SAMYELİ MAHALLESİ (TAMAMLANDI)

|5

Yazar:

SAMYELİ MAHALLESİ (TAMAMLANDI) - Mely kitap kapağı
SAMYELİ MAHALLESİ (TAMAMLANDI) kitap kapağı

Ayağa kalktım. Gözlerim, harabeye dönmüş binaya takıldı. İçimde kararlı bir alev yanıyordu. Ne olursa olsun, hiçbirine zarar gelmesine izin vermeyecektim. Omzumda bir elin sıcaklığını hissettiğimde başımı çevirdim. Melih yanımdaydı. Diğer yanımda Nazeni belirmişti, sessizce duruyordu. Onun hemen yanında Serhat, tekerlekli sandalyesindeydi. Melih'in öbür tarafında Revan yerini almıştı. Sessizlik bir an sürdü. Ardından Melih, dudaklarında hafif bir gülümsemeyle öne çıktı. "Ee hadi o zaman." Sözü havada asılı kaldı ve binaya doğru ilk adımı attı. Biz de onu izledik. O an, üst kat pencerelerinden birinden Silo'nun bizi izlediğini fark ettim. Bakışlarımız kesişti. Gözlerinde belirsiz bir onay vardı; karışık bir güven duygusu gibi. Gözlerimi hızla ondan çektim. Nazeni, Serhat'ın sandalyesini sürerken yanına geçtim ve yavaşça kolundan tutarak sandalyeyi devraldım. Serhat başını hafifçe yana çevirdi, sesi kısık ama netti. "Dedikleri doğruysa... sence yürür müyüm?" Bir cevap verdim ama içinde umut yoktu. "Olabilir." Fazlasına hakkı yoktu; gerçek, onu hayal kırıklığına uğratmamalıydı. Melih çoktan binaya girmişti. Ardından kol kola girmiş halde Nazeni ve Revan girdiler. Biz de arkalarından içeri adım attık. İçeride karşılaştığımız manzara, dışarıdaki çöküntünün aksine neredeyse ütopyaydı. Tüm yüzeyler mat siyaha boyanmıştı. Ortalıkta birçok insan, bilgisayar başında bir şeyler yapıyor, tıklamalar ve veri akışı arasında kayboluyorlardı. Derken gür bir ses ortamı yararak yükseldi. "Ee, hoş geldiniz o zaman, Samyeli çocukları!" Hepimiz aynı anda sese döndük. Silo, kollarını iki yana açmış, gülümseyerek bize doğru geliyordu. Ama o gülümsemenin ardında bir huzursuzluk vardı. Sanki herkesin gözleri, onun kahkahasında gizlenmiş bir tehlikeyi sezmişti. Bakışlarını Serhat'a çevirdi. "Önceliğimiz Serhat. Onu hemen kliniğe alıp tedaviye başlamamız gerek." Serhat'ın gözlerinde bir ışık belirdi. O ana dek söndüğü düşünülen kıvılcım, yeniden yanmaya başlamıştı. Nazeni öne çıktı, sesi sakindi ama içinde gizli bir telaş vardı. "Klinik nerede?" Silo başını eğdi. "Burada." Melih araya girdi, kaşlarını hafifçe çatarak. "Bu küçük binada mı?" Silo'nun cevabı histerik bir kahkaha oldu. Gözlerinde parlayan bir eğlenceyle Melih'e döndü. "Evet, bu binada." Yüzündeki ifade bir an bile ciddileşmeden arkasını döndü. "Beni izleyin." Sola kıvrıldı. Ben de sandalyeyi o yöne çevirerek peşinden yürümeye başladım. Melih, Nazeni ve Revan'ı iki kolunun altına almıştı. Aralarında garip bir dayanışma vardı; sessiz ama güçlü. Yürürken Serhat'ın omzuna elimi koydum. O an hiçbirimiz konuşmadık. Her şey, binanın o karanlık koridorunda yeni bir sayfaya doğru ilerliyordu. Silo, asansörün önünde durdu. Hiçbir şey demeden içeri ilk o girdi. Melih ve diğerleri onu takip edip kenarlara çekildiğinde, ben sandalyeyi ortada konumlandırıp frenlerini kapattım. Kenara geçtiğimde Silo paneldeki tuşlara uzandı ve -1'e bastı. Asansör sarsılmadan aşağı inmeye başladı. Ancak ışıklar aniden söndü. Her şey karanlığa gömüldü. Sadece aşağıya doğru süzülen o mekanik uğultu kalmıştı geride. Yanımda duran Revan, kolumu tuttu. Parmakları gerilmişti. Hafifçe yana eğilip fısıldadım. "Korkma." Cevap vermedi, ama elini bırakmadı. Hatta daha da sıkı tuttu. Nefesi sessizce yanaklarıma çarparken karanlık biraz daha yoğunlaştı. Asansör aniden durduğunda tavan ışıkları tekrar yandı. Gözler alışmaya çalışırken, herkesin yüzü bize dönmüştü. Revan hemen kolumu bıraktı, bir adım geriye çekildi. Sanki hiçbir şey olmamış gibi. Ama olmuştu. O anın içinde bir şey değişmişti. Kapı açıldı. Silo önde yürümeye devam etti. Biz de arkasına düzüldük. Tam köşeyi dönerken önümüzde biri belirdi. Adamın yüzünde sert ama ifadesiz bir duruş vardı. Gözlerini Silo'ya çevirdi. "Her şey hazır." Sonra başını bize çevirdi. Gözleri Serhat'ın sarılı bacağına takıldığında dudakları kımıldamadan sadece bakmaya devam etti. Bir şey demedi. Silo, duraksamadan yürümeye devam etti. Aramızda kimse konuşmadı. Sadece ayak seslerimiz yankılanıyordu.…

Bölümün tamamını WritePad'de oku