KAN VE TOZ.
Yazar: hilasbey

🐦🔥 • S A N R I • 9. BÖLÜM / KAN VE TOZ. Biri önde, biri arkada koşuyorlardı. Çıplak ayakları toprakta iz bırakıyor, kahkahaları vadi boyunca yankılanıyordu. Sıcaktan bunalmışlardı ama umurlarında değildi; o gün özgür hissettikleri bir gündü. Eski, paslı iki bisiklet bulmuşlardı hurdalıkta. Sadece birinin pedalı vardı, diğerinin arka tekeri sökülmüştü. Çocuklar bisiklete bindiler ve düşe kalka ilerlediler. Yerlere kapaklandılar, kolları dizleri sıyrıldı ama gözlerinde yaş değil kahkaha birikti. Sonunda, yokuşun en tepesine ulaştılar. Bisikleti bir yandan tutup birbirlerine baktılar. Büyük olan çocuğun bakışları "hazır mısın?" diye sordu küçük kardeşine. Cevap beklemeden bıraktılar kendilerini aşağıya. Rüzgâr yüzlerine çarptı, kalpleri ağızlarına geldi ama hiç durmadılar. Aşağı vardıklarında ikisi de nefes nefese yere yuvarlandılar. Yere yuvarlandıklarında küçük olan hafif bir çığlık attı. Dizindeki kanı görünce yüzü buruştu; gözlerinde yaşlar birikti. Eliyle dizini ovuşturdu, kirle kanı birbirine bulaştırdı. Sonra hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Büyük olan hemen doğruldu. Gözlerini çevirdi, etrafa bakındı, kimse yoktu. Küçüğün omzundan tutup sertçe silkeledi. "Sus! Ağlama! Babam duyarsa ikimizi de öldürür," diye fısıldadı dişlerinin arasından. Küçük çocuk gözyaşlarını eliyle silmeye çalıştı ama her nefeste daha çok titredi. Bisikleti bir kenara atıp eve doğru yürümeye başladılar. Küçük, topallayarak ilerliyordu, her adımda canı yanıyordu. Büyük çocuk elini, kardeşinin belinden geçirmişti. Diğer eli de elindeydi. Evin önüne geldiklerinde kapı gıcırdayarak açıldı. İçeriden babalarının ağır adımları duyuldu. Adam bir an durdu, iki oğlunu baştan ayağa süzdü. Küçüğün kanayan dizini görünce yüzü karardı. "Ne yaptınız lan siz?" diye kükredi. Küçük çocuk korkuyla bir adım geri çekildi. Büyük olanın gözleri yere kaydı, dizlerinin bağı çözüldü. Adam bir hamlede ikisinin de yakasına yapıştı. İlk tokat büyük olana indi, küçük hemen ardından bir tekmeyle yere kapaklandı. "Ben size sokakta eşek gibi dolaşın mı dedim ha!?" diye bağırıyordu adam. Tokat, yumruk, bağırış birbirine karıştı. Küçüğün ağlamaya mecali kalmadı, büyük olan dişlerini sıkarak sadece dayanıyordu. O an, sıcak yaz akşamı birden buz gibi kesildi. 🚲 Telefonu cebime tıkıştırırken, içimde ufak çaplı bir zafer havası esiyordu. Amcamdan izin koparmıştım. "Merkezde bir kafeye gidiyoruz birkaç arkadaşla." Demiştim amcama sadece. Fazla detay, fazla soru demekti. Taksinin camından Deja-vu'nun ışıklı tabelası göz kırptı. Şehrin içinde, ama kendi dünyasını yaratmış gibi bir havası vardı. Önünde iri yarı, simsiyah takım elbiseli adamlar dikilmişti. Kulaklarında kulaklıkları vardı; "hedef içeride" diye rapor verilen ajan filmlerindeki gibilerdi. Şu anda hedef ben olsaydım, sanırım "hedef kısa boylu, şüpheli derecede minyon" derlerdi. Mekânın kapısına ulaştığımızda, korumalardan biri, kolunu önüme bariyer gibi koyarak yolu kapattı. "Hanımefendi, yaşınız kaç?" diye sordu, yüzüme şüpheyle bakarak. Bir an için dönüp kime seslendiğini kontrol edesim geldi. Şu an bana küçük hanım falan demeleri daha mantıklı olurdu, ama yine de içimden küçük bir gurur dalgası geçti. "On sekiz," dedim dimdik durarak. Durduğum yerden bakınca, adamın neredeyse göbek hizasındaydım. Cüssesiyle beni kolaylıkla koluna asıp sarkıtabilir, şehrin üstünde balon gibi uçurabilirdi. Korumalar birbirine baktı. Aralarında sessiz bir anlaşma var gibiydi. Sonra içlerinden biri kibarca ama kesin bir tonla, "Üzgünüz, sizi içeri alamayız," dedi. Ece, ''Nasıl içeri alamazsınız, yaşımız tutuyor!'' cümlesiyle kavgaya başlıyordu ki, tam o anda kuvvetli bir motor sesi kulaklarımıza çarptı. Koca bir gürültüden sonra, motorun hırıltılı sesi kesildi, kapının önünde durdu. Ben de herkes gibi başımı çevirdim. Motorun üzerinden adımını attı, botlarının sesi, asfaltı hırpalayarak kapıya kadar geldi. Gözlerimi kısıp bir daha baktım, çünkü ışık oyunları bana oyun oynuyor sanmıştım. Ama hayır, Alaz'dı bu. Üstünde siyah bir deri ceket, saç…