SANCAKTAR { Kül kokusu}

10.bölüm

Yazar:

SANCAKTAR { Kül kokusu} - elez.karabey kitap kapağı
SANCAKTAR { Kül kokusu} kitap kapağı

Yazarın anlatımı ile Güneş kendini göstermeye başlayınca gün de başladı. Saat altıdan yediye doğru geliyor, hayat tüm hızıyla devam ediyordu. Leyla Hanım güne erkenden başlamıştı; süslenmiş, püslenmiş, bir yandan sabah dergisini okurken bir yandan da kahvesini yudumluyordu. Doğan Bey de gazetesini eline almış, karısıyla karşı karşıya oturmuştu. Karısının derin bir iç çekmesi üzerine Doğan Bey gazetesini kapattı ve Leyla Hanım’a baktı."Hayatım, neyin var?" diye sordu. Belki de bu soruyu hiç sormamalıydı. "Neyim mi var Doğan? Farkında mısın, oğlumuz bizden habersiz evlenmiş! Hem de hiç tanımadığımız bir kızla. Ne olduğu, kim olduğu bile belli değil kızın!" dedi Leyla Hanım, öfkeyle.Doğan Bey sakin bir ses tonuyla, "Leyla, acaba biraz sakin mi olsan? Yağız ne yaptığını bilen biridir," diyerek onu yatıştırmaya çalıştı."Ya kız hamileyse? Onun için evlendilerse?" "Yağız’dan bahsediyoruz Leyla, kendi oğlumuzdan."Leyla Hanım bir an düşündü ve aklına harika bir fikir geldi: Armağan Dede’yi arayacaktı. Yağız’a ancak o söz geçirebilirdi.Doğan Bey, karısının yüz ifadesinden ne düşündüğünü anlayarak konuştu: "Leyla, aklına her ne geldiyse o fikri hemen çöpe at."Leyla Hanım, kocasına şaşkın ve alıngan bir şekilde baktı. "Aşk olsun Doğan! Aklıma bir fikir geldiğini de nereden çıkarıyorsun?""Leyla, gözlerin parladı.""Ne alakası var Doğan? Neyse, ben vakıf toplantısına gidiyorum hayatım," dedi ve merdivenlerde gözden kayboldu. Doğan Bey, eşinin arkasından bakakaldıktan sonra hiçbir şey olmamış gibi gazetesini okumaya devam etti. Bu sırada Yağız’ın evinde büyük bir bağırış koptu."Ya sen ne arsız bir adamsın, inanamıyorum sana!" diyerek elindeki yastığı Yağız’a fırlattı Şafak. Yağız havada yakaladığı yastığı sakince koltuğa bıraktı."Ben mi arsızım? Gece yanıma gelen sendin." "Ya ben nereden bileyim senin bana sarılacağını?" "Ben mi sarıldım? Farkındaysan ahtapot gibi sarılan sendin!" "Yağızzz!" "Doğruları söylüyorum."Tam o sırada Yağız’ın telefonu çalmaya başladı. Şafak, elindeki cam küllükle öylece kalakaldı.Yağız, "Bir dakika," diyerek telefonu aldı. Ekrana bakıp Şafak’ın gözlerinin içine doğru fısıldadı: "Annem arıyor."Elindeki küllüğü yavaşça masaya bırakan Şafak, "Aç o zaman," dedi."Sen konuşursan açarım." "Ben mi?" "Evet." "Asla annenle konuşmam! Senin anan, sen konuş." "Bana ne, senin de kaynanan!" "Kadın ağaç oldu, aç şunu!"Yağız telefonu açtığı gibi Şafak’ın eline tutuşturdu. Telefonun ucundan sert ve otoriter bir ses yükseldi:"Alo?"Şafak yutkunarak, "Günaydın Leyla Hanım," dedi."Günaydın. Yağız nerede?""Uyuyor.""Eğer oğlumu tanıyorsam, Yağız’ın şu ana kadar çoktan uyanmış olması lazım."Şafak bir an ne diyeceğini bilemeyerek şaşırdı. "Şey... Uyuyordu, şimdi kalktı, banyoda.""İyi. Ona aradığımı söyle. Dedesi ikinizi bekliyormuş, hemen yanına gidin."Şafak, "Olur, söylerim," demeye kalmadan Leyla Hanım telefonu yüzüne kapattı.Şafak, elindeki telefona bakakaldı. Yağız’a dönüp, "Annen yüzüme kapattı," dediğinde, Yağız mahcup bir ifadeyle ona baktı."Üzgünüm, seni tanıdığında çok sevecektir. Ne dedi?" diye sordu Yağız."Deden bizi çağırıyormuş. 'Seni annen aradı' dememi istedi." "Tamam, ben buraları toparlayayım. Malum, kırılan bir sürü eşya var," diyen Yağız’a Şafak etrafa göz gezdirerek karşılık verdi: "Ben de yardım edeyim." "Emin misin?" "Hayır, Şafak’ım!" diyerek kendi adıyla kötü bir espri yapan Şafak’a karşı Yağız yüzünü buruşturdu. Yerden aldığı kırlenti düzelterek yerine koydu. Şafak ise o kırlenti kapıp yeniden Yağız’a fırlattı."Gülmen için yapmıştım." "Çok güldüm! Ama dedem eğer evlendiğimizi duyduysa, bize büyük bir düğün yapmadan bizi asla rahat bırakmaz." "Biz de gerek olmadığını söyleriz." "Dedemi tanımıyorsan Şafak," dedi Yağız ve elindeki kırlenti tekrar yerine bıraktı. İkili, daha fazla uzatmadan ortalığı toparlayıp armağan dedenin yanına gitmek üzere hazırlanmaya başladı.

Bölümün tamamını WritePad'de oku