Bölüm 6 Aynı Masada
Yazar: Aybige

Pazartesi sabahı...İstanbul, sonbaharın ilk serin sabahlarından birini yaşıyordu. Gece boyunca yağan hafif yağmur durmuştu. Kaldırımlar hâlâ ıslaktı. Ağaçlardan düşen sarı yapraklar, rüzgârın etkisiyle caddenin bir köşesinden diğerine savruluyordu. Şehir yavaş yavaş uyanırken, Arya Karaca mutfağındaki kahve makinesinin önünde durmuş, fincanına dolan kahveyi izliyordu. Bugün farklı hissediyordu sebebini biliyordu. Bugün ilk kez Demir Arslan’la aynı projede çalışmaya başlayacaktı. Kahvesinden küçük bir yudum aldı. Telefonu masanın üzerinde titredi. Ekranda annesi vardı. “Günaydın canım.” Arya’nın yüzünde istemsizce sıcak bir tebessüm oluştu. “Günaydın anne.” “Sesin biraz heyecanlı geliyor.” Arya mutfağın camından dışarı baktı. “Önemli bir gün.” “Biliyorum.” Annesi onu çocukluğundan beri tanıyordu. Heyecanlandığında sesinin tonu değişirdi. “Bugün de kendin ol.” Arya hafifçe gülümsedi. “Başka biri olmayı zaten beceremem.” Dedi Arya. “İşte bu yüzden başarılı olacaksın.” Annesi onu bir nevi teselli etmiş oldu. Telefon kapandığında içi biraz daha rahatlamıştı. Annesiyle yaptığı kısa konuşmalar, her zaman ona güç verirdi. Yarım saat sonra... Arya dolabının önünde durmuş kıyafetlerine bakıyordu. Bugün çok şık görünmek istemiyordu. Ama özensiz de görünemezdi. Krem rengi kumaş pantolonunu seçti. Üzerine beyaz ipek bir gömlek giydi. Kollarını dirseklerine kadar kıvırdı. İnce altın saatini taktı. Saçlarını bu kez açık bırakmak yerine düşük, zarif bir at kuyruğu yaptı. Aynaya baktığında kendine sessizce gülümsedi. “Tamam bu sensin.” Çantasını aldı. Kapıyı kilitlemeden önce evine son kez göz gezdirdi. Küçük ama huzurlu salon... Penceredeki yeşil bitkiler... Kitaplarla dolu raflar... Buraya her akşam dönmek ona güven veriyordu. Arslan Mimarlık... Şirket binasının önüne geldiğinde derin bir nefes aldı. Dev cam kapılar her zamanki gibi kusursuz bir şekilde parlıyordu. Girişte çalışanlar birbirlerine günaydın diyor, toplantılar için hazırlık yapıyordu. Resepsiyondaki görevli onu görünce gülümsedi. “Günaydın Arya Hanım.” “Günaydın.” “Sizi bekliyorlar.” “Teşekkür ederim.” Asansöre doğru yürürken kalbinin biraz daha hızlandığını hissetti. Otuz ikinci kat... Asansörün dijital ekranındaki rakamlar tek tek yükseliyordu. 16... 19... 24... 28... 32... Kapılar sessizce açıldı. Karşısında geniş bir koridor uzanıyordu. Koridorun sonunda tavandan yere kadar uzanan camlar vardı. İstanbul, bütün ihtişamıyla ayaklarının altındaydı. Arya birkaç saniyeliğine durdu. Bu manzaraya hayran kalmamak mümkün değildi. “Manzarayı ilk gördüğümde ben de aynı şekilde durmuştum.” Arya irkilerek arkasını döndü. Elif gülümsüyordu. “Hoş geldiniz.” “Teşekkür ederim.” “Toplantı odası hazır.” “Demir Bey geldi mi?” Elif hafifçe başını salladı. “Yaklaşık yarım saattir burada.” Arya’nın içinden açıklayamadığı bir his geçti. “Her zamanki gibi erkenci...” Henüz onu gerçekten tanımıyordu. Ama kısa sürede bir şey fark etmişti. Demir Arslan, işine karşı son derece disiplinliydi. Bu özelliğini seviyordu. Toplantı salonunun kapısı açıldı. İçeride uzun, koyu ceviz ağacından yapılmış büyük bir masa vardı. Duvarlardan biri tamamen dijital ekranlarla kaplıydı. Diğer tarafta ise proje maketleri diziliyordu. Odada altı kişi vardı. Mert, iki mimar, bir peyzaj uzmanı, bir proje koordinatörü ve masanın en ucunda Demir Arslan vardı. Siyah gömleğinin kollarını dirseklerine kadar sıvamıştı. Önünde açık duran çizimlere dikkatle bakıyordu. Kapının açıldığını duyunca başını kaldırdı. Gözleri Arya’yı buldu. Sadece birkaç saniye... Hiç kimsenin fark etmeyeceği kadar kısa... Ama ikisinin de hissedeceği kadar uzun... Bakışları birbirine değdi. Arya, bu kez gözlerini kaçırmadı. Demir de kaçırmadı. Sonra ayağa kalktı. “Hoş geldiniz Arya Hanım.” Sesi her zamanki gibi sakindi. “Hoş bulduk.” Demir masanın yanındaki sandalyeyi gösterdi. “Lütfen.” Arya yerine oturdu. Masanın tam karşısında Demir vardı. İkisini ayıran şey yalnızca birkaç metreydi ama nedense ikisi de birbirinin varlığını odadaki herkesten daha fazla…