SANCAKTAR { Kül kokusu}

9. Bölüm

Yazar:

SANCAKTAR { Kül kokusu} - elez.karabey kitap kapağı
SANCAKTAR { Kül kokusu} kitap kapağı

Akşam yemeğinden sonra biraz televizyon izledik. Koltukta uyuklamaya başladığımda Yağız bana baktı. Gözlerimi tekrar araladığımda, "Ben nerede uyuyacağım?" diye sordum. Yağız, "Sen yukarıda, benim odamda yat. Ben de burada uyuyayım," dedi."Yok, ben şuraya kıvrılır yatarım, sen odanda yat." "Karıcığım, seni burada yatırmayacağımı öğrenmen gerek. Hadi yürü, kalk odaya çık da uykun dağılmasın." "Tamam," diyerek ayağa kalktım ve yukarı çıktım. Odanın kapısını açtığımda karşımda Kara ve Duman’ı görünce ürpererek kapıyı hemen geri kapattım.Aşağıya doğru bağırdım: "Yağız!"Aşağıdan yukarıya doğru bakarak, "Efendim?" diye seslendi. "Bir gelir misin?" dediğimde, "Geliyorum," diyerek merdivenleri tırmandı. Yanıma gelip merakla yüzüme baktı."Kediler..." dediğimde ne demek istediğimi anladığını belli etti. "Sen aşağıya in, onları odalarına koyayım, öyle gel olur mu?"Tekrar aşağı indim. Mutfağa geçip soğuk bir su içtim. Yağız merdivenlerin başından bana seslenince adımlarım tekrar oraya yöneldi."Odalarındalar artık, rahat ol. Yarına kadar oradan çıkmazlar.""Teşekkür ederim."Gülümsedi. Odaya girip kendine bir yastık ve çarşaf alarak aşağıdaki odaya geçti. Ben de odaya girip pencereleri açtım. Üzerimi değiştirmek için çantamı açtım.Saten şortlu pijama takımımı giydikten sonra diş fırçamı aldım. Küçük holden geçip banyoya girdim; dişlerimi fırçalayıp yüzümdeki makyajı sildim. Tekrar odaya geçip yatağa uzandım. Ancak ışığı açık bıraktığımı fark edince tekrar kalktım, odayı karanlığa gömüp yatağa geri döndüm .... Kendimi ormanın derinliklerinde buldum. Biraz ilerledim; ağaçlar o kadar sık aralıklarla dizilmişti ki hiçbir şey görünmüyordu. Birden ayağım bir şeye takıldı. Yere baktığımda gözlerim şokla açıldı ve bir çığlık kopardım.Yağız’ın yüzüydü bu. Kanlar içindeydi; alt bedeni, ayakları yoktu. Öylece, cansız gözlerle bana bakıyordu. Yutkundum. Titreyen elimi şah damarına götürüp nabzını aradım. Nabız yoktu. Arkadaki çalılar kıpırdadı, kuşlar ürkerek havalandı. Gözlerimden yaşlar süzülürken baykuşlar bana öyle acınası baktı ki, kendi acımın altında ezildim. Gözyaşlarım sanki ağır çekimde toprağa düşüyordu. Belki de ben de o an ruhumu teslim etmiştim.Arkamdan gelen bir kıpırtı üzerine başımı Yağız’ın göğsünden kaldırıp arkama baktım. Babam, elindeki bıçağı bana doğru fırlattı. Ne olduğunu anladığımda tekrar bağırdım: "Baba hayır! Olmaz, yapamazsın!"Ağlamalarım hıçkırığa dönüşürken nefesim kesiliyordu. Bıçak, tam önümde beliren beyaz bir silüete saplanıp yere düştü."Yağız! Ne olur uyan, ne olur!"... Gözlerimi hızla açtığımda yatağın soğuk tarafı beni karşıladı. Kabusun etkisiyle ağlamalarımı durduramadım. Hızla yataktan kalkıp aşağıya, Yağız’ın yanına koştum. Hâlâ uyuyordu. Nefesini kontrol ettim. Nabzına bakmak için elimi korkuyla boynuna götürdüm.Dokunduğum anda gözlerini açtı. O an korkuyla irkilerek bağırdım ve daha şiddetli ağlamaya başladım. Yağız hemen ayağa kalkıp ışığı açtı. Ben ise dizlerimin üzerine yere çökmüş, hıçkırıklara boğuluyordum.Yağız yanıma gelip, "Şafak..." diye fısıldadı. Yanımda diz çöktü, yüzümü ellerinin arasına alıp gözyaşlarımı sildi. Daha fazla dayanamayıp boynuna atladım, ona sıkıca sarıldım."Öldün sandım..." diye hıçkırdım.Kollarını bana doladı. "Merak etme, hâlâ yaşıyorum.""Yağız, yanında yatayım mı?" "Gel," dedi sevecen bir sesle. Ayağa kalktı, beni de kaldırıp koltuğa oturttu. Orta masadaki sürahiden bardak bardağa su doldurup bana uzattı. Birkaç yudum içip bardağı ona geri verdim. Yanıma oturdu. Öylece boş gözlerle karşıdaki duvara bakıyordum."Anlatmak ister misin?" diye sorduğunda, hayır anlamında kafamı salladım."Tamam, anlatma. Gel yatalım."Kafamı yine sağa sola salladım. "Yine kabus görürüm, uyuyamam," dedim gözlerinin içine bakarak.Bana sarıldı. "Ben seni korurum o kabuslardan," dedi.Yastığa başını koyup bana döndü. Bende hemen yanına uzandım. Gözlerimi huzurla kapattım ve pencereden giren serin rüzgara, ruhumu sıkan tüm kabuslarımı üfledim.

Bölümün tamamını WritePad'de oku