7.BÖLÜM
Yazar: Nur

Sabah yine Eyşan’ın o bitmek bilmeyen çığlıklarıyla uyandım. "Abla! Gitmeyecek misin dershaneye?" Gözlerimi bile açmadan, "Gideceğim... Sen git, hadi," diye mırıldandım uykulu bir sesle ve başımı tekrar yastığa gömdüm. Tam o sırada, her gün Eyşan’ı okula bırakan babamın sesi duyuldu: "Kızım, geç kalacaksın! Kalk hadi, kalk!" "Of, tamam baba, kalkıyorum!" diyerek büyük bir zorlukla yataktan doğruldum. Gözlerimi ovuşturarak lavaboya gittim; yüzüme üç kez soğuk su çarptıktan sonra ancak kendime gelebilmiştim. Hemen hızlıca makyajımı yaptım; yine her zamanki gibi geç kalmıştım. Dershane binasının önüne geldiğimde otobüsten iner inmez koşmaya başladım. Tam yedi kat merdiveni soluk soluğa çıktım. Durup nefesimi düzene sokmaya çalıştığım sırada, hocalardan biri yanıma gelip o meşhur iğneleyici tonuyla, "Ay, ne kadar yavaşsın!" dedi. Yere bakarak içimden göz devirdim ve hiçbir şey demeden sınıfın kapısına yöneldim. İçeri girer girmez doğruca Aysu’nun yanındaki yerime kuruldum. "Aşkım hoş geldin! Bir an gelmeyeceksin sandım," dedi Aysu. "Yok aşkım, sabah biraz aksilik oldu, geç kaldım," diye cevap verdim. O sırada Kuzey’in sırıtan sesi duyuldu: "Ohooo, bizim süslü yine geç kaldı tabii." Ona ters bir bakış atıp, "Kes be manyak!" diyerek göz devirdim ve kendimi zorla derse odaklamaya çalıştım. Öğle arasına girdiğimizde, aklım hâlâ sabahki karmaşadaydı. Telefonu elime alır almaz Yalın’ın hâlâ yazmadığını görüp bir anlık cesaretle klavyeye sarıldım. "Göreceğiz Yalın... O zaman tanışalım, ben Laren Sezgin," yazıp gönderdim ve sohbetten çıktım. Öğle arası boyunca telefon her titrediğinde kalbim yerinden çıkacak gibi oldu ama gelen giden yoktu. Akşam dershaneden çıkıp eve dönüş yolunda, otobüsün sarsıntısı arasında telefonum titredi. Tam iki saattir beklediğim mesaj nihayet gelmişti: "Göreceksin zaten Laren SEZGİN... Peki, ben de Yalın Sancak. Galericiyim." Mesajı okuduğumda kaşlarım havaya kalktı. "Galericiyim" kısmını neden bu kadar vurgulamıştı ki? Sanki bu bir rütbeymiş gibi... "Salak mısın ya? 'Galericiyim' ne alaka? Hayvan mısın sen?" diye bir cevap yazmayı geçirdim aklımdan, kendi kendime kıkırdayarak. Eve gidince soluğu Eyşan'ın yanında aldım. "Eyşan, sence ne yazayım? Çocuk resmen 'Galericiyim' diye vurgu yapmış, ne alaka yani?" Eyşan bir an düşündü, sonra gözleri parlayarak, "Abla bence kesin tersle onu! Ne alaka ya, sanki bizi mi etkilemeye çalışıyor? 'Galericiyim' diye geçiniyor işte, hiç pas verme," dedi. O an ikimiz de birbirimize bakıp, "Tamam da kanka, ne alaka ya?" diye aynı anda sorduk ve kendimizi tutamayıp kahkahayı bastık. Öylesine sesli gülmüşüz ki, içeriden annemlerin "Ne oluyor orada?" diye seslenmesiyle anında susup birbirimize masumca baktık. "Hiiç!" dedik aynı anda, sonra tekrar kıkırdayarak başımızı telefonun ekranına gömdük. Eyşan yanımda heyecanla telefonun ekranını izlerken, "Abla bence 'Galericisin diye? Yani? Bir anlam mı çıkarmam gerekiyor?' yaz," dedi. Fikri mantıklı gelmişti ama bir yandan da bu egoist tavrına karşı sağlam bir duruş sergilemem gerektiğini hissediyordum. Hemen Aysu’yu aradım. "Aysuum, naber?" "İyiyim aşkım, senden?" "İyiyim ben de. Şey... hani ben Yalın’a yazmıştım ya, döndü sonunda." "Ee kuzum, ne dedi?" "İşte 'Tamam tanışalım, ben de Yalın Sancak, galericiyim' yazmış." Aysu hattın diğer ucundan adeta kükredi. "Ay kızım ne alaka? Bunun burnunu hiç sürtmemişler, tam bir egoist pislik! Aşkım kesinlikle tersle onu, pas verme!" "Tamam aşkım, o zaman şöyle yazıyorum," dedim. Saat dokuzu geçmişti, heyecanım doruktaydı. Klavyeye parmaklarım hızla çarptı: "Ee? Yani? Galericisin diye ürkmem mi gerekiyor Yalın Sancak, yoksa seni övüp egonu tatmin etmem mi?" Eyşan yanımda "Okey, öyle yaz!" diyerek baş parmağıyla onay işareti yaptı. "Aynen aşkım, gayet iyi, öyle yaz!" dediğinde, hiç düşünmeden 'gönder' tuşuna bastım. Mesaj iletildi. Artık top onda; bakalım o meşhur galerici egosu, benim bu restime ne diyecekti? Yalın'ın Anlatımıyla; Yine Kıvanç’la kafa dağıtmak için şehir dışında, dağ başında sürekli…