5. Bölüm
Yazar: elez.karabey

Yola çıktıktan sonra defterimi açtım ve çizimler yapmaya başladım. Sessizce geçen bir yolculuk olacak sanırken Yağız radyoyu açtı. Arabada _Kumralım_ çalıyordu. Hafifçe gülümsedim. Konuşmadan yapamayan biri için susmak ağır geliyordu. Merakla yanımdaki adama, yeni kocama baktım. Korkmamak elde değildi ama içimden bir his, ona güvenebileceğimi söylüyordu. İnanmak istedim. Radyoya uzanıp sesi hafifçe kıstım. “Bir şey soracağım.” Gözlerini bir an bana dikti. “Sor,” dedi. “Annenlerin evlendiğimizden haberleri var mı?” “Hayır, ama geleceğimizi biliyorlar.” Başımı salladım. “Anladım. Peki ya bana senin hakkında bir şey sorarlarsa?” “Cevapla, karıcığım.” “Ama hiç bir şey bilmiyorum senin hakkında, kocacığım,” dedim. “Sen beni merak mı ediyorsun?” “Hayır, ne alaka? Sorgulamalar falan…” “İyi. Ben de seni tanımadığımı söylerim, olur biter. Hatta anlaşma üzerine evlendiğimizi falan söylerim. Olur mu, kocacığım?” dedim kinayeli bir şekilde. Gözlerimi ondan çekip cama çevirdim. “Sakin, öyle bir şey yapmıyorsun, küçük.” Sessizliğimi korudum. “Tamam, tamam. Sor bakalım ne soracaksan. Ama sorduğun soruya sen de cevap vereceksin.” Ona dönüp, “Tamam,” dedim. “En sevdiğin renk?” “Lacivert. Senin ki?” “Ben tüm renkleri severim ama en çok yeşili.” Yeni bir soru düşünmeye başladım. “En sevdiğin yemek?” “Karnıyarık.” “Benimki mantı. Bayılırım.” “En sevdiğin tatlı?” “Tatlı sevmem. Ama baklava olursa belki yerim.” Nasıl yani, tatlı sevmiyor musun?" diye sordum, şaşkınlığımı gizleyemeyerek. Dünyada tatlı sevmeyen bir insanın varlığı bana her zaman tuhaf gelmişti. Kaşlarını kaldırıp indirdi. "Sevmiyorum. Çok nadir, o da şerbeti ağır olmayan bir baklava denk gelirse." Gözlerini yoldan ayırmadan hafifçe gülümsedi. "Sıra bende. En sevdiğin tatlı ne, küçük?" "Sütlaç," dedim hiç düşünmeden. "Ama fırında olacak, üzeri hafif yanmış." "Not ettim," diye mırıldandı. Bu cümlesi içimde tuhaf bir sıcaklığın yayılmasına neden oldu. Beni tanımaya çalışıyor gibiydi, ya da en azından söylediklerimi önemsiyordu. "Sıra bende," diyerek hemen yeni bir soruya geçtim. Yolculuğun başındaki o gergin hava, yerini tatlı bir tanışma seansına bırakmıştı. "En büyük korkun ne?" Arabanın hızı hafifçe yavaşlar gibi oldu. Yağız’ın çenesi kasıldı, direksiyonu tutan parmaklarının boğumları beyazlaştı. Az önceki rahat tavrından eser kalmamıştı. Gözlerini birkaç saniyeliğine yoldan çekip bana dikti. Bakışlarında ilk defa bu kadar derin ve karanlık bir şey gördüm. "Kontrolü kaybetmek," dedi sesi buz gibi bir ciddiyetle. "Peki ya senin?" Sorduğum sorunun atmosferi bu kadar hızlı değiştireceğini tahmin edememiştim. Yutkundum ve cama doğru dönerek fısıldadım: "Güvendiğim insanların beni yarı yolda bırakması." Arabada ani bir sessizlik oldu. Radyoda çalan şarkı çoktan değişmiş, arkadan kısık sesle melankolik bir melodi yayılmaya başlamıştı. Yağız’ın sağ elini direksiyondan çekip vites kutusunun üzerindeki elime doğru yaklaştırdığını hissettim. Elimi tamamen kavramadı ama parmak uçları, elimin üzerine hafifçe dokundu. "Seni yarı yolda bırakmayacağım," dedi, az önceki sertliğinden uzak, güven veren bir ses tonuyla. "Bu evlilik nasıl başlarsa başlasın, arkanda ben varım." Gözlerim dolsa da ona belli etmemek için dikiz aynasından dışarıyı izlemeye devam ettim. Belki de bu yolculuk, sadece aile evine giden bir yol değil, birbirimizin kalbine giden bir yolun başlangıcıydı. Başlangıcı farklı yolları aynı yolla olacak mı? Melek ve Yağızın