ÇOCUKLUK ZİNCİRLERİ.
Yazar: hilasbey

🐦🔥 • S A N R I • 7. BÖLÜM / ÇOCUKLUK ZİNCİRLERİ. Okuldan kanlar içinde döndü. Üstü başı çamurluydu, dudağı patlamış, kaşı açılmıştı. Okul forması yırtılmıştı, dizindeki pantolon parçası yerini yaralara bırakmıştı. Sessiz bir çocuktu, içine kapanıktı. Okulda arkadaşları tarafından zorbalanıyor, dışlanıyordu. Ama içinde çığlık çığlığa susan bir dünya vardı. Okulda çocuklar "aptal ucube", "ezik", "ağlak" diye bağırarak üstüne çullanmıştı. Çünkü o çocuk pek konuşmazdı. Göz teması kurmazdı. Kimsesi yok sanırlardı. Kimsesi var mıydı? Okuldan eve döndüğünde, annesi evde yoktu. Zaten çoğu zaman yoktu. Genelde çalışırdı. Abisi mutfaktaydı. Okuldan gelmiş, bir şeyler atıştırıyordu. Kafasını kaldırıp kardeşinin halini görünce elindeki su bardağını yere bıraktı. "Ne oldu sana? Kim yaptı bunu?" diye sordu, ama cevabı kardeşinin gözlerinde gördü. Sonra kapıdan içeri babaları girdi. Yüzü karanlıktı, sesi alçak ama tehdit doluydu. Çocuğun halini görünce öfkeyle sordu: "Yine ne yaptın?!" Çocuk sustu. Her zamanki gibi. "Konuşsana lan! Ne oldu?! Kavga mı ettin? Dayak mı yedin lan?! Yine mi rezil ettin beni millete?" Sonra ilk tokat geldi. O tokatla birlikte çocuğun başı yana savruldu. Dizlerinin bağı çözüldü. "İt gibi dövülüyorsun, utanmadan bu halde eve geliyorsun bir de!" Bir tekme daha. Sonra bir tane daha. Abisi araya atıldı, "Baba... Baba yapma, ne olur...'' "Sen karışma." dedi, büyük çocuğa. Ardından tekrar küçük olana döndü, "Hiçbir zaman abin gibi olamayacaksın! Derslerinde başarılı, herkes tarafından seviliyor! Sen hiç bir bok değilsin, defol odana!" O gece çocuğun kulağı uğuldamaktan durmadı. Kafasını yastığa koyduğunda gözünü kapatınca babasının sesi yankılanıyordu. Kalbi atıyor gibi değil, dövülüyor gibiydi. Ertesi gün okula gittiğinde yüzündeki yaralara yeni morluklar eklenmişti. Öğretmeni Mustafa Hoca, dikkatli bir adamdı. Her sabah sınıfın gözlerine tek tek bakan, "İyisin değil mi?" diye soran nadir öğretmenlerdendi. Çocuğa yaklaştı ve sessizce konuştu: "Kim yaptı bunu sana çocuğum?" Çocuk yine sustu. Ama sustukça daha çok anlattı. Mustafa Hoca o gün onu teneffüste alıp okulun bahçesindeki kenar duvara oturttu. "Biliyor musun," dedi, "Senin gibi suskun çocuklar, bir gün konuştuğunda yeri yerinden oynatır. Sen çok güçlü bir adam olacaksın, çocuğum." Çocuk başını kaldırıp öğretmeninin gözlerinin içine baktı. Korku vardı bakışlarında ama bu defa bir şey doğmuştu o bakışlara: Umut... Mustafa Hoca, arkadaşının işlettiği bir boks salonundan bahsetti. "İstediğin zaman götürürüm seni. Bakarsın, belki denersin." Çocuk istiyordu. Ama babası ne tepki verirdi? Çocuk buz gibi soğuk, griye dönen gözlerini karartmıştı. Öğretmeninin bahsettiği spor salonuna gidecek, boks öğrenecekti. İlk gün eline bandaj sarılırken elleri titriyordu çocuğun. Ama o ringe çıktığında hissettiği şey yeni bir dünyaydı. Yumruk atmayı bilmiyordu ama dövülmeyi iyi bilirdi. İçindeki yumruk yemiş çocukluğunun acısı, öylece akıyordu. Her antrenman sonrası aynaya bakıp şunu düşünmeye başladı: "Artık beni kimse dövemeyecek. Babam bile." Birkaç hafta sonra babası durumu fark etmişti. Mustafa Hoca'yı okul çıkışı mahalle köşesinde yakalamış, üstüne yürümüştü. "Sen kim oluyorsun da benim çocuğumu saçma sapan yerlere götürüyorsun ha?!" Mustafa Hoca dimdik durdu. "Ben senin oğlunun öğretmeniyim. Ve eğer sen de bir babaysan, senin yapmadığını ben yapıyorum. Çocuk özgüven kazanıyor." İnsanların gözü önünde bağırdı babası, küfretti, tehdit etti. Ama çocuk ilk kez orada, uzaktan izlerken, içindeki korkunun azaldığını hissetti. Çünkü artık yalnız değildi. Ve çünkü o ringde yumruk atmayı öğrenen çocuk, yavaş yavaş kendine güvenmeyi de öğreniyordu. Boks ringdeydi, ama gerçek kavgası kalbindeydi. Artık o kalp sadece atmakla kalmıyor, direniyordu. Her yumruk, geçmişin acılarına karşı bir cevaptı. Ve artık çocuk, sadece dayanmayı değil, savaşmayı da öğrenmişti. ⚔️ Bir polis, elindeki feneri doğrudan yüzüme tuttuğunda gözlerimi kısmak zorunda kaldım. Işığın keskinliği, mekândaki kırmızı l…