BÖLÜM-44
Yazar: BÜŞRA

=== ARTIK YALNIZ DEĞİLİM Göz kapaklarımdan içeriye süzülen güneş ışıkları artık rahatsız etmeye başladığında hafifçe kıpırdandım. Bilincim yavaşça zihnimde dolanmaya başlayan düşüncelerle yerine gelmeye başlamıştı. Zihnime düşen ilk düşünceler tüm uyku kırıntılarının anında yok olmasına yeterken yorgun bir sızlama ile açıldı göz kapaklarım. Uyku mağduru gözlerim yan yatan bedenimle görüş açısındaki pencerelere bakmıştı. Benim yaptığımı hatırlamadığım şekilde kapatılmış olan perdelerin köşesinde küçük bir boşluk açık kalmıştı. Güneş ışıkları alay edercesine benimle, küçük aralıktan tam olarak yüzüme yansıyordu. Yorgunca kırparken gözlerimi yavaşça yattığım yerden döndüm. Sırt üstü yatarken kafamı çevirip yatağın diğer tarafına baktım. Bedenimi sarmış olan soğukluk zaten yalnız olduğumun farkında olmamı sağlarken gördüğüm boşluk bunu kanıtlamıştı. Yavaşça hafif doğrulup ellerimi yatağa yaslayarak etrafa bakındım yorgun gözlerle. Perdelerin arasından içeriye sızan güneş ışıkları saatin epey geç olduğunu gösteriyordu ancak üzerimde günlerce uyusam dahi geçmeyecek bir yorgunluk var gibiydi. Bu yorgunluğun bedenen olmasından çok zihinsel bir yorgunluk olduğunun da farkındaydım ne yazık ki. Bacaklarımı ağırca yataktan sarkıtıp yatağın yanındaki komidinin üzerindeki telefona uzandım. Ekranı açıp saati kontrol ettiğimde tahmin ettiğim gibi saatin neredeyse öğlen olduğunu görmüştüm. Telefonu yatağın üzerine bırakıp ayağa kalktığım sırada beklemediğim şekilde evin içinden tıkırtı sesleri geldiğini fark ettiğimde şaşkınlıkla kapıya bakmıştı gözlerim. Güneş ışıklarıyla gözlerimi ilk açtığımda Zahir'in çoktan gittiğinden emindim. Onun için bu saate kadar uyumanın dışında, evde kalması gibi bir ihtimal görmemiştim doğruca. Adımlarım ağırca yatak odasından çıkarken yaklaştıkça seslerin arttığı mutfaya ilerledim. Açık olan kapının köşesinde dururken şaşkın gözlerim istemsizce içeriye bakmıştı. Ocağın üzerindeki tavada her ne varsa elindeki kaşıkla karıştırıyordu. Tavanın hemen yanındaki ateşin üzerindeki çaydanlığın üzerinden dumanlar çıkıyordu. Elindeki kaşığı lavabonun içine bırakıp yanındaki iki yumurtaya uzanmasını izledim. Dikkatlice yumurtaları tavanın içine kırdıktan sonra kenarda duran çöp kutusuna atmıştı onları. Geriye dönerek bıraktığı kaşığı alıp yıkamıştı doğruca. Şaşkın bakışlarım tamamen temiz ve düzenli olan mutfakta dolanırken sırtı bana dönük olan Zahir'in mutfakta her haraketiyle titizlikle çalışmasını izledim birkaç dakika sessizce kapının kenarında gizlenirken. Bu adam, cidden düzen takıntısına sahipti. Şaşkın bakışlarım eşliğinde izlemeyi bırakıp sessizce mutfaktan içeriye girdim. Musluğun altında ellerini yıkarken kollarımı yavaşça arkasından beline sardım. Yüzümü geniş sırtına yaşlarken musluğun kapandığını duydum. Islak elleri beline sardığım ellerimin üzerine konmuştu. Ellerimi yavaşça ayırırken yönünü dönerek yüz yüze gelmemizi sağlamış, tuttuğu ellerimi özenle tekrar kendi beline yerleştirerek tutmaya devam etmemi sağlamıştı. Kendi ellerini de benim belime yerleştirdi hemen sonrasında. Boy farkıyla yüzüne bakabilmek için kafamı yukarı kaldırmak zorunda kaldım. Yukarıdan bakan yeşilleri parlamalarıyla yüzümde dolanmıştı bir süre, dudaklarında huzur dolu bir gülümseme varken. "İzlemek hoşuna gitmiş olabilir ama bir dahakine gizlice izlemek yerine yanıma gel. Arkamda değil yanımda olmanı istiyorum her zaman. Gözümün önünden ayrıldığın an özlüyorum." Kafasını daha fazla eğerek dudaklarını yanağıma bastırırken hafifçe açıldı gözlerim. Hemen çekilmeyip birkaç saniye öylece kalıp içine derin bir nefes çekmişti. "Geldiğimi fark etmiş miydin?" Geriye çekildiğinde şaşkınca sordum. Gözlerimdeki ifadeye bakarken hafifçe gülmüştü. "Yavrum karşında özel kuvvetlerde görev yapan bir Yüzbaşı duruyor. Geldiğini fark etmemem asıl sorun olmaz mıydı?" Bakışları gülümseyerek yüzümde dolanırken hafifçe kızardığımı hissettim. Kafamı yavaşça indirip bakışlarımı kaçırdım. Uyandığımda bir süre alıklık mı geliyordu bana acaba? Ellerinin birin…