8.BÖLÜM
Yazar: Nur

Dünkü olaylardan sonra pek uyuyamamıştım. Zaten Yalın kapattıktan sonra da Aysu’mla her şeyi konuşmuş, dökülmüştüm. Sabah bu sefer, şaşırtıcı derecede, ilk ben uyanmıştım. Eyşan hâlâ uyuyordu. O beni her gün uyandırıyorsa ben de bugün onu uyandıracağım. Mor şeytan gülüşü, hihi! "Eyşan! Kızım, kalk! Geç kaldın, salak!" "Ne oluyor be, ne bağırıyorsun? Saat kaç?" "Sekiz buçuk, salak kardeşim. Geç kaldın. Babam gitmiş." "Ne? Babam beni almadan gitmez ki." Çaresizliğine ufak bir kahkaha attım. Hemen yataktan kalktı, üzerini giydi ve şaşırtıcı derecede tam on dakikada hazırdı. Sonra ufak bir çığlık attı. "Ya ablaaa... Daha yirmi dakika var okula. Gıcıksın, yemin ederim, gıcık..." diye sızlandı. "Bağırma be, salak. Ayrıca Eyşan, Yalın mesaj atmış. Salak ya, dünden sonra..." Kıkırdadım. Hemen Yalın’ın mesajına baktım ve yazmaya başladım: "Günaydınnn." "Günaydınn." Aa, direkt çevrim içi oldu. "Nabeer?" "İyi, senden?" "İyii." "Dünden sonra kafan düzeldi mi?" "Evet ya, şey... Biraz geç aramışım seni." "Ha, geç aramasan okey yani." Sanki gece gece bana konser vermemiş gibi de rahat. "Aynen. Ne oldu ki?" Bir de bilmiyormuş gibi soruyor. "Yok, bir şey olmadı. Devam et sen." "Tamam güzelim. Ben galerideyim, çalışıyorum. Sonra görüşürüz." Bu mesaja '❤️' işareti bıraktınız. Ben de hazırlandım ve koşarak durağa geçtim. Bu sefer, şaşırtıcı derecede, geç kalmamıştım. Tabii, buna ben de şaşırdım. Sen sus ya. Ay, dışarıdan biri iç sesimle tartıştığımı duysa deli sanır herhalde. Küçük bir kıkırtı kaçtı dudaklarımdan. Dershanenin önüne vardığım gibi koşarak içeri girdim. Bu sefer rahat (ama pek rahat sayılmaz, fazlasıyla şüpheli) bir şekilde yedi katı çıktım. Hoca henüz gelmemişti. Aysu’nun yanına geçtim. "Ben gel-diim." "Tövbee, Laren. Yanlış mı görüyorum yoksa sen erken mi geldin?" “Ya, Aysu’m, abartma. Sanki hep geç geliyorum.” Buna ben bile inanmadım. Aysu evet derse var ya gülmekten çatlarım herhalde. “Evet, hep geç geliyorsun Laren’im.” HAHAHAHAHHAHAHA Kes sesini be. Seni iç seslikten men edeceğim. Üf, tamam be, sustuk. “Ya, Aysu’m, olmuyor ama böyle. Senin beni savunman lazımdı.” Küçük bir kıkırtı kaçtı dudaklarımdan. “Ama şimdi doğruya doğru, aşkım. Ayrıca kız!?” “Ne oldu?” “Yalın olayı ne oldu? Sabah yazdı mı?” “Evet, yazdı ya. Öyle konuştuk. Sonra bana güzelim dedi,” dedim heyecanla. “Ay, aşkım, ben biraz umutsuzum ama hadi inşallah...” “İnşallah canım, inşallah...” Tam o sırada kapı açıldı ve bu sefer de Kuzey geç gelmişti. Fırsatı kaçırmayıp hemen onunla dalga geçmeye başladım: “Ooo, Kuzey Bey! Bu sefer de siz geç geldiniz, hayırdır, bir sorun mu var falan?” "Off, kanka, bu merdivenleri bu kadar uzun yapanın ben—" "Ya sus, salak, küfretme!" "Neyse, Laren Hanım, onu bunu boş ver de sen Yalın’la ne oldunuz şimdi?" "Ya, kanka, ben de tam bilmiyorum ki! Yani dün beni aradı... Bu arada içkiliydi, şarkı falan söyledi, 'Seni seviyorum' dedi sarhoş kafayla." "Bir dakika, kanka, Yalın sarhoş olmuyor ki! Adam çok içtiği için bünye kazanmış, amk, sarhoş olmuyor." "Nasıl yani? Şimdi o tüm bunları bana ayık kafayla mı söyledi?" "Büyük ihtimalle evet." Hocanın gelmesiyle konuşma bölündü ve hocanın sesi duyuldu: "Çocuklar, yerinize geçin hadi, hadiii!" ~ ✿ ~ ✿ ~ ✿ ~ Öğle arası yemek molasına çıktığımızda, bu sefer Yalın'a kendim mesaj atmaya karar verdim. "Nasılsın?" Yaklaşık 5-10 dakika sonra o da aktif oldu ve bana, "İyiyim, sen?" yazdı. "İyi, ben de merak ettim de o yüzden yazdım." "Güzeel... Şey, Laren... Senden bir şey isteyebilir miyim?" Aysu mesaji görür görmez telefonun ekranına yapıştı ve heyecanla fısıldadı: "Kız! Acaba ne diyecek? Çabuk cevap ver, çabuk!" "Kızım, tamam, bir dur! Cevap vereceğim." Ve hemen Yalın’a yazdım: "Tabii ki, yapabileceğim bir şeyse isteyebilirsin." "Laren, bugün dershane çıkışı müsaitsen buluşabilir miyiz? Çıktığında haberleşiriz." NE!? WTF? Nası yani, biz buluşmak mı? Aysu’ya döndüm: "Aşkım, ne diyeceğim..." "Kız, kabul etttt!" Eyşan’ı hemen aradım; öğle arasındaydı o da zaten. "Ne var, ablaa?" "Eyşan, sana bir şey…