KASVET.
Yazar: hilasbey

merhabalaar 🎀 oy verip yorum yapmanız beni çok mutlu eder keyifli okumalar dilerim 🐦🔥 • S A N R I • 1.BÖLÜM / KASVET. CEM ADRIAN-YALNIZLIK Özgürlük nedir? Gerçekten özgür olabilir mi insan? Yoksa özgürlük dediğimiz şey, yalnızca daha geniş bir kafes mi? Bizi tutan şeyler gerçekten zincirler mi, yoksa kendi zihinlerimizin çürümüş hücreleri mi? Eğer geçmiş, ayak bileklerimize bağlanmış bir ağırlıksa, ne kadar uzağa gidebiliriz? Eğer hafıza, yalnızca beynimizin bize oynadığı bir oyun ise, hatıralarımıza güvenebilir miyiz? Peki ya zincirlerimiz görünmezse... Onları gerçekten kırabilir miyiz? Eğer kaderin elleri beni itiyorsa, yürüdüğüm yol aslında bana ait değilse... Ben kaderimi gerçekten kendim seçebilir miyim? Ben neyim? Bir insan mı? Bir hayalet mi? Yoksa yalnızca bir hata mı? Beni tanımlayan şey ne? Adım mı? Zihnimde yankılanan çığlıklar mı? Eğer her şey birer yanılsamaysa, benim gerçek olduğumu kim söyleyebilir? 😵💫 Kapı açıldı. Yetimhanenin paslı demir kapısı, ağır ve yorgun bir iniltiyle aralandı. Soğuk içeri doldu, kemiklerime kadar işledi. O an, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Bana ait olduğunu sandığım her şey, ardımda kalan duvarların içinde solup gidiyordu. Eğer hiçbir yere ait değilsem, var mıyım gerçekten? Dışarı çıkarsam, başka biri olabilir miyim? Yoksa bu bedenin içine hapsolmuş, çürük bir bilincin içinde kalmaya mahkûm muyum? Adımımı attığım an, ardımdaki dünya kapanacak, bunca yıldır beni saran duvarlar artık bana ait olmayacaktı. Ama ben nereye aittim? Annem ve babam öldüğünde devlet beni buraya getirdi. Burası benim hapishanemdi. Ama en azından bildiğim bir hapishaneydi. Dışarısı ise bilinmeyen bir boşluk, beni yutmaya hazır bir kara delik gibiydi. Özgürlük, bir varış noktası değil, bir düşüş gibiydi. İçimde bir şeyler kıpırdadı. Bir fısıltı gibi. "Gitme." Ses tanıdıktı. Ama kimdi? Kendi içimden mi geliyordu, yoksa arkamdaki hemşirelerden biri mi mırıldandı? Emin olamadım. Dönüp bakmadım. Gerçeği görmek, bazen sanrılardan daha korkunçtur. Zihnim yine oyunlar oynuyor. Hep oynadı. Bazı gecelerde duvarlar nefes alıyordu. Bazen, gözlerimi kapattığımda, birinin bana fısıldadığını hissediyordum. Tam uykunun eşiğindeyken, göğsüme bir ağırlık çöküyor ve bir el beni çekmeye çalışıyordu. Ve en kötüsü, bazen bunların hiçbirinin gerçek olup olmadığını bile bilmiyordum. Elimde yalnızca küçük bir çanta vardı. İçinde birkaç eski kıyafet, yetimhanedeki terapi seanslarından kalan not defterim ve geçmişimden kopup gelen birkaç silik hatıra. Bazı şeyler, insanın peşini bırakmıyordu. Mesela sesler. Bazı geceler, uyandığımda tırnaklarımın altına sıkışmış deri parçaları buluyordum. Bazen, odamın köşesinde bir gölge beliriyor, gözlerimi kırptığımda yok oluyordu. Bazen, aynaya bakınca kendi yansımamın göz kırptığını görüyordum. Ama belki de bunların hiçbiri olmuyordu. Belki hepsi, yalnızca benim zihnimin birer oyunuydu. Yetimhanenin bahçesinden geçerken çakıl taşları ayakkabılarımın altında ezildi. Gökyüzü griydi, kuşlar uçmuyordu. Sanki dünya öylece durmuş, benim çıkmamı izliyordu. Dış dünyada insanlar vardı, arabalar geçiyordu, ama sanki onlar bir perdeden izlediğim, aslında bana ait olmayan sahnelerdi. Gerçek, sanrıya o kadar yakındı ki, artık ikisini ayırt edemiyordum. Bazen kaldırım taşlarının altında yüzlerce göz olduğunu görüyordum. Bazen, sokaktaki insanların yüzleri bulanıklaşıyor, gözbebekleri kayboluyordu. Bazen, gölgeler şekil değiştiriyor ve benimle konuşmaya başlıyordu. Özgürlük... Çok soğuk, çok ağır bir kelime. Ve ben Dünya; dünyaya ilk adımımı attım. Dünya, benimle birlikte sendeledi... 🧳 Taksi eski modeldi; koltukları sigara yanıklarıyla doluydu. Camdan dışarı bakarken şehir, üzerime kapanan gri bir gökyüzü gibiydi: boğucu ve soğuktu. Binalar sıkışmış, sokaklar daralmıştı. İnsanlar aceleyle yürüyordu, ama onların hızına yetişmek zorunda değildim. Ben, bu dünyanın içinde yalnızca bir yolcuydum. Geçici, unutulabilir, silik. Yetimhane... Beni büyüten, ama bana asla ait olmayan bir yer. Şimdi ise baş…