zaman bizimle oturup yedin ki zaten Selen? Anca kapan o odana.” Oturduğu yerden kalkıp mutfağa doğru giderken ağzının içinde söylendi babam.“Pek iştahım yok şu aralar baba, başka zaman beraber yeriz.” Zorla gülümsedim. Anne ve ablam da masaya geçince odama ilerledim. Kulaklığımı takıp şarkı listelerimden birini açtım. Şarkı dinlemeyi seviyorum huzur veriyor, tüm dünyadan kopuyorum sanki. Kitabımı alıp uzandım yatağıma. Sayfaların arasında kayboldum ama hiç bir şekilde dikkatimi veremedim, kafamın içinde susmak bilmeyen bir ses vardı sanki. Oflayarak kulaklığı çıkarıp yatağıma attım, kitabın da arasına ayraç koyup çıktım odamdan. Mutfağa doğru ilerledikçe seslerini işittim. “Ablası evlendi de ne oldu sanki? yina başımıza kaldı. üniversite kazansa rahatlicaz.” Dedi babam Benim hakkımda mı konuşuyorlar? “Baba,” diye sesini yükseltti ablam. “Yanlış bir evlilik yaptım diye yüzüme vurup durma şunu. Hem Selen evlenemez tamam mı? Benim gibi hata yapmasına izin veremem.” “Saçmalamayı kesin.” Dedi anne. “Bu yaşta evlenemez zaten, elalem ne der biliyor musunuz? Bekleyin bir senesi kaldı şurada üniversiteyi kazanıp gider uzağa.” Kendime engel olamayıp girdim mutfağa. “Bakmak bu kadar mı ağır?” Sustular. “Ya,” gülmeye başladım çünkü cidden komikti. “ bir ben mi ağır geldim size amına koyim?” “Düzgün konuş Selen.” “Sikerim Selen’i!” Sesim elimde olmadan yükseldi. “Az biraz vicdanınız olsun lan size yemek hazırladım! Hazırlarığım sofrada fazla olmamı konuşuyorsunuz.” Babam elini masaya vurunca sıçradım yerimde. Bağırıp çağırsam da en ufak haraketinden korkuyordum. “Selen fazla oluyorsun. Biz senin kendi başına ayaklarının üzerinde durmanı istiyoruz sadece.” Kafamı aşağı yukarı salladım yavaşça, kırık bi tebessüm oldu. “Haklısın baba özür dilerim.” Mutfaktan çıkarken ardımdan mırıldandı ablam, “Selen…” dönmedim o tarafa bir daha. Odama geçip kulaklığımı aldım elime, masamın kenarında duran bira şişemi çantama atıp çıktım. 18 yaşıma girmeme az bir zaman kalmıştı, ne kadar iğrenç bir ailem olsa da içki içmem onlar için sorun değildi. Aslında sorun olmasını isterdim biliyor musunuz? Bana karışsınlar, doğruyu yanlışı öğretsinler isterdim. Her neyse. Evden çıkarken ardımdan baktı ablam. Gözlerinin içine bakarak gülümsedim sonra arkamı dönüp apartman merdivenlerini indim hızla. Ablam, babam veya anne gibi değildi. Beni severdi aslında yani bunu hissederdim ama engel olamazdı. Babam bana vurunca mesela, içi acırdı ama engel olamazdı. Ona kızmıyorum, sadece kırgınım biraz. Akşam vakti olduğu için hava kararmıştı. Sahil kenarına doğru yüdürüm. Kulaklığımı takmaya niyetlendim ama telefonumu almadığım için şarkı da dinleyemezdim.“Hay kafama sıçayım, of!” Yine kafamdaki sesleri dinleyeceğiz o zaman. Dalgaların bana ulaşamayacağı bir uzaklıkta kumların üzerine oturdum. Çantamdan birami alıp kenara fırlattım çantayı. İçmek yerine biraz beklemeyi tercih ettim. Kahve rengi saçlarımı topladığım tokamı çıkarıp serbest bıraktım saçlarımı. Mayıs ayına yeni girmiştik sanırım, günlerden ne bilmiyorum ama doğum günüme çok az var. Vuran rüzgar saçlarımı karıştırıp geçti, güldüm istemsizce. Biramin kapağını açıp birkaç yudum aldım. Büyük ihtimalle bununla sarhoş olmazdım ama en azından rahatlatırdı. Elimdeki şişeyi ras gele doğrulttum. “Ulan Dünya, bir ben mi fazlayım sana?” Tabi…