BAKIŞMA.
Yazar: hilasbey

🐦🔥 • S A N R I • 8.BÖLÜM / BAKIŞMA. Saatler... Gecenin içinden akıp gidiyordu, sanki zaman bile onu terk etmişti. Korku, öfke, acı... Bir şey hissetmek istiyordu ama hissetmiyordu. Hiçbir şey yoktu içinde. Sadece, o korkutucu sessizlik vardı. Dışarıda rüzgârın uğultusu, zaman zaman arabaya çarpan kar tanelerinin sesi. Ama o sessizlik, onu en çok boğan şeydi. İçindeki soğuk, dışarıdaki soğuktan katbekat fazlaydı. Ne gözyaşı dökebildi, ne çığlık atabildi. Gecenin karanlığı, içine aldığı her şeyi yavaşça yutuyor gibiydi. O soğuk metalin, ölü bedenlerle dolmuş arabanın içinde kaybolmuştu. Bir yerlerde, o zamanı ölçebilen bir saat var mıydı, bilinmezdi. Sadece, o küçük kız vardı. Yaşı küçük, ama içindeki boşluk o kadar büyüktü ki, her şeyin normal olduğunu düşünmek ona uzak bir kavram gibi geliyordu. Arabadaki sessizlik, her şeyin üzerinde bir örtü gibiydi. Küçük parmaklarıyla, annesinin dakikalar sonunda soğuyan ellerini tutuyordu. Babasının kanıyla ıslanan koltuk, bir daha aklından çıkmayacak bir izdi. Dışarıdaki karanlıkla iç içe geçmişti her şey. Küçük kız, gözlerini dışarıya dikip bakıyordu, ama görebildiği tek şey, karanlıkla sarılmış bir dünya ve onun içinde kaybolmuş bir Dünya'ydı. Kanın metalik kokusu hâlâ burnundaydı. Sadece o soğuk arabada, annesinin ve babasının ölü bedenleriyle tek başına kalmıştı. Gözleri, annesinin güzel gözlerini görmek için açıldı, ama baktığı gözler, artık hiçbir zaman onu göremeyecekti. 🥲 Alaz'ın son cümlesi hâlâ kafamın içinde yankılanıyordu. "Ya dönüyorsa?" Onun peşinde koşturduğumu, etrafında döndüğümü falan mı ima etmişti o? Hiçbir cevap verememiş olmanın öfkesini yaşıyordum içimde. Koridorda, Alaz'ın gittiği tarafın tersine doğru yürüdüm, ayak seslerim boğuk yankılanıyordu. Ece'nin yanına dönmeyi düşünüyordum, ta ki adımı duyana kadar. "Dünya Dinçer?" Başımı kaldırdım. Danışmadaki görevli bana seslenmişti. "Bugünki doktorunuz Mine Hanım'dı fakat kendileri yurt dışındalarmış. Yerine bir süre Cem Akbey ilgilenecek sizinle." Olan biten her şeyin üstüne, şimdi Alaz'ın babası Cem Bey ilgilenecekti benimle. ''Gerçekten harika!'' diye fısıldadım kendi kendime. Doktor Cem'in odasına doğru ilerledim. Kapıyı çalıp açtığımda Ece hala oradaydı. İçerisi hiç samimi değildi, aksine resmiydi. Masanın üzerinde nizami şekilde koyulmuş dosyalar vardı. Psikoloji kitapları düzgünce sıralanmıştı. İçeri adımımı attığımda göz göze geldik. ''Gel, Dünya. Hoş geldin. Otur şöyle.'' Ece'nin yanına oturduğumda, Ece bana bakışlarıyla olan biteni sormak istiyor gibiydi ama şuan hiçbir cevap veremezdim. "Mine Hanım'ın notları burada. Sizi de benim grubuma yazmış. Bugün Mine Hanım'ın danışanlarıyla da ben ilgileneceğim. Size bilgi verilmiştir zaten. Bugün ki grup terapinizi benimle yapacaksınız.'' Gülümsüyordu. ''Grup terapileri odamda değil, grup terapisi odasında yapılıyor." dedi Cem Akbey, saatine bakarak. Başımı hafifçe salladım, ne itiraz edecek gücüm vardı ne de kabul edecek isteğim. Sadece olan biteni yaşıyordum, öylesine... İçimde öyle kocaman bir boşluk vardı ki, kelimeler bile düşüp kayboluyordu oraya. "Diğerleri aşağı katta toplanıyor," dedi Cem Bey, dosyasını kapatıp ayağa kalkarken. "Beraber inelim." Ece'nin ardından ben de ayağa kalktım. Cem Bey odasını kitledikten sonra koridora çıktığımızda, ayak seslerimiz bu kez üç kişilikti. Grup terapisi için geldiğimiz sınıfta, sandalyeler çember gibi dizilmişti. İçeri girdiğimizde, çoktan yerine oturmuş birkaç kişi başlarını kaldırıp bize baktı. Tanımadığım yüzlerin yanı sıra, bir tanesi tanıdıktı. Gözlerimiz keskin bir hat gibi birbirine değdi. O bana, ben de ona öylece baktım. Ama içimde fırtına koparken dışım buzdu. Gözlerini ilk çeviren ben oldum. O sessizliği taşıyamayacağımı, onun bakışında boğulacağımı anladığım an... Gri gözlerinin içinde tuhaf bir şey vardı. Öfke değil, alay da değil. Ama bir şekilde tanıdık bir kırgınlıktı. Ece, her zamanki gibi hemen yanıma oturdu. Onun varlığı bir sığınak gibiydi. ''Ne oldu, ne konuştunuz? Anlatsana kızım, çatlatma beni…