Bölüm 2 Demir Arslan
Yazar: Aybige

"İnsanlar beni güçlü sanıyordu. Oysa kimse, en güçlü insanların bile bir gün tek bir bakış karşısında yenilebileceğini bilmiyordu." Sabah saat 06.00. Şehrin büyük bir kısmı hâlâ uykudayken, Demir Arslan çoktan güne başlamıştı. Yatak odasının geniş camlarından içeri giren gün ışığı, modern ve sade döşenmiş dairesini aydınlatıyordu. Siyah ve gri tonlarının hâkim olduğu evde gereksiz hiçbir eşya yoktu. Her şey yerli yerindeydi. Tıpkı Demir'in hayatı gibi... Disiplinli, planlı, kontrol altında ve daha sonra yatağından kalktı. Perdeleri açtı. İstanbul, ayaklarının altındaydı. Bir süre sessizce şehri izledi. Başkaları için bu manzara huzurdu. Demir içinse sadece yeni bir iş günü... Duşunu aldıktan sonra siyah gömleğini giydi. Kolundaki saati taktı. Aynaya baktığında yüzünde tek bir duygu bile okunmuyordu. Çünkü yıllar önce öğrenmişti... Duygularını herkes göremezdi. Mutfağa geçti. Kahvesini hazırladı. Telefonu çalmaya başladı. Ekranda tek bir isim vardı. Mert. En yakın arkadaşı... Ve aynı zamanda şirketin finans müdürü. "Toplantıyı öne çektik." Demir kahvesinden bir yudum aldı. "On dakikaya oradayım." Kısa konuşmayı bitirdi. Demir gereksiz kelimeleri sevmezdi. Ona göre insanlar ne kadar az konuşursa, o kadar az hata yapardı. Yarım saat sonra... Siyah spor otomobili şirket binasının önünde durdu. Gökyüzüne uzanan cam kaplı bina, Arslan Mimarlık ve Yapı yazısıyla dikkat çekiyordu. Demir arabadan indiği anda güvenlik görevlileri saygıyla selam verdi. "Günaydın Demir Bey." Başını hafifçe salladı. Şirketin her çalışanını ismiyle tanıyordu. Çünkü onun için başarı, sadece büyük projeler değil... Yanında yürüyen insanlara da değer vermekti. Asansör en üst kata ulaştığında sekreteri Elif onu karşıladı. "Demir Bey, saat on birde yeni otel projesiyle ilgili sunum var." "Dosyaları masama bırak." "Tabii efendim." Demir odasına geçti. Tüm duvarı kaplayan camın önünde durdu. Şehir yine ayaklarının altındaydı. Ama nedense... İçinde açıklayamadığı bir boşluk vardı. Her şeye sahipti. Başarı... Para... Saygınlık... Ama eve döndüğünde onu bekleyen kimse yoktu. Bazen geceleri düşündüğü tek şey buydu. "İnsan gerçekten her şeye sahip olabilir miydi?" Toplantı başladığında herkes sunumunu yaptı. Demir dikkatle dinledi. Tek bir ayrıntıyı bile kaçırmıyordu. Sunum bittiğinde dosyayı kapattı. "Revize edin." Salonda kısa bir sessizlik oluştu. "Neyi değiştirelim Demir Bey?" Demir pencereye baktı. "Bu proje güzel." Ardından ekledi: "Ama hissi yok." Kimse ne demek istediğini tam anlayamadı. Oysa Demir için binalar sadece beton değildi. Bir insan, yaşadığı yere de ruhunu bırakmalıydı. Akşam olduğunda herkes şirketten ayrılmıştı. Demir hâlâ ofisteydi. Şehrin ışıkları birer birer yanarken masasındaki dosyaları kapattı. Telefonunu eline aldı. Sosyal medyada gezinmeyi sevmezdi. Tam ekranı kapatacakken karşısına bir fotoğraf çıktı. Yeni açılan bir butik otelin iç tasarımı... Fotoğrafın altında küçük bir not vardı. "İç mimar: Arya Karaca." Demir birkaç saniye boyunca ekrana baktı. İsmi ilk kez görüyordu. Ve hiçbir şey hissetmediğini sandı. Telefonunu cebine koydu. Bilmediği tek şey vardı... Kader, onları birbirine yaklaştıran ilk adımı çoktan atmıştı. Henüz tanışmamışlardı. Ama hayat, görünmez iplerini sessizce örmeye başlamıştı. "Bazı isimler önce gözlerine çarpar... Sonra kalbine kazınır." 🥀