KARANLIK.
Yazar: hilasbey

🐦🔥 • S A N R I • 4.BÖLÜM / KARANLIK. Pilli Bebek – Bak Soğuk bir sabahın ilk ışıkları, karla kaplı yolda titrek bir parlaklık bırakıyordu. Araba, sessiz bir karanlığın içinde kayıp gidiyordu. Ön koltukta annesi ve babası vardı; gülümsemeleri hâlâ hatıralarını yakar gibi parlıyordu. Arka koltukta, küçük bir kız... Camdan dışarı bakarken kendi nefesinin buğusuyla küçük daireler çiziyor, gözlerinde uykuyla karışık bir hayranlık vardı. Kar tatiline gidiyorlardı. Bu yolculuk, her yılın huzur dolu anısıydı. Radyoda eski bir şarkı çalıyordu. Anne, melodiyi mırıldanıyor, babanın gözlerinde hem yorgun hem de mutlu bir parıltı vardı. "Bakalım, şu çarpım tablosunu ezberledin mi?" dedi babası, aynadan küçük kıza bakarak. Kız bir an düşündü, sonra gülerek cevapladı: "Dört kere dokuz... otuz altı!" Annesi alkışladı, "Bravo!" dedi, sesi camlarda yankılanıyordu. Baba, direksiyonun başında gülümsedi. "Büyük kız olmuşsun sen." Küçük kız başını cama yasladı. Kar taneleri cama vuruyor, dünya sanki beyaz bir sessizliğe gömülüyordu. Bir anda, babanın yüzündeki tebessüm kayboldu. Gözleri yoldaki karanlık noktaya kilitlendi. Bir buz tabakası, bir gölge... Araba birden kaydı. Küçük bir sarsıntı önce sadece kalplerini çarptı, sonra gövdelerini. Anne bir çığlık attı, "Dikkat et!" Baba direksiyona asıldı ama tekerlekler kara gömülmüş gibiydi. Radyodaki şarkı sustu. Göz göze geldiler. O anın içinde korku öylesine büyüktü ki, küçük kız nefes alamadı. Ve... çelik bir gürültü. Araba savruldu. Cama çarpan beyazlık bir anda her şeyi kapladı. Zaman durdu. Küçük kız, annesinin yüzüne son kez baktı, dudaklarının kıpırdadığını gördü ama sesini bir daha hiç duyamadı... ❄️ Bahçeye çıktığımızda derin bir nefes çektim ciğerlerime. İçerideki o boğucu havadan sonra bahçe çok iyi gelmişti. Sigara içmek için cebimden paketi çıkarırken, Ece hâlâ biraz önceki çarpışma sahnesine kıkırdıyordu. "Az önce çarpıştığın kişi Alaz'dı bu arada," dedi, sesi hafif alaycı ama meraklı. "Alaz Akbey." Elimdeki çakmak bir an dondu. "Alaz mı?" dedim, bu isim zihnimin içinde yankılanıp dururken. Ece başını hafif yana eğip gülümsedi. "Aynen. Buranın en gizemli, en soğuk tipidir. Senin şansından gittin onunla çarpıştın! Konuşurken duvarla konuşuyormuşsun gibi hissettirir, o derece mesafelidir. Çoğu kişi ondan çekinir ama farkında olmadan herkesin gözü onda." Başımı hafifçe çevirip bahçenin diğer köşesine baktım. Bir motorun yanında durmuş, sigarasını yakıyordu. Siyah deri ceketi rüzgârda hafifçe kıpırdıyor, dağınık saçlarının arasında bir başıboşluk havası vardı. Ece, hafif bir sesle devam etti: "Geçen sene de geliyordu bu merkeze. Sonra bir ara kayboldu ortalıktan. Motora biniyor hep. Boks yapıyor. Çoğu zaman yalnız takılır, kimseyle konuşmaz. Bazen bir bakarsın, tek bir bakışıyla ortamdaki tüm sesi keser. Değişik bir tip anlayacağın." Ece'nin sözleri kulağımda yankılanırken, gözlerim tekrar Alaz'a kaydı. Motorun selesine yaslanmış, sol elini cebine sokmuştu. Bakışları bir anlığına bize doğrı kaydı ama ne bir gülümseme ne de bir mimik vardı ifadesinde. Sadece o soğukluğun, aramızda bir mesafe duvarı gibi yükseldiğini hissettim. Ece bana döndü, gözlerini hafif kısarak: "Bu arada, babası Cem Akbey. Buradaki doktorlardan biri. Yakında onunla da tanışırsın. Cem Bey, oğlunun aksine soğuk biri sayılmaz." "Cem Akbey mi?" dedim, şaşkın bir şekilde. Ece omuz silkti, gülümseyerek sigarasını yaktı. "Aynen. Merak etme, Cem Bey diğer doktorlar gibi değildir. Fazla soru sormaz, fazla sıkmaz. İyidir yani." Elimdeki sigarayı yavaşça dudaklarıma götürdüm. "Sen Cem Bey'le konuştun mu hiç?" diye sordum merakla. "Konuşmaz mıyım? Benim burada ikinci senem. Geçen sene ilk günümde beni bir güzel sorguya çekti. Neyse ki tatlı dilli biri, hemen rahatlatıyor insanı." Sigaramın dumanı havada dağıldı. "Peki sen buraya neden geldin?" diye sordum, sesimi yumuşatmaya çalışarak. Ece bir an sustu, bakışlarını yere indirdi. "Aile meseleleri işte. Fazla üstüne gelme, yoksa dram başlatırım." Ardından bana acılı bir tebessüm…