Giriş
Yazar: Nur

Hayat her şeyi ummadığın anda getirirdi karşına. Bazen bir sokak köşesinde, bazen çoktan bittiğini sandığın bir hayalin kıyısında, bazen de hiç ait olmadığın bir binanın, bitmek bilmeyen ders saatlerini bekleyen o gürültülü sınıfında... Laren Sezgin; sınav kazanmak için girdiği dershanede arkadaşları tarafından sevilen ve saygı duyulan, olgun bir genç kızdı. Her şey aslında bir gün, erkek arkadaşı Kuzey'in onu akşam aramasıyla başlayacaktı... Sabah, her zamanki gibi kardeşimin bağırmasıyla uyandım. Eyşan Sezgin... Kısaca Eyşan. Kendisi benim henüz lise bire giden ergen kardeşimdi; sabahları beni saçma sapan şekillerde uyandıran tam bir Wattpad aşığıydı. "Ablaaaaa! Kalk, geç kalıyorsunnnn!" "Kızım ne bağırıyorsun sabah sabah ya? Alarm çalacak zaten," dedim homurdanarak. "Olsun abla, geç kalma diye uyandırayım dedim. Hem on dakika erken kalksan ne olacak sanki, hadi!" "Tamam kalkıyorum, yürü git sen." "İyi tamam be, sen bilirsin." Evden çıktığımda saat tam 08.00'di ve benim 08.30'da dersim vardı. Yani yine geç kalıyordum. Şaşırdık mı? Asla... Yirmi dakika otobüs bekledikten sonra araç sonunda gelebildi. Hemen bindim ve kulaklıklarımı taktım. Saat 08.50'de dershanedeydim. Evet, dershaneye gidiyordum ve bu benim ikinci mezun senemdi. Meslek lisesinden mezun olduğum için derslerle alakalı hiçbir şey bilmiyordum. Dershaneye adım attığım sırada Aysu'dan mesaj geldi. “Aşkım neredesin, ders başlayacak?” Aysu Yaman... O benim dershaneden yakın arkadaşımdı, daha doğrusu tek ve en yakın arkadaşımdı. Onunla bu yıl tanışmıştık ama o kadar tatlı, samimi ve güven veren bir kızdı ki onunla yakın olmamak neredeyse elimde olmayan bir şeydi. “Dershaneye girdim Aysu kuşum, sınıfa çıkıyorum,” yazıp gönderdim. Koşarak sınıfın önüne çıktım. Her sabah yedi kat merdiven çıkmak gerçekten çok zordu. Derin bir nefes aldım, kapıyı vurup içeri girdim ve hemen yerime, Aysu'nun yanına oturdum. "Kızım nerede kaldın?" diye fısıldadı Aysu. "Ay, otobüs yine geç geldi ya, onu bekledim." O sırada arkalardan tanıdık bir ses yükseldi: "Ooo, sınıfın süslüsü gelmiş!" Bu ses çok tanıdıktı ve sahibini tahmin etmek hiç de zor değildi. Kuzey Aral... Dershaneden yakın bir erkek arkadaşımdı. Karakteri bana tamamen zıt olan ama bir şekilde arkadaş kalmayı başardığım o çocuktu. Gözlerimi devirerek arkama döndüm. "Benimle uğraşmayı ne zaman bırakacaksın sen ya?" Kuzey sırıtarak, "Hiçbir zaman," dedi. "Sabır ya..." Önüme geri döndüm. Dersler boyunca yanımda oturan Aysu ile sürekli fısıldaşarak günü tüketirken, Kuzey’in arkamdan gelen yorumlarını duymazdan geliyordum. Aslında bu tam olarak duymazdan gelmek de değildi; onun varlığını artık bir arka plan sesi gibi kanıksamıştım. Hoca bir şeyler anlatırken Kuzey’in sıranın altına hafifçe vurduğunu ya da kalemini masaya tıkırdatarak dikkatimi dağıtmaya çalıştığını biliyordum. Bir an yine arkama döndüm. Sırıtan ifadesiyle karşılaştığımda içimde ona karşı ne bir öfke ne de bir bıkkınlık vardı. Sadece, bu rutin çekişmenin hayatıma kattığı o tuhaf, tanıdık enerjiyi fark ettim. Günün geri kalanı, sınav hazırlıkları ve dershanenin yorucu temposuyla akıp gitti. Dershane çıkışı ergen kardeşim Eyşan'ı almaya gittim. Yol boyunca yine boş boş kitaplarını ve arkadaşlarıyla birlikte yaptıklarını anlattı durdu. Eve girdiğimde, günün yorgunluğunu gözlerimi kapatarak atmaya çalışıyordum; ta ki o sesi duyana kadar...