1. Bölüm
Yazar: elez.karabey

Melek Şafak Demirtaş*_ Sabah her şeyi bırakıp çıkmıştım o evden. Babam akşam öfkesini benden çıkarmıştı. Şirketin başına geçmem gerektiğini, biraz daha disiplinli olmam gerektiğini söyleyip bana bağırmıştı. Evde kırılmayan sadece bir koltuk bir de ben kalmıştım; kalbimi bile kıran o adam, kendimi mesleğimi yapmak istediğim için beni kovmuştu. Bunu sinirle söylediğini ve gitmeyeceğimi sanmıştı ama bir konuda yanılmıştı: Ben ne annemdim ne de kız kardeşim Yasemin gibiydim. Ben özgür bir kızdım ve kendi hayatımın kontrolü bende olmalıydı. Kimse benden zorla bir şey yapmamı isteyemezdi, bana emir veremezdi. Ordulu bir kızın Antalya sıcağıyla imtihanı başlamıştı. Pencerelerin hepsini açmıştım. Sıcak ve bunaltıcı havayı saçlarımda hissediyordum ama umursamadım. Aynı hızla yoluma devam ettim. _Demirtaş Konağı_ Kahvaltı masasında 10 dakikadır Şafak’ın gelmesini bekleyen Ali Bey, Sevda Hanım ve Yasemin... Ali Bey, Emine’yi yanına çağırdı. “Emine, Şafak’ı çağır. Çabuk ol.” Emine kafasını sallayarak hızlı adımlarla merdivenlerden yukarı çıktı, Şafak’ın odasının önüne geldi. Kapıyı birkaç kere çaldı ama hiç ses gelmedi. Kapıyı açıp içeriye baktı. Dolabın kapağı açıktı. Yatak düzgündü, hiç yatılmamıştı. Emine hızla aşağı indi. Stres olmuştu çünkü Ali Bey’in sinirini çok iyi biliyordu. Beş yıldır yanlarında çalışıyordu ve her türlü sahneye şahit olmuştu. “Şafak nerede?” diye sordu Ali Bey. “Şafak odasında yok efendim, valizini de almış.” “Ne demek odasında yok? Nerede bu kız?” “Yunus!” diye kükredi. Yunus hızlı adımlarla içeri girdi, başını eğdi. “Buyurun Ali Bey.” “Bana Şafak’ı bul! Ne demekmiş benden izin almadan evden gitmek? Ona göstereceğim!” “Tamamdır Ali Bey.” diyerek Yunus odadan çıktı ama Ali Bey’in siniri hâlâ geçmemişti. İştahı kaçmıştı, adam hâlâ kıpkırmızıydı. *Melek Şafak Demirtaş* Dikiz aynasından Ordu’nun silueti yavaş yavaş siliniyordu. Telefonum susmadan çalıyordu. Babam. Annem. Yunus. Yasemin. Hepsini sessize aldım. İlk defa susturmak bu kadar iyi gelmişti. Antalya’ya 10 saat vardı. 10 saat özgürlük mü, 10 saat kaçış mı? Bilmiyordum. Ama o konağa dönmeyeceğimi biliyordum. Şirketi, disiplini, babamın öfkesini...annemin babam dışında yedigime bile karışması Hepsini o evde bırakmıştım. Valizime sadece kıyafetlerimi ve lazım olan eşyalerimi almıştım. Gerisi umurumda değildi. _Demirtaş Konağı_ “Bulamadık Ali Bey!” Yunus’un sesi titriyordu. “Şafak Hanım’ın telefonu kapalı. Araba GPS’ten sinyal vermiyor. Kameralardan çıkış saatine baktık sabah saat 4 gibi çıkmış Plakayı tüm gişelere bildirdik.” Ali Bey elindeki su bardağını duvara fırlattı. Cam kırıkları Sevda Hanım’ın ipek sabahlığının eteğine kadar sıçradı. Kadın irkilmedi bile. Yılların alışkanlığı. “Benim kızıma ne oluyor da bana kafa tutuyor ha?” Ali Bey’in damarları şakağında atıyordu. “Yasemin’e bak! Bir de Şafak’a bak. Yasemin tekrar ara ablanı." Yasemin telefonundan kafasını kaldırdı. Gözleri soğuktu. “aradım açmıyor mesaj yazdım bakmadı." Sevda Hanım ilk defa konuştu. Sesi fısıltı gibiydi: “Ali... belki de çok üstüne gittin.” Ali Bey masayı yumrukladı. “Susun! Şafak benden izinsiz hiçbir yere gidemez. Bulun onu. Ordu, İstanbul, Van, her nereye gittiyse... Zorlada olsa eve getireceğim!” _Yolda* Ankara'yı geçmiştim. Güneş tepede, asfalt eriyordu. Bir benzinlikte durdum. Depoyu fulledim, kendime buz gibi su ve birkaç çikolata aldım. Kasiyer kız gözlerime baktı. “Yolun nereye abla?” “Bilmediğim bir yere.” dedim. Gülümsedi. “En güzel yer orasıdır.” Arabaya binerken telefonuma bir mesaj düştü. Yasemin’den: _“Baba delirdi. Dön. Daha kötü olmadan dön Şafak.”_ 5 saat sonra Telefonu tümden kapatmıştım. Camı sonuna kadar açtım. Antalya sıcağı yüzüme vurdu. Yandım. Ama ilk defa başkasının ateşiyle değil, kendi güneşimle yanıyordum. Gaza bastım. Antalya'ya daha yeni gelmiştim. Ev bakmam gerekmiyordu. Herkesten gizli buradan ev almış, her kafa dinlemek istediğimde yurt dışına gidiyorum diyerek buradaki evimde zaman geçiriyordum. Arabayı apartman garajına park ettim, valizimi ve sır…