Bölüm 3: Dünya Küçük
Yazar: Aybige

"Hayat bazen seni, adını bile bilmediğin birine doğru sessizce yürütür. O an bunun kader olduğunu anlamazsın. Sadece kalbinin ilk kez farklı attığını hissedersin." İstanbul... Şehrin en güzel sabahlarından biriydi. Gökyüzü açık mavinin en duru tonuna bürünmüş, güneş henüz bütün sokakları ısıtmaya başlamamıştı. Hafif esen rüzgâr, ağaçların yapraklarını usulca sallıyor, caddelerde yeni başlayan hareketlilik şehre canlılık katıyordu. Arya, yatak odasının geniş camını açıp derin bir nefes aldı. Sabahın temiz havası yüzüne çarparken gözlerini birkaç saniyeliğine kapattı. Her önemli gününde yaptığı gibi... Önce sakinleşiyor... Sonra kendini o güne hazırlıyordu. Bugün sıradan bir gün değildi. Aylar boyunca üzerinde çalıştığı proje, İstanbul'un en büyük mimarlık şirketlerinden birine sunulacaktı. Bu fırsat, kariyerinde yeni bir kapı açabilirdi. Yatağının üzerine özenle bıraktığı dosyalara baktı. İçlerinde gecelerce üzerinde çalıştığı çizimler vardı. Her ayrıntıyı defalarca değiştirmiş... Her renk tonunu tek tek seçmiş... Her odaya küçük bir hikâye yazmıştı. Çünkü Arya'ya göre... Bir bina sadece duvarlardan oluşmazdı. İçinde yaşayacak insanların anılarıyla tamamlanırdı. Telefonunun ekranı aydınlandı. En yakın arkadaşı Duru arıyordu. Arya gülümseyerek telefonu açtı. "Günaydın." Karşı taraftan neşeli bir ses yükseldi. "Uyandın mı güzel mimarım?" "Kırk dakika önce." "Heyecanlı mısın?" Arya kısa bir sessizlikten sonra pencerenin önündeki şehre baktı. "Biraz." "Yalan." Arya hafifçe güldü. "Tamam... Çok heyecanlıyım." "Olman normal. Arslan Mimarlık sıradan bir şirket değil." "Biliyorum." "Sen de sıradan biri değilsin." Bu cümle Arya'nın yüzünde sıcacık bir gülümseme oluşturdu. "Teşekkür ederim." "Bugün oraya girerken tek bir şeyi unutma." "Neyi?" "Onların seni seçmesini bekleme." Arya şaşırdı. "Duru?" "Sen de onları seçiyorsun." Arya birkaç saniye sustu. Arkadaşının bu sözleri omuzlarındaki yükü biraz hafifletmişti. "Haklısın." "Hem..." Duru kahkaha attı. "Kim bilir belki şirket sahibini de etkilersin." Arya gözlerini devirdi. "Ben iş için gidiyorum." "Tamam tamam..." "Romantik film izlemeyi bırak." "Olmaz." İkisi de gülmeye başladı. Telefon kapandığında Arya'nın içindeki gerginlik biraz olsun azalmıştı. Yaklaşık bir saat sonra... Arya aynanın karşısındaydı. Dolabını açtı. Bugün güçlü görünmeliydi. Abartılı değil... Şık. Sade ama akılda kalıcı. Krem rengi yüksek bel kumaş pantolonunu çıkardı. Üzerine siyah saten bir bluz seçti. İnce altın kolyesini taktı. Saçlarını omuzlarına doğal dalgalar halinde bıraktı. Makyajını her zamanki gibi hafif yaptı. Son olarak bileğine vanilya ve yasemin kokulu parfümünü sıktı. Aynaya baktığında... Karşısındaki kadın gergindi. Ama aynı zamanda hazırdı. Dosyalarını çantasına yerleştirdi. Evden çıkmadan önce salonun ortasında durdu. Sessizce etrafına baktı. Bu ev... Hayatının ilk büyük başarısıyla tuttuğu evdi. Her köşesini kendi tasarlamıştı. Duvara asılı küçük çerçevelerden birinde çocukluk fotoğrafı vardı. Fotoğrafa bakıp gülümsedi. "Küçük Arya..." "Hayalini kurduğun yere bir adım daha yaklaşıyorsun." Anahtarlarını aldı ve kapıyı kilitledi. Ve hayatının yönünü değiştirecek güne doğru yürümeye başladı. Aynı dakikalarda... İstanbul'un başka bir noktasında... Şehrin en yüksek plazalarından birinin en üst katında... Demir Arslan, takım elbisesinin ceketini iliklerken tavana kadar uzanan camların önünde duruyordu. Sabah güneşi, odasının siyah ve gri tonlarla döşenmiş modern dekorasyonuna vuruyor, her şey kusursuz bir düzen içinde görünüyordu. Masasının üzerindeki dosyalar milimetrik şekilde dizilmişti. Kalemler aynı hizada... Bilgisayar tam ortaya yerleştirilmiş... Hiçbir şey gelişigüzel değildi. Çünkü Demir için... Düzen... Kontrol demekti. Ve kontrolü kaybetmekten hoşlanmazdı. Kapı hafifçe çalındı. "Demir Bey?" "Gel." Sekreteri Elif içeri girdi. "Bugünkü sunum için tüm ekip hazır." "Kaçta başlıyor?" "11:00'da" dedi Elif. Demir saatine baktı. Henüz kırk dakika vardı. Elif dosyayı uzattı. "İç mimar da birazdan şir…