Sana Gerçeği Söylemedim

2 - Dağ Yolundaki Ev

Yazar:

Sana Gerçeği Söylemedim – Nihan 🐦‍⬛ Ölmez kitap kapağı
Sana Gerçeği Söylemedim – Nihan 🐦‍⬛ Ölmez kitap kapağı

Jackson – Günümüz Yağmur öğleden beri yağıyordu. Ormanın içindeki küçük evin pencereleri buğulanmıştı. Çam ağaçlarının koyu siluetleri camın ardında birbirine karışıyor, rüzgar dalların arasında dolaşırken evin ahşap duvarlarında hafif çıtırtılar bırakıyordu. Saat gece yarısını çoktan geçmiş; neredeyse sabaha yaklaşmıştı. Mutfaktaki yuvarlak masanın üzerinde iki fincan, çoktan soğumuş çay vardı. Ronie fincanına hiç dokunmamıştı. Cella da. Aralarındaki sessizlik evin içine yerleşmiş üçüncü bir varlık gibiydi. Ronie pencereden dışarıya bakıyordu. Cella ise ona… En sonunda Ronie konuştu: “Ne zaman gönderdin?” Sesi sakindi. Ama Cella onun bu ses tonunu tanıyordu. Bu, Ronie’nin gerçekten kızgın olduğu zamanlarda kullandığı sesti. Bağırmadığı, ağlamadığı, sadece kendi içine çekildiği zaman… “Bir hafta önce.” Ronie başını yavaşça çevirdi. Gözlüklerinin ardından Cella’ya baktı. “Bana sormalıydın.” “Sorsam asla kabul etmezdin.” Ronie gözlerini kapattı. Cella onun canının yandığını çok iyi biliyordu. “Bu benim kararım olmalıydı.” “Tam yirmi beş yıl bu kararı vermeni belledim. Artık yeter.” Ronie dudaklarını birbirine bastırdı. Yavaşça masaya doğru gelip, Cella’nın karşısındaki sandalyeye oturdu. Kendi ellerine baktı bir süre. Yaşlanmış eller… Parmak eklemleri zayıflıktan belirginleşmeye başlamıştı. Son aylarda daha da zayıflamıştı. Artık doktorun söylediklerini düşünmek istemiyordu. Zaten yeterince düşünmüştü. Her gece. Her sabah. Her sessizlikte. “Cella…” “Söyle.” “Korkuyorum.” Cella’nın yüzü yumuşadı. İri siyah gözlerini tuhaf ve sevgi dolu bir ışık kapladı. Çünkü korktuğunu itiraf etmenin, herhangi bir zayıflık belirtisi göstermenin Ronie için ne kadar zor olduğunu biliyordu. O, bütün hayatı boyunca hep güçlü olmuştu. Mahkemede. Hapishanede. Market sırasında. Kasabanın yargılayan bakışları altında. Korkusunu neredeyse hiç göstermezdi. Ama şimdi ufacık bir aralıktan, sadece Cella’nın görebileceği şekilde, içindeki korkuların dışarı çıkmasına izin veriyordu. Ve bu yüzden sesi narin bir genç kızınki gibi incecik ve ürkek çıkıyordu. Neredeyse otuz yıl önceki neşeli, hayat dolu, ama çekingen Veronica Walton gibi… Cella, lisenin bahçesinde ilk gördüğü günden beri Ronie’ye aşıktı. “Korktuğunu biliyorum.” “Hayır, bilmiyorsun. Emma beni görmek istemeyecek.” Cella cevap vermedi. Ronie telaşla konuşmaya devam etti: “Belki mektubu okumadan yırtıp attı.” “Belki.” “Benden nefret ediyor olmalı.” “Muhtemelen ediyor.” “Belki beni hatırlamıyordur bile.” “Bilmem, belki de. Belki de umurunda bile değilsindir. Ronie istemsizce güldü. Kısa ve yorgun bir gülüştü bu. “Teşekkür ederim.” “Yalan söylememi mi isterdin?” “Hayır. Tam da düşündüklerini söylemeni isterdim. Şimdi yaptığın gibi.” “Bu yüzden beni seviyorsun.” Bu kez Ronie’nin yüzünde gerçek bir gülümseme belirdi. Cella’nın da. İkisi de biliyordu: Sevginin büyük bir kısmı romantizmden değil, dürüstlükten oluşuyordu. Özellikle de birlikte bu kadar çok şey yaşadıktan sonra… Bir süre birlikte dışardaki yağmurun sesini dinlediler. Sonra Ronie fısıldadı: “Ben çok kötü bir anneyim.” Cella derin bir nefes aldı. Bu cümleyi yüzlerce kez duymuştu. Belki binlerce. Yıllar boyunca. Gece uykularında. Kabusların ardından. Sessiz akşam yemeklerinde. Doğum günlerinde. Emma’nın doğum günlerinde özellikle. “Hayır.” “Evet öyleyim. Onu yalnız bıraktım.” “Hayır.” “Yanında değildim. İhtiyacı olduğunda –“ “Ronie!” Cella’nın sesi sertleşti. Ronie sustu. Gözlerine dolmuş yaşlarla Cella’ya baktı. Cella kararlı bir şekilde masaya doğru eğildi. “Şimdi beni dinle. Sen mükemmel bir anne değildin.” Ronie’nin yüzü gerildi. “Ama kötü bir anne de değildin.” “Bir insan öldürdüm.” “Evet.” “Kızımı kaybettim.” “Evet.” “Ben…” “Elinden geleni yaptın.” “Yeterli olmadı.” “İnsanların çoğunun yaptığı da yeterli olmuyor.” Ronie başını eğdi. Islanmış bakışları masanın üzerindeki çay fincanlarına takıldı. “Sence beni affeder mi?” Bu soru havada asılı kaldı. Cella cevabı biliyordu. Ama Ronie’nin duymak istediği cevap değildi bu. “Bilmem…” Ronie gözl…

Bölümün tamamını WritePad'de oku