SANCAKTAR { Kül kokusu}

4. Bölüm

Yazar:

SANCAKTAR { Kül kokusu} - elez.karabey kitap kapağı
SANCAKTAR { Kül kokusu} kitap kapağı

Aybüke ve Metehan, mutluluklar dileyerek bizi yemeğe davet etmişlerdi. Ama daha sonra yola çıkacağımızı söyleyince anlayışla karşıladılar. Evde onları bekleyen bir kızları olduğunu söyleyince merakla baktım. “Tanışmak çok isterim,” dediğimde Aybüke seve seve kabul etti. Murat yanımaza geldi Amcamın yanina gidicekmisiniz Hayir ilk önce Yağızın ailesine ordan babam gile gidersek dedim Tamam Yağız eğer şafağa her hangibi bir sebebele üzersen ne yüzünü toplaya bilirsin ne şafağın yüzünü göre bilirsin. Bunu sakın unutma hadi şafağım ben gidiyorum bişe olursa ara tamam mı Tamam murat teşekkür ederim. Sarıldım sıkıca hadi gidelim yolumuz uzun daha eve uğraşacağız dediğinde kaslarını çatmış ve sinirli sinirli murata bakıyordu. Hayatımın bu kadar karmaşası arasında tanıdığım bu insanlar, o masum gülüşleri ve tatlı anılarıyla bana biraz olsun iyi gelmişlerdi. Belki de hayatım değişiyordu. Gelinliğin uçlarını tutarak dışarıya çıktık büyük Mercedes G63’e binmeye kalkmak hatamdı. Binmesi çok zordu. Yağız yanıma geldiğinde, beni kollarıyla sarıp kucağına aldı. Şaşkın şaşkın ona bakarken, kapısını açtığı arabanın yan koltuğuna yerleştirdi. Gelinliğin uçlarını dikkatlice içeri koydu, kapıyı kapattı. Sürücü koltuğuna geçti, arabayı çalıştırdı ve eve doğru sürmeye başladı. Sessiz sakin geçen yarım saatin sonunda binanın girişindeydik. Yağız valizlerimizi arabaya koyarken ben de çantamdan küçük eksiz defterimi ve kalemliğimi çıkarıyordum. Ama yoktu. Üzerimde sadece gri eşofman takımı vardı. Elimdeki büyük siyah çantayı arka koltuğa koydum, arkamı dönüp binaya girdim. Merdivenlerden yukarı çıkmaya başladım. Anahtarı kapıya taktım, kapıyı açtım. Eşyalarım şu an benim evimdeydi ama İstanbul’dan döndükten sonra büyük ihtimalle Yağız’ın evine taşınacaktık. Eve girdim, perdeleri kapattım, kapıların hepsini kilitledim. Mutfağa girdiğimde kalemliğimle defterimi tezgâhın üzerinde görünce şaşırdım. Çantama koyduğuma emindim. Neyse diyerek aldım, etrafa hızlıca baktım, her şeyi halletmiştim. Kapıyı kilitledim ve Yağız’ı bekletmemek için hızla aşağı inmeye başladım. Merdivenlerin sonuna gelmiştim ki ayağım kaydı. Öne doğru sendelince dengemi toplamaya çalıştım ama olmadı. Doğruca yere boyladım, dizlerimin üstüne düştüm. Elimdeki defter, kalemlik ve anahtar bir tarafa, ben diğer tarafa dağıldık. Dizlerimdeki sızıya aldırmadan anahtarı, defteri ve kalemliği topladım. Yalpalaya yalpalaya arabanın yanına geldim. Gri eşofmanım hafif kan olmuştu, dizimi sert vurmuştum. Yüzümü buruşturarak arabaya bindim. Yağız arkadan yanıma oturduğunda her şey hazırdı, artık yola çıkma vaktiydi. Yüzüme baktığında ifademi normal tutmaya çalıştım ama dizimin ağrısı yüzüme vuruyordu. Gözlerim dolmuştu, çok acıyordu. Kaşlarını çatarak sordu: “Ne oldu, iyi misin?” Sahte olduğumu belli etmemeye çalışarak, “Bir şey olmadı, iyiyim,” dedim. “Karıcığım,” dedi sakin bir sesle, “sakın bana yalan söyleme. Şimdi ne oldu? Bir yerin mi ağrıyor, bir şey mi oldu?” Endişeli ama sakin bir ses tonu vardı. Gözlerimi kaçırarak, “Merdivenlerden düştüm,” dedim. Kaşlarını daha da çattı. “Bir şey oldu mu? Nasıl düştün? Çok acıyor mu? Dur, doktora gidelim.” “Hayır, hayır, bir şey olmadı, iyiyim,” diye itiraz ettim. “Sadece biraz acıdı, o kadar. Hadi gidelim, trafiğe kalmayalım.” Tekrar bacağıma baktı. “Peki o zaman gidelim ama hareket ettirme ayağını.” Kafamı salladım. Yola çıktık ve yolculuğumuz başladı.

Bölümün tamamını WritePad'de oku