8. Bölüm
Yazar: elez.karabey

2 saat boyunca bizim çocukların sorularına maruz kalmıştık. En sonunda inanmışlardı ve gitmişlerdi. Şafak bana bakarak: "Ben acıktım," dedi gözlerini kırpıştırarak. Ben de ona baktım. Karnı guruldayınca gülerek: "Olur, ben de acıktım. Ne yemek istersin?" Gülmemden utanmış olacak ki tekrar başını eğmişti. "Eee, hadi ne yemek istersin?" diye tekrar sordum. Bir an kafasını kaldırarak: "Lahmacun gömelim mi?" diye sorunca kaşlarımı kaldırarak ona baktım. Şaşkın bakışlarımı üzerinde hissedince: "Niye öyle bakıyorsun?" diye sordu. "Sen lahmacun yiyor musun?" diye sorunca gözlerini devirerek: "Hem Türk'üm hem de insanım. Tabii ki yiyorum. Ne saçma soru bu?" diye sordu. "Öyle demek istemedim," ona bakarak. "Daha çok 'lahmacun yiyem ben' diyen bir kıza benziyorsun. Hatta vejetaryen olduğunu düşünüyordum." Bana bakarak: "Hayır, ete bayılmam ama lahmacun yerim. Hatta bayılırım. Lahmacunda et olacaksa koyunun kesilmesi makbuldür," dedi elini havaya kaldırarak. "Bir de önyargı hiç güzel bir şey değil," dedi. Ona bakarken: "Peki peki, kaç tane yersin?" diye sordum. Telefonumu elime alarak ona baktım. Ellerini karnına götürüp yokladı, düşündü ve "5," dedi. "5 mi? Emin misin? Yok yok, sen onu 6 tane yap." "Peki, hepsini yiyebilir misin?" "Evet. En fazla 10 tane, en az 3 tane yiyebiliyorum. En iyisi 5-6." Buraya yakın lahmacuncuyu bulup aradım. Siparişleri verip beklemeye başladık. 15 dakikanın sonunda kapı çalınca ayağa kalktım ve kapıya baktım. Siparişleri alıp mutfağa geçtim. Ada masanın üzerine poşetleri koyup karşımdaki Şafak'a baktım. En güzel manzara lahmacunmuş gibi poşetlere bakıyordu. Ona bakmayı kesip poşetleri ve paketleri açmaya başladım. Önüne ayranı açıp bıraktım. Hemen bir tanesini alıp yemeye başladı. Ayranı açıp bir yudum içtim. Ben de bir tane lahmacun alıp yemeye başladım. Ağzındaki lokmayı bitirdim. "Sen niye Kara ve Duman'dan o kadar korktun?" Bir an boğazına bir şey kaçmış gibi öksürdü. Bir yudum ayran içip konuştu: "Fobim var. Yani küçüklüğümden beri olan bir şey. Ne dokunabiliyorum ne de yaklaşabiliyorum. Önüme ne hayvan getirirsen severim, elime alırım ama onlara ne dokunabiliyorum ne de yanlarına yaklaşabiliyorum." "O kadar mı korkuyorsun?" "Evet, o kadar korkuyorum." "Ben sana bir soru sorayım. Senin korktuğun veya alerjin var mı?" "Alerjim yok bildiğim kadarıyla. Korkmak değil de nefret ettiğim hayvan var. Kemirgen hayvanlardan nefret ederim. Hele o hamsterlar," dedim. "İnanamıyorum. Onlardan nasıl nefret edersin? Çok tatlı hayvanlar," dediğinde limon sıkarak 4. lahmacununu yiyordu. Ben de yemeye devam ettim. Omuz silktim. "Alerji demişken," dedi, "beni az kalsın öldürüyordun. Çantamda iğnem vardı." Kaşlarımı çatarak: "O zaman niye söylemiyorsun çantanda ilacın olduğunu?" "Söylemeye çalıştım. O panikle dinlemedin ki. Ben de konuşamadım zaten." "Babandan neden kaçıyorsun?" diye sordum. Aklıma en çok bu soru takılmıştı. Konuşmadı. İştahla yemeye devam etti. Ben de nasıl küçük bedenle bu kadar yiyebildiğini sorguluyordum. "Annenin ismi ne?" diye sordu. "Leyla Sancaktar. Babam Doğan Sancaktar. Bir kardeşim var zaten, orada da gördün, Selim. Senin annenin ismi ne?" "Annem Sevda Demirtaş. Babam Ali Demirtaş. Bir tane kız kardeşim var, Yasemin. Bir tane de abim var." "Abin mi var?" "Evet." "Adı ne?" diye sordum. "Yavuz Demirtaş. Ama burada değil, İtalya'da." "Yavuz senin abin mi?" diye sordum. En yakın arkadaşım Yavuz'du. İlk başta soyisim benzerliği olarak düşünmüştüm ama değilmiş demek ki. Çünkü Şafak şu an arkadaşım olan Yavuz'dan bahsediyordu. Yavuz'la beraber çekildiğimiz fotoğrafı açtım ve "Yavuz bu mu?" diye gösterdim. Gözleri bir an büyüdü ve yüzü düştü. "Evet, bu." "Gerçekten mi?" "Evet," dedim ya, diye çıkışınca sustum. "Sen onu nereden tanıyorsun?" "Arkadaşım olur kendisi. Ama ben seni hiç tanımıyorum. Senden hiç bahsetmedi." "Benden zaten bahsedeceğini sanmam," dedi. "Neden?" "Ailemden kimseyle konuşmuyorum. Abimle hiç konuşmuyorum. Nerede olduğu da kiminle olduğu umrumda değil."dedi.