BUZ.
Yazar: hilasbey

🐦🔥 • S A N R I • 3.BÖLÜM / BUZ. Cem Adrian – Beni Hatırladın Mı? Ben Dünya... Küçüklüğümden beri adımı tuhaf buldum. Annem neden bana bu ismi verdi bilmiyorum. Çünkü ben hiçbir zaman bu dünyanın bir parçası gibi hissetmedim. Bilselerdi bu hayatı yaşayacağımı, koyarlar mıydı bu ismi bana? Dünya, içinde milyonlarca insan barındıran, hayatla dolup taşan bir yerdi. Ama ben hep tek başımaydım. O kalabalığın içinde hiç yerim olmadı. Ben Dünya... Yetimhanede büyüdüm. Oraya ''aile'' olmak isteyen insanlar gelirdi. Çocukları incelerler, tiplerine göre değerlendirirlerdi. Tıpkı manavdan meyve sebze seçer gibi. En sağlıklı, en güzel, en sorunsuz olanı alıp götürürlerdi. Beni ise kimse istemedi. Çünkü ben raftaki çürük elmaydım, eğri büğrü bir domates... Kimse elini uzatmadı. Kimse beni seçmedi. Zaten seçsin de istemedim. Ben sadece annemi babamı istedim. Ben Dünya... İnsanlar bana baktığında ne gördüler bilmiyorum ama hep aynı şeyi hissettirdiler. Sanki bir ucubeymişim gibi baktılar. Oysa ben sadece sıradan bir çocuktum. Ben Dünya... Hayatta kalmayı öğrendim ama yaşamayı hiç öğrenemedim. İnsanlar için nefes almak yaşamak demekti, oysa ben her nefeste biraz daha eksiliyordum. Ben Dünya... Çocukken koşmayı, gülmeyi, saçmalamayı, şımarmayı bilmezdim. Çocuk olmak ne demekti, onu bile bilmiyordum. Yetimhanenin soğuk duvarları arasında kendi sesimi hiç duymadım. Konuşmanın ne anlamı vardı ki? İnsanlar zaten anlamazken... Ben de sustum. Ben Dünya... Kendimi aynada gördüğümde ne gördüğümü bilmiyorum. İnsanlar bana baktığında ne görüyorlardı? Onları korkutan neydi? Gözlerimdeki boşluk mu? Suratımın ifadesizliği mi? Sessizliğim mi? Ben Dünya... Hayatım boyunca sığınacak bir yer aradım. Onlar için yalnızlık bir kusurdu. Ama ben bu kusurla var oldum. İçimde taşıdığım boşluk zamanla alışkanlığa dönüştü. Sonra bir gün fark ettim ki... İnsanların beni istemediği gibi, ben de onları istemiyordum artık. 🥺 Terapi merkezindeki ikinci günüm. Zaman, üzerime çöken bir sis gibi ağır geliyordu. "İyileşmen gerek" diyorlar bana ama gerçekten hasta olan kim? Ben mi, yoksa bana hasta olduğumu söyleyenler mi? Sabah alarmının rahatsız edici sesi sonrası alelacele evden çıktım. Sabahları erken kalkmaktan zaten nefret ederken bir de buraya haftaiçleri 08:00'da gelmem gerekiyordu. Bugün her şey biraz daha normal gibi. Bugün buraya belki bir adım daha yakın olabilirmişim gibi hissediyordum. Herkes kendi halinde, fazla konuşmadan ya da sorgulamadan geçip gidiyordu. Bu terapi merkezi, insanın içini ve aklını karıştıran bir yerdi. Huzursuzlukla karışık bir rahatlık vardı, bir yanda gerginlik, diğer yanda kabullenme. Pembeler içinde bir kız, kapıdan girer girmez sınıfın havasını değiştirdi. Saçlarının parlak sarısı ve gülümsemesinin sıcaklığıyla, sanki gri gökyüzünde bir güneş açmıştı. Onu gördüğüm an, üzerimdeki oversize tişört, dar taytım ve dağınık kahküllerimi fark ettim; bu kızın renkli dünyası bana çok uzaktı. Göz göze geldiğimizde gülümsedi. "Merhaba, ben Ece," dedi, sanki bu odada tanımadık biri kalmasın ister gibiydi. "Ben... Dünya," dedim, tereddütle. Adımı duyduğunda kısa bir kahkaha attı. "Ne güzel bir isim bu ya, bayıldım!" Bir an ne diyeceğimi bilemedim. Ece, yanımda oturup enerjik bir şekilde konuşmaya devam etti: "Sen yeni geldin değil mi? Ay burası çok kasvetli yaa. Hiç gelemem böyle renksiz yerlere. Neyse, biraz tanışırsak renklenir bence." Kendi kendine renklerden bahsederken gözlerindeki ışık, içimde garip bir sıcaklık yarattı. Yabancı biriyle bu kadar kısa sürede yakın hissetmek tuhaftı. Onu dinlerken yıllardır ilk kez birinin bana yaklaşmak istediğini fark ettim. "Çıkıp biraz hava alalım mı? Hem kahve içelim. Kahve sever misin? Burası çok boğucu, üfff." dedi. Bir an düşündüm ama reddedemedim. Kahve benim en sevdiğim şeydi! Ece'yle kafeteryaya girer girmez ortamın değiştiğini hissettim. Hani bazı yerlerde havadaki gerilim elle tutulur ya, işte tam olarak öyleydi. Masalardan birine yayılmış üç kız, bizi görür görmez sırıtmaya başladılar. Ece, sinir b…