1.BÖLÜM
Yazar: Nur

Karar vermek, bir sonuca varmak değil; bir tercihi, diğer her şeyin üstüne koymaktır. İnsan, kendi çizdiği yolda attığı her adımda biraz daha kendisi olur. Hayat bazen bir telefonun çalmasıyla değişir; o anki sessizliği bölen ses, tüm ezberleri bozan bir dönüm noktasına dönüşür. Bazen ise kimsenin duymadığı, sadece sizin verdiğiniz o tek bir kararın ağırlığıyla sarsılır dengeler. Kimi zaman tesadüflerin peşinde savrulurken, kimi zaman da kendi irademizle yazdığımız o yeni başlangıçların eşiğinde buluruz kendimizi; çünkü her değişim, ya dışarıdan gelen bir yankı ya da içeriden gelen bir sessiz devrimdir. Eve girdiğimde günün yorgunluğunu gözlerimi kapatarak atıyordum, ta ki o sesi duyana kadar. Dııııt-dııııt... Telefonumu aldım, Kuzey arıyordu. Bu saatte? Açtım. "Alo, efendim?" "Laren, ne yapıyorsun?" "Oturuyorum," dedim (yalandı). "Sen?" "İyi, bende de... Bir şey soracağım sana ya." "Efendim?" "Bizim bir arkadaş var, seni görmüş. Aşık olmuş yani, bir deneseniz? İyi bir insan zaten." Ne alaka be? "Kanka, nereden gördü ki? Ayrıca ne alaka yani?" "Ya benim bir yakın arkadaşım, oradan benim Instagram'dan bulmuş. Ne düşünüyorsun, olur mu?" "Yok kanka ya, ben istemiyorum kimseyi." "İyi kanka, sen bilirsin. Söylerim ben." "Aynen." Telefonu kapatıp yatağa geri fırlattım ama içimdeki o tuhaf huzursuzluk geçmemişti. Kuzey’in sesi, her zamanki o rahat ve umursamaz tonunun aksine, sanki bu işi gerçekten bitirmemi bekliyormuş gibi bir telaş barındırıyordu. "İyi kanka, sen bilirsin" dedi ama içimden bir ses, bu konunun burada kapanmayacağını haykırıyordu. O an, odanın tavanına bakarken hissettiğim yorgunluk yerini tuhaf bir boşluğa bıraktı. Telefon ekranına düşen yeni bir bildirimle irkildim. Kuzey’den değildi. Instagram’da tanımadığım bir hesaptan gelen o takip isteğini gördüğümde, parmaklarımın ucunda hafif bir titreme hissettim. Ne alaka!? Kullanıcı adına baktım; 'yaln_snck' yazıyordu ve bir ortak arkadaş... Kuzey'in hesabı... Bu, Kuzey'in bahsettiği çocuktu. Hemen isteği reddettim ve sildim. Uykum kaçmıştı, müzik dinleyecektim. Spotify'a girdim ve bu aralar favorim olan şarkımı açtım: "Değer mi yaptığına? Acıyor içim hâlâ, Muhtaç sularına... Çattı mı o kaşını biraz? Durup kalıyor zaman, Akmıyor inadına. Kaldım bir başıma, Korkum, seni unutuyorum. Yüreğimden kanaya kanaya Olmazlara vuruluyorum..." Kulaklıklarımdan yayılan o tanıdık melodi, günün yorgunluğunu üzerimden bir gömlek gibi sıyırıp alırken gözlerimi yavaşça kapattım. Müziğin ritmi odanın sessizliğine karıştıkça, zihnimdeki tüm sesler tek tek susuyordu. Şarkının nakaratına doğru ilerlerken, yatağımın o tanıdık soğukluğunda derin bir boşluğa süzülüyordum. Tam teslim olmuşken, şarkının en yumuşak yerinde telefonumdan gelen o ince "dıt" sesi zihnimin kapısını tekrar araladı. Gözlerimi açmadım ama müziğin ritmi artık daha farklı geliyordu; sanki bir melodi değil de birinin bana bir şeyler anlatmaya çalıştığı gizli bir frekans gibiydi. Müziğin yarattığı o güvenli alanın tam ortasında, telefonumdaki bildirimin yarattığı merak duygusu, uyku ile uyanıklık arasında tuhaf bir köprü kurdu. Acaba o muydu? Gözlerimi aralamamak için kendimi zor tutuyordum ama içimdeki o dürtü, telefonun ekranına bakmam gerektiğini söylüyordu...