SANRI

SIZI.

Yazar:

SANRI - hilasbey kitap kapağı
SANRI kitap kapağı

🐦‍🔥 • S A N R I • 5.BÖLÜM / SIZI. Kalben – Sadece Soğuk bir kış günüydü. Yerle gökyüzü arasındaki sınırlar silinmiş, karın sessizliği her şeyi yutmuştu. Kar, tüy gibi usulca düşüyor, her yeri beyaza bürüyordu. Ama bu beyaz, masum bir beyaz değil; kasvetli, iç burkan bir beyazdı. Lapa lapa yağan kar, yerle buluşurken, sanki geçmişi kapatmak ister gibi sessizce toprağın üzerinde eriyordu. Çocuk, mezarlığın soğuk taşları arasında, hayatının ne kadar küçüleceğini ve içindeki boşluğun ne kadar büyüyeceğini bilmeden öylece duruyordu. Minicik ellerini kazağının kollarına saklamıştı, burnu kıpkırmızıydı. İçinde yanıp duran acıya tezat, dışarısı buz gibiydi. Hava ellerini donduruyordu ama içinde tarif edemediği karanlık bir sıcaklık vardı. Ama o sıcaklık, annesinin ya da babasının sevgisinin sıcaklığı değil, yutucu bir boşluğun sıcaklığıydı. Bu boşluk, onu her an biraz daha içine çekiyordu. Bir kadın arkasından usulca mırıldandı: "Çocuklara nasıl anlatılır ki böyle şeyler... Allah sabır versin." Annesinin gülüşü, babasının güven veren bakışları; ona en büyük huzuru veren bu iki şey, şimdi yalnızca birer hayale dönüşmüştü. O sevgi dolu bakışların yerini, derin ve soğuk bir boşluk almıştı. O boşluk, bir çocuğun içine sığamayacak kadar büyüktü. Küçücük bedeni, tüm bu boşluğu taşıyamazdı. Sadece bir soru vardı dilinde: "Annem, babam... Neredeler?" Dünya, bir çocuk için fazlasıyla büyüktü. Etrafındaki herkesin her sözü anlamdan yoksundu. Yanında duran yaşlı bir teyze eğildi, hafifçe başını okşadı, "Annenle baban artık kuş oldu yavrum, gökyüzüne gittiler." Küçük kız, teyzeye şaşkın ve masum bir bakışla döndü, "Ben de kuş olmak istiyorum, Beni neden yanlarına almadılar? Yoksa beni artık sevmiyorlar mı?" dedi kısık bir sesle. Dudakları çatlamış, sesi çatırdayan bir dal gibi titriyordu, "Ben de uçarak gideyim, onları bulayım. Olmaz mı?" Söylediği kelimeler, aynı içinde ki çığlıklar gibi duyulmadı. İnsanlar, çocuğun cümleleri karşısında, sadece başlarını öne eğebildiler. Çocuğun bakışları, hareket eden kalabalığın arasından kayarak iki tabuta takıldı. Birer çukur kazılmıştı. Çukurların başında dizilmiş adamlar vardı. Tabutlar ağır ağır indirildi. Ahşabın hafif gıcırtısı, çocuğun zihnine bir bıçak gibi saplandı; bu ses, yıllar boyunca aklından silinmeyecekti. Her toprak tanesi, sanki kalbinin üzerine düşüyor, biraz daha nefesini kesiyordu. Toprak, tabutların üzerine yağarken, Çocuk bir adım geriye çekildi. Her şey o kadar yavaş ilerliyordu ki, sanki zaman bile bu acıya tanıklık etmek istemiyordu. Annesiyle babasının üzerine kapanan her toprak, onun içinde bir kapıyı kapatıyordu. Küçücük bir bedenin koca bir dünyaya sığamadığı anlardan biriydi bu. Ve o gün, iki tabut kaldırıldı, bir çocuk kandırıldı... 🪦 Telefonum titreştiğinde zaman öğleni geçmişti. Uyumak için gece boyu defalarca gözlerimi kapatmış ancak sabaha karşı kafamdaki sesleri susturabilmiş ve uyuyakalmıştım. Son günlerde yaşadıklarım, zihnimde kırık dökük bir film şeridi gibi dönüp duruyordu. Ekrana baktığıma gördüğüm isim şaşırtmadı. Eceden bir mesaj vardı ekranımda. "Bugün ne yapıyoruz güzellik? Bir kahve içelim mi, Dünya'mı özledim ben." Gözlerim hafifçe parladı. Ece'nin renkli kişiliği içimdeki kasveti biraz bile olsa dağıtıyordu. Parmaklarım hızlıca bir cevap yazdı. "Özlenmek ne güzel. At konumu geliyorum." Elimi yüzümü yıkayıp aşağı indim. Amcama seslendim ama evde değildi. Amcam emekliydi ve laf arasında sayısal loto oynadığından bahsettiği için şuan nerede olduğunu tahmin etmek zor olmamıştı. Buzdolabından ağzıma birkaç lokma sıkıştırdıktan sonra ceketimi kaptığım gibi evden çıktım. Aylardan marttı ve artık bahar yavaş yavaş kendini belli etmeye başlamıştı; ağaçlar çiçekleniyor, sokaklar renkleniyordu. Ama ben, içimde hâlâ bir sonbahar taşıyordum. Siyah ceketim bana bir sığınak gibiydi. Yaklaşık yarım saat sonra, Ece'nin seçtiği küçük kafeye vardım. İçerisi loş ama sıcaktı. Cam kenarında oturmuş, beni bekliyordu. "Güzelim!" dedi, ayağa kalkıp sarılırken. Yasemin ve vanilya k…

Bölümün tamamını WritePad'de oku