2.BÖLÜM
Yazar: Nur

"Kendi kendisiyle konuşan insan yalan söylemez; ama bazen kendi kaderini kendi elleriyle bozar." Gözlerimi sıkıca kapatmış, telefonun ekranına bakmamak için kendimle bir savaş veriyordum. İçimdeki o huzursuz edici merak sanki odanın içinde bir yerlerde dolanıyor, tam omuz başımda bir şeyler fısıldıyordu. "Sadece bir bak," diyordu o sinsi ses, "sadece kim olduğunu gör ve bitir." Yastığa gömdüğüm başımı yavaşça yana çevirdim; odanın loş ışığında parlayan ekran, karanlığın ortasında küçük bir yıldız gibi dikkatimi çekmeye çalışıyordu. Bir anlık irade sınavıydı bu; ya pes edip o bildirimle hayatıma yeni bir kördüğüm atacaktım ya da o sese kulaklarımı tıkayıp geceye teslim olacaktım. Ancak parmaklarım çoktan telefonun soğuk camına doğru hareket etmeye başlamıştı bile. Telefonumu açtım; bildirim Instagram’dan gelmişti. Aynı kişi, reddetmeme rağmen tekrar istek atmıştı: 'yaln_snck'. Bu sefer reddetmedim, hemen Aysu'yu aradım. "Aşkım, kusura bakma bu saatte aradım ama..." "Yok kız, ne kusuru? Bir şey mi oldu?" "Aysu kuşum, şimdi beni ilk Kuzey aradı. İşte biriyle konuşmam falan için bir şeyler söyledi. Ben istemediğimi belirttim, o da 'sen bilirsin' dedi. Sonra bana biri istek attı, bir ortak arkadaşımız var... Kim sence?" "Ne! Kız yoksa Kuzey mi?" "Maalesef evet," dedim ve derin bir nefes verdim. "Reddettim isteğini ama şimdi tekrar atmış... Of Aysu, ne yapacağım? Ben istemiyorum işte, tekrar reddedeceğim." "Aşkım, tamam reddet. Eğer bir kez daha atarsa Kuzey'e söylersin." "Tamam bebeğim, teşekkür ederim. Ben haber veririm." Aysu ile telefonu kapattıktan sonra yatağımın yanındaki kardeşime döndüm. "Eyşannnn... Eyşaaaann." "Ne abla? Kitap okurken beni konuşturma diyorum sana." "Kızım bir kalk be, bir şey söyleyeceğim sana." "Efendim abla, ne söyleyeceksin?" "Dershaneden Kuzey var ya..." "Ee?" "O aradı beni. Bir tane arkadaşı benimle konuşmak istiyormuş." "Ne? Abla, sen ciddi misin? Hani birini istemiyordun be sen!" "Ya istemiyorum zaten, söyledim. Ayrıca atarlanma, çarparım ağzına bak!" "İyi, tamam be. Neyse, ne oldu?" "Çocuk istek attı." "NEEE!" diye çığlık attı. "Kızım, ne bağırıyorsun? Sessiz ol, annemler duyacak." "Abla, sen ne yaptın?" "Reddettim." Gözlerini devirdi. "Ciddi misin?" "Evet. Ne yapayım kızım? İstemiyorum, reddettim." "Abla ya, bence bir daha atarsa kabul et, dalga geçersin," dedi ve ufak bir kahkaha attı. "Saçmalama... Aslında olabilir, ama sanmam ya. İki kez reddettim, o kadar yüzsüz değildir herhalde, değil mi?" "Vallahi abla, bilemem. Eğer seviyorsa, yani gerçekten sevdiyse yine atar." "İyi... Neyse, tamam. Senin yarın okulun yok mu? Yatsana, hâlâ kitap okuyorsun. Seni anneme söylerim bak!" "Off, tamam ya... Bari şu sayf—" "Sakın, devamını getirme! Yat, uyu. Yarın okulun var." "Tamam be." Eyşan nihayet yastığına gömülüp sessizliğe büründüğünde, ben de derin bir nefes alıp kulaklıklarımı taktım. Müziğin tanıdık tınıları odanın sessizliğini bir örtü gibi kaplarken, zihnimdeki o yorgun ama bir o kadar da meraklı düşünceler düğüm düğüm birbirine karışıyordu. İnsan, reddedildiğini bile bile neden ikinci kez istek atardı? Bir gururu ya da en azından vazgeçme eşiği yok muydu bu çocuğun? Kuzey’in "iyi bir çocuk" dediği kişi, gerçekten bu kadar ısrarcı mıydı yoksa beni tanımadan kurduğu o hayali dünyada bir şeyleri kanıtlamaya mı çalışıyordu? Belki de attığı her istek, kendi içinde sessizce bir cevap arıyordu; ya da sadece birilerinin beni ona işaret etmesiyle başlayan o merak, reddedildikçe inada dönüşmüştü. Tavanın karanlığına bakarken, bu ısrarın altındaki sebebi çözmeye çalışmak, sanki hiç okumadığım, başını sonunu bilmediğim bir romanın en karmaşık sayfasını çevirmek gibiydi. "Yalın Sancak..." İsmi bile sanki bir hikâyenin parçasıymış gibi tınlıyordu ama ben, kendi hikâyemde yeni bir karakter istemeye henüz hazır değildim. Eyşan’ın o muzip tavırla söylediği sözler, zihnimin karanlık dehlizlerinde kendine bir yer bulmaya başlamıştı bile. "Belki de kabul etmelisin, dalga geçersin," demişti. Düşündükçe bu fikir, ilk ba…