FISILTI.
Yazar: hilasbey

🐦🔥 • S A N R I • 2. BÖLÜM / FISILTI. Gece. Saatin tik takları, odanın sessizliğinde yankılanıyordu. Nefesim hızlıydı ama korkudan çok meraktandı. Rüzgâr pencereye vurdu, perdeler hafifçe kıpırdadı. Hepsi normaldi ama o ses... "Dünya..." Kulağıma çarpan bu fısıltı, yine ve yeniden zihnimin oyunu muydu? Başımı çevirdim, kimse yoktu. Yatak, sandalye, duvar... Hepsi aynıydı. Işığı yakmayı düşündüm, ama korkumdan değil, bu belirsizliği anlamak için. Bir anlık karanlıkla göz göze geldim. Gözlerimi tekrar açtığımda saatler geçmişti. Zamanın aktığına dair tek işaret, kalbimin yorgun ritmiydi. Ailem artık yoktu. Annemin, babamın, her şeyin kaybolmuş olduğunu kabul edebilecek kadar büyümedim ki hiç. Bir gün uyandığımda, annem okula giderken saçlarımı örmedi. O sıcak sabahlar olmadı bir daha. Sabahlarda, "hadi kalk artık okula geç kalacaksın" diye gülümseyen bir ses yoktu. O saçları sıkıca örerken, bana hayatın her şeyden önce güven ve huzur verdiğini öğretirdi. Ama bir sabah, o elleri bir daha bulamadım. Her şeyin kaybolduğu o günden sonra, saçlarım her gün dağınık kaldı, gözlerim hep eksik... Babam bisiklet sürmeyi öğretemedi hiç. Güneşli bir günde, parkta yeni kırmızı bisikletimi bana göstermişti, ama sonrasında o bisikleti hiç süremedim. Ben hep uzaktan izledim diğer çocuklarla babalarını. Onlar düşerken, elleriyle onları tutan bir babaları vardı. Benimse, düşerken tutacağım kimsem yoktu. Başka çocuklar gibi korkusuzca gülüp koşamadım. Her düştüğümde, içimde bir eksiklik vardı. Düşerken tutacak birini hayal ettim, ama hayal bile edemedim. Büyürken çocuk kalamadım. Bir çocuk gibi yaşamadım, büyürken de içimde hep kaybolan o çocuğu aradım. Çocuklar neşeyle koşarken, ben hep izledim. Oynamak, düşmek, korkusuzca yaşamak... Hepsi bir yabancı gibi geldi. Çocukluk... Herkesin sahip olduğu o saf zaman dilimine ben sahip olamadım. Bana uzak bir arzu gibi kalmaya devam etti. Yetişkinliğe geçişin ne kadar sert olduğunu düşündüm, ama belki de asıl sert olan, daha büyümeden yaşamak zorunda kaldığım o yıllardı. Yetişkin olmaktan çok, yetişkinliğin içinde kaybolan bir çocuk olmak daha acıydı. Küçücükken yetimhaneye adım attım. Bir yatak, dört duvar ve koca bir boşluk... Hiç kimse ellerimden tutup "Başarabilirsin, ben buradayım" demedi. O yüzden her şeyim eksikti. Çocukluk bana hep uzak bir kavram gibi geldi. Yetimhanede geceleri uyandığımda, başka çocukların annelerinin yanında uyuduğunu düşünürdüm, bir masal gibi gelirdi. Ama masallar hiçbir zaman bana ulaşamadı. Ben, şimşek çakan gök gürültülü gecelerde, korkup annem ve babamın yatağına gidemedim hiç. Bu yüzden, her geçen gün biraz daha kayboldum. Bir eksiklik, bir boşluk vardı her anımda. O kaybolan çocukluğu yaşamak için, hep bekledim. Ama o beklediğim çocukluk bir türlü gelmedi. O kaybolmuşluğu bir türlü bulamadım. Hayatın bana sunduğu her şey, bana bir eksiklik gibi geldi. Bir parçam kaybolmuştu ve onu bir türlü bulamıyordum. Ailem gittiğinde 10 yaşındaydım. O kadar hızlı büyüdüm ki, bir an bile geçirmeye fırsatım olmadı. O günden sonra, hiçbir şeyin anlamı yoktu. Sadece ben vardım. Ben ve o sessizlik. Sessizlik korkudan bile güçlüydü, çünkü sonsuzdu. Ve o sonsuzlukta kimse yoktu. O gece her şeyi kaybettim ve tüm Dünya içimde söndü. Ve o gece, adımın anlamı bitti. Dünyam, bir anda yok oldu. Ve ben, boşlukta kaybolmuş bir gezegen gibi yalnızca kendi yankılarımda kaldım. 😣 Uyandım. Derin bir nefes aldım. Selma Hanım'ın sözleri aklıma geldi. Belki de terapi merkezine gitmek iyi olabilirdi benim için. Geçmişim de geleceğim de sisin içindeydi. Bir yanda Dünya, diğer yanda Dünya. İkimiz de birbirimize yabancıydık ve birbirimize hiçbir şey vermeyeceğimizi biliyorduk. Kot şortumu ve salaş beyaz tişörtümü üzerime geçirdim. Sırt çantamı kaptım ve çıktım. Kulaklığımı taktım, yürümeye başladım. Amcamın evinden çıkıp yaklaşık 20 dakika yürüdükten sonra buradayım. Terapi merkezinin kapısındayım. Buraya gelmeyi kabul ettim. İlk adımımı atarken içimde bir umut var; Belki içimdeki o kaybolan çocukluğu bu…