Bölüm 1 Arya Karaca
Yazar: Aybige

Bazı Hikâyeler Sessiz Başlar "Her insanın hayatı, fark edilmeden değişmeye başladığı bir güne sahiptir. Benimkisi ise sıradan sandığım bir pazartesi sabahıydı." Sabahın ilk ışıkları, İstanbul'un gökyüzünü turuncunun en yumuşak tonlarıyla boyarken telefon alarmı üçüncü kez çalmaya başladı. Arya , gözlerini aralamadan alarmı susturdu. Birkaç saniye daha yatağında kaldı. Pencerenin ince tül perdelerinden içeri süzülen güneş ışıkları odasını aydınlatıyordu. Açık krem duvarlar, kitaplarla dolu raflar, çalışma masasında yarım kalmış çizimler ve pencere kenarında dizilmiş küçük sukulentler... Burası tam anlamıyla Arya'nın ruhunu yansıtıyordu. Sade, sıcak ve huzurlu. Derin bir nefes aldı. "Yeni bir gün..." Yatağından kalkıp balkona çıktı. Sabahın serin rüzgârı uzun kahverengi saçlarını hafifçe savururken, elindeki fincandan yükselen kahve kokusu ona her zamanki huzuru veriyordu. İstanbul henüz tam anlamıyla uyanmamıştı. Arabaların sesi uzaktan belli belirsiz duyuluyor, martılar gökyüzünde özgürce süzülüyordu. Arya, her sabah yaptığı gibi birkaç dakika boyunca sadece şehri izledi. Çünkü gün başlamadan önce sessizliğe ihtiyacı vardı. Telefonu masanın üzerinde titredi. "Günaydın kızım." Annesinin mesajıydı. Gülümseyerek cevap yazdı. "Günaydın anne. Kahvemi içiyorum. Birazdan işe çıkacağım." Mesajı gönderdikten sonra fincanını mutfağa bıraktı. Duşunu aldı. Bugün için seçtiği kıyafet oldukça zarifti. Krem rengi yüksek bel kumaş pantolon... Siyah saten askılı bluz... Bej ince topuklu ayakkabılar... Boynunda ince altın bir kolye... Saçlarını doğal dalgalarıyla omuzlarına bıraktı. Aynanın karşısına geçti. Abartısız bir makyaj yaptı. Parfümünü sıktığında odanın içine vanilya ve yasemin kokusu yayıldı. Aynaya son kez baktı. Kendini beğenmek için değil... Hazır olup olmadığını anlamak içindi daha sonra çantasını aldı. Evden çıkmadan önce salondaki çerçevelerden birine kısa bir bakış attı. Çocukluğundan kalma bir aile fotoğrafı... Dudaklarında buruk bir tebessüm oluştu. Hayat ona erken yaşta güçlü olmayı öğretmişti. Belki de bu yüzden kimse onun kırıldığını kolay kolay anlayamazdı. Apartmandan çıkıp arabasına bindi. En sevdiği şarkıyı açtı. Şehir artık tamamen uyanmıştı. Kırmızı ışıkta beklerken yan şeritte küçük bir kız çocuğunun annesine sarıldığını gördü. İçten içe gülümsedi. "Sevgi..." Dünyadaki en güzel şeydi. Ve en çok korktuğu şey de onu kaybetmekti. Yaklaşık yirmi dakika sonra çalıştığı mimarlık ofisine ulaştı. Kapıdan içeri girer girmez arkadaşlarının sesleri yükseldi. "Günaydın Arya!" "Günaydın." Ofisin enerjisi bir anda değişmiş gibiydi. Çünkü Arya sadece başarılı bir iç mimar değildi. İnsanların gününü güzelleştiren biriydi. Masasına oturdu. Bilgisayarını açtı. Yeni otel projesinin çizimlerine baktı. Hayalini kurduğu yaşam alanlarını tasarlamak, çocukluğundan beri en büyük tutkusuydu. Ama o gün... İçinde açıklayamadığı bir his vardı. Sanki hayatı görünmez bir ip tarafından yavaş yavaş bambaşka bir yöne çekiliyordu. Henüz bilmiyordu... "Bazı insanlar hayatına yavaşça girer... Bazıları ise tek bir bakışla bütün düzenini değiştirir." 🥀